Toplumsal Ekoloji Nedir?

Toplumsal Ekoloji Nedir?

Öyle ya da böyle, artık herkes sürdürülemeyen yaşam biçimlerinin ve yağma kültürünün yol açtığı tahribatın farkında sanırım. Fakat hala pek çoklarımız için ne yazık ki hasta dünyamız kaderine terk edilebilir durumda. Bizler tam da böyle düşünmeyen insanlar olarak değişimin ve aksiyonun peşinde olmalıyız diye düşünüyorum. Teorik açıdan desteklenmeyen hiçbir eylem, ne yazık ki beyhude bir çabadan öteye gidemiyor. O yüzden hep beraber öğrenmeye; doğa – insan ilişkisi ve ekoloji üzerine düşünmeye, üretmeye ve konuşmaya devam etmemiz gerekiyor. Bugün bu bağlamda biraz toplumsal ekoloji konuşalım istiyorum.

Toplumsal ekoloji, çevre krizinin çözümü üzerine getirilmiş kendi içinde en tutarlı eko-felsefi akımlardan birisidir. ‘’Kendi içinde’’ diyorum çünkü uygulanabilirliği konusunda oldukça kuvvetli çekinceler de yok değil. Bu konudaki kararı sizlere bırakacağım.

Toplumsal ekoloji, Amerikalı bilim insanı Murray Bookchin tarafından ortaya atılmış bir fikirdir. Ekolojik yıkımın sebeplerini görmek istiyorsak insanın doğa üzerindeki tahakkümüne bakmamız gerektiğini, insanın doğa üzerindeki tahakkümüne bakacaksak da önce insanın insan üzerindeki tahakkümünü görmemiz gerektiğini söyler. Aslında toplumsal ekoloji fikrinin bütün temellerini de bu kalıp üzerine inşa eder.

Bookchin; doğayı, giderek genişleyen, evrimsel süreci içinde çeşitlenen organik ve inorganik formların bütünü olarak tanımlar. Belirgin bir ölçüde Marx’ı takip ederek birincil ve ikincil doğa ayrımına gider. Buna göre kabaca birincil doğa, insan etkisinden bağımsız olan doğadır. İkincil doğa ise doğanın emek süreçleri sonucu müdahale edilmiş kısmını tanımlar. Yani insan tarafından yaratılan değerlerin toplamı. Bookchin, bu ikisini birbirinden ayırmıyor. İşte toplumsal ekoloji fikrini diğer fikirlerden ayıran şey de tam olarak bu noktada başlıyor.

Mutlak Denge Mümkün mü?

Bir bütün olarak doğanın bu iki gelişiminin birbirlerine zıtlık oluşturmadığını, bilakis birbirlerini zenginleştiren ve besleyen iki unsur olduğunu düşünen belki de tek akım toplumsal ekoloji olarak karşımıza çıkıyor. Bookchin’e göre bu iki unsur arasında kesinlikle hiyerarşik bir ilişki kurulamaz. O yüzden birincil doğayı ikincil doğa içerisinde eritmeye çalışan faydacı ve insan öncelikli düşünen çevrecilere karşı olduğu gibi, insan sorunlarını küçümseyen bir nevi ‘’insansız doğa’’ anlayışı içerisinde olan derin ekoloji gibi fikirleri de reddeder. 

Bookchin’e göre ekolojik krizin asıl sebebi, modern toplumun geçmişteki tüm toplumlardan daha çok organik evrimi bozuyor olmasıdır. Oysa insanlık, hayat dokusunun bir parçasıdır ve geleceği; doğal hayatın çeşitliliğine, organizmaların giderek karmaşıklaşması ve karşılıklı bağımlılık biçimlerine evrilmesine bağlıdır. Yani toplumsal ekolojiye göre hiçbir üstünlük ilişkisi ekolojik yıkıma çözüm olamaz. İnsanlar da dahil olmak üzere doğanın bütün unsurları akılcı bir birliktelik içerisinde olmalılardır. Asıl tartışılması gereken şey insanların doğaya müdahalesi değil, bu müdahalenin hangi etik kurallar çerçevesinde olması gerektiğidir.

Buraya kadar her şey oldukça güzel. Hatta Bookchin, gayet tabii toplumsal ekolojinin mümkün olduğu bir sistem de öneriyor. Hiyerarşi fikrine olan takıklığından da anlayabileceğiniz üzere kendisi bir anarşist. Ekolojik krize çözüm önerisi olarak sunduğu sistem de haliyle anarşizm. 

Bookchin; eski çağlarda eşitsizlik gibi bir durum olmadığı için insanların “eşitlik” kelimesini anmadıkları toplumların var olduğunu söylüyor. Ekolojik kriz, kabaca modern insanın suçu olduğuna göre çözüm fazlasıyla basit. Fakat başta bahsettiğim uygulanabilirlik konusundaki çekinceler de burada başlıyor. Çünkü Bookchin, modern insanın hiyerarşinin olmadığı bir komün düzeni içerisinde pek tabii yaşayabileceğini düşünüyor. Sunduğu bu ütopyaya geçişin de topyekün bir devrimle değil var olan sistemin içeriden küçük küçük delinmesi ile mümkün olacağını savunuyor. Yine başta söylediğim gibi karar tamamen sizin…