Ünlü Yönetmenlerin Favori Filmleri

Ünlü Yönetmenlerin Favori Filmleri

Güncelleme Tarihi: 5 Mayıs 2026

Hepimizin sinema zevkini şekillendiren bir yönetmen vardır. Filmlerini ezbere bildiğimiz, yeni işi çıktığında heyecanlandığımız… Peki o hayranı olduğumuz ünlü yönetmenlerin favori filmleri neler? Onlar hangi filmlerden besleniyor, hangi sahhnenler onları etkiliyor? İlham aldıkları, etkilendikleri filmleri sizin için bir araya getirdik. Çünkü bazen bir yönetmeni gerçekten anlamanın yolu, sadece onun çektiği filmlerden değil, izlediklerinden de geçiyor. Hazırsanız başlıyoruz!

Quentin Tarantino’nun Favori Filmleri

Tarantino, Western filmlerine büyük ilgi duyan bir isim. Şaşırdık mı? Elbette hayır. Django Unchained, Once Upon a Time in Hollywood, The Hateful Eight gibi filmlerinde de bunun izlerini fazlasıyla görebiliyoruz. Yönetmenin en sevdiği film ise The Good, the Bad and the Ugly. Clint Eastwood’un başrolünde yer aldığı film, bir neslin en çok etkilendiği yapımlar arasında. Tarantino’nun gerilim kurma biçimini, uzun bakışlı düello sahnelerini ve müzik kullanımını doğrudan etkileyen bir yapı taşı. 

Die Hard filmini çok zekice ve ustaca yapılmış bir film olarak görüyor; Near Dark’ın en büyük hayranı olduğunu belirtiyor; Rolling Thunder ise Tarantino’nun filmografisinde sıkça gördüğümüz “revenge” hikayelerinin temelini oluşturuyor.  Ve tabii ki Rio Bravo… Howard Hawks imzalı bu klasik, Tarantino’nun en sevdiği oyun alanını açıklıyor: uzun, akılda kalan ve sahnenin ritmini tamamen değiştiren konuşmalar.

Ünlü yönetmenlerin favori filmleri neler diye baktığımızda, Tarantino’da şunu fark ediyoruz: onun sineması “yeni” bir şey yaratmaktan çok, sevdiği filmlerin ruhunu alıp yeniden kurmak üzerine.

Christopher Nolan’ın Favori Filmleri

Nolan’ın sinemasını düşündüğümüzde akla ilk gelen şey genelde zaman: bükülen, parçalanan, yeniden kurulan zaman. The Prestige, Inception, Memento gib yapımları IMDb Top 250 listesine sokmayı başaran yönetmenin bu “zaman” takıntısını anlamak için onun izlediklerinen bakmak yeterli. 

Kubrick’in başyapıtı olan 2001: A Space Odyssey, Nolan’ın favori filmlerinden ve bu, yönetmenin büyük ölçekli hikaye anlatımına ve görsel sadeliğin içindeki derinliğe olan ilhisini açıkça hissettiriyor. Özellikle Interstellar’da gördüğümüz kozmik yalnızlık ve insan temaları, bu etkinin bir yansıması. 

Blade Runner, Nolan’ın şehir estetiğini ve varoluşsal sorgulamalarını besleyen önemli kaynaklardan biri. Işık, mimari ve yalnızlık hissi… Nolan’ın dünyalarında bu üçlü neredeyse her zaman birlikte çalışıyor. Memento’dan fazlasıyla bildiğimiz Nolan’ın doğrusal olmayan hikaye anlatımına teorik bir zemin hazırlayan film ise Chris Marker’dan La Jetée

Yönetmenin favori filmleri arasında bir diğer kritik referans ise Heat. Michael Man’in bu modern suç klasiği, profesyonel suç dünyasını neredeyse matematiksel bir kesinlikle kurmasıyla, Nolan’ın özellikle The Dark Knight’te kurduğu yapı için güçlü bir ilham kaynağı.

Ünlü yönetmenlerin favori filmleri listemizde Nolan’ı ele alınca görüyoruz ki, onun için filmler sadece izlemek için değil, çözmek için; çünkü sinema bir hikaye anlatma aracı olmanın yanında bir düşünme biçimi. 

Martin Scorsese’nin Favori Filmleri

Usta yönetmenlerin favori filmleri listemizde bir diğer önemli isim, sinemayı bir yaşam biçimi olarak gören Martin Scorsese. Film izlemek, film yapmak ve film tarihi üzerine konuşmak onun dünyasının parçaları. Bu yüzden yönetmenin favori filmleri “iyi filmlerden” çok daha fazlası. 

Fellini hayranı Scorsese’nin en sevdiği filmlerden biri . Yaratıcılık krizini ve bir yönetmenin zihnini parçalı yapı üzerinden anlatan bu film, Scorsese’nin sinemaya bakışını derinden etkilediği bir gerçek. Gerçek ile hayalin iç içe geçtiği bu dünya, onun anlatılarındaki duygusal karmaşıklığın da anahtarlarından biri.

Benzer şekilde The Red Shoes, Michael Powell ve Emeric Pressburger imzasıyla, sanat uğruna her şeyi feda etme temasını büyüleyici bir görsellikle sunuyor. Scorsese’nin karakterlerinin çoğunda gördüğümüz “takıntı” hali, bu filmle daha da anlam kazanıyor.

Ve tabii ki Citizen Kane… Orson Welles’in sinema tarihini değiştiren filmi, anlatı yapısı ve görsel diliyle Scorsese’nin sinema yaklaşımının temel taşlarından. Kameranın sadece bir araç değil, başlı başına bir anlatıcı olabileceğini gösteren bu film, onun stilini anlamak için de önemli bir anahtar.

Ve evet, Scorsese sinemayı yalnızca hikaye anlatmak için değil, duyguları, takıntıları ve insan doğasının karmaşasını keşfetmek için kullanıyor. Yönetmenin favori filmleri de tam olarak bunu yapıyor.

Steven Spielberg’in Favori Filmleri

ünlü yönetmenlerin favori filmleri

Steven Spielberg denince akla gelen şey çoğu zaman hikaye anlatma büyüsü. Bu büyü ise, yönetmenin favori filmleri neler diye bakınca ortaya çıkıyor. Bu listenin kalbinde Lawrence of Arabia var. David Lean’in epik başyapıtı, geniş çöl manzaraları ile kurduğu görsel ihtişamın ötesinde, büyük hikayeleri insani bir duyguyla anlatma becerisiyle Spielberg’in sinemasını derinden besliyor. Özellikle kalabalık sahnelerde bile karakteri kaybetmeyen anlatım, onun filmlerinde de sıkça karşımıza çıkıyor.

Spielberg’in bilim kurguya yaklaşımın temelinde Kubrick’ten 2001: A Space Odyssey yatıyor. Bilinmeyene duyulan merak, görsel sadelikle kurulan devasa etki ve insanlığın evrendeki yerini sorgulayan anlatı… Ünlü yönetmenlerin favori filmleri denince bu listede Spielberg büyük bir Hitchcock hayranı. Psycho ise onun gerilim anlarını kurarken başvurduğu en önemli kaynaklardan biri. 

Spielberg’in sinema zevkine dair en dikkat çeken detay ise, The Godfather. Francis Ford Coppola imzalı bu başyapıt için Spielberg “en iyi Amerikan filmi” diyor. Karakter derinliği, anlatı dengesi ve neredeyse kusursuz kabul edilen yapısıyla bu tercih, Spielberg’in hikaye anlatımına neden bu kadar önem verdiğini de fazlasıyla açıklıyor.

Alfred Hitchcock’un Favori Filmleri

Usta yönetmenlerin favori filmleri hakkında konuşurken biraz da “gerilim” ile dikkat çeken Alfred Hitchcock’un neleri sevdiğine ve nelerden etkilendiğine bakalım. Onun filmlerinde kurduğu dünyanın arkasında sadece korku ve sürpriz yok; son derece bilinçli bir izleyici yönlendirmesi, kadrajın içindeki her detayı hesaplayan bir bakış ve hikayeyi görsel olarak anlatma takıntısı var. 

En şaşırtıcı detay, yönetmenin favori filmleri çoğunlukla sessiz sinema dönemine ait. 1930’ların sonunda yaptığı listede filmlerin neredeyse tamamı sessiz ki bu onun sinema bakışını net şekilde ortaya koyuyor. Hitchcock için sinema, diyalogdan önce görüntüyle kurulan bir dil. Mesela hırsızlık, cinayet ve yamyamlık içeren Chaplin’in daha karanlık filmlerinden olan The Gold Rush, Hitchcock’un en sevdiği filmlerden biri. Aynı şekilde kıskançlık ve cinayet öyküleriyle kurulu Ewald Andre Dupont filmi Variety, Hitchcock’un seçimleri arasında en açık şekilde Hitchcockvari olanlardan.

Öte yandan Hitchcock’un ilgisi elbette yalnızca sessiz sinemayla sınırlı değil. Les Diaboliques gibi filmler onun ilgisini çekiyor; Henri-Georges Clouzot’nun bu gerilim klasiği, seyirciyi manipüle etme konusunda Hitchcock’un yaklaşımına neredeyse birebir yakın. Benzer şekilde Charles Laughton imzasıyla The Night of the Hunter, ışık ve gölgeyle kurduğu tehditkar atmosferle Hitchcock’un görsel anlatım anlayışına oldukça benzer. Bu tür filmler, onun gerilimi yalnızca hikayeden değil, doğrudan görüntüden nasıl beslediğini anlamak için önemli.

Hitchcock’un favorilerine baktığınızda ortaya çıkan şey oldukça net: O, gerilimi görüntüyle, ritimle ve beklentiyle kuran bir yönetmen. 

Stanley Kubrick’in Favori Filmleri

Ünlü yönetmenler favori filmleri listemizde Kubrick söz konusu olunca “favori film” kavramı dahi farklı çalışıyor; çünkü o, sinemayı analitik bir gözle izleyen yönetmenlerden. “İyi bir filmden ne öğreniyorsan, kötü bir filmden de en az o kadar şey öğrenirsin” yaklaşımıyla tam açgözlü bir sinema izleyicisi. 

Onun favorilerine bakınca belirli bir ortak nokta ortaya çıkıyor: psikolojik yoğunluk ve yer yer karanlık bir mizah. Örneğin Fellini imzalı I Vitelloni, Kubrick’in “tüm zamanların favorilerinden” olarak andığı bir yapım. Gençlik, yönsüzlük ve hayatta sıkışmışlık hissini işleyiş biçimi, onun karakterlerine olan mesafeli ama derin bakışını oldukça iyi yansıtıyor. Benzer etki Wild Strawberries’te görmek mümkün. Bu film için Kubrick’in bizzat “beni en çok etkileyen film” dediği biliniyor. Zaman, pişmanlık ve iç hesaplaşma temaları, zaten Kubrick’in sinemasındaki varoluşsal sorgulamaları anlamak için önemli bir anahtar. 

Öte yandan Kubrick’in karanlık ve rahatsız edici atmosfere olan ilgisi Eraserhead üzerinden daha da netleşiyor. David Lynch’in bu kabus gibi filmi, onun o kadar ilgisini çekmiş ki, filmi evinde sakladığı ve misafirlerine izlettirdiği bile anlatılır. Bu tercih, Kubrick’in sinemada “konfor” aramadığını açıkça gösteriyor. Yönetmenin kusursuz gerilim anlayışına en yaklaşan yaklaşım ise favorilerinden The Texas Chain Saw Massacre filminde de öne çıkıyor. 

Kubrick’in favorilerine bakınca görüyoruz ki onun favorileri izleyiciyi rahatlatmak yerine huzursuz eden, cevap vermek yerine soru soran ve izledikten sonra zihinde uzun süre dolaşmaya devam eden hikayeler anlatıyor.

George Lucas’ın Favori Filmleri

George Lucas denince akla ilk gelen şey elbette devasa evrenler. Mitolojiyle bilim kurgunun iç içe geçtiği, iyiyle kötünün neredeyse masalsı bir netlikte ayrıldığı hikayeler… Bu dünyaların arkasında elbette onun rafine sinema zevki var; etkili hikayeler, güçlü karakterler ve zamanın ötesine geçen anlatılar. 

Akira Kurosawa’nın başyapıtı Seven Samurai, Lucas’ın en sevdiği yapım. Ekip kurma, kahramanlık anlatısı, fedakarlık derken Lucas’ın evren kurma yaklaşımını derinden etkilediğini görüyoruz. Aynı etki Hidden Fortress’ta da var. Hikayeyi alışılmadık bir bakış açısıyla anlatmak, özellikle Star Wars evreninin anlatı yapısına doğrudan ilham. 

Yönetmenin görsel dünyasını doğrudan etkileyen yapımlardan biri, ünlü yönetmenlerin favori filmleri arasında her zaman yer alan 2001: A Space Odyssey. Kubrick’in bu filmi, bilim kurgunun sadece aksiyon değil, aynı zamanda düşünsel bir alan olabileceğini göstererek Lucas’ın “türü ele alış biçimini” genişletiyor. 

Tüm bunları yanında George Lucas’ın Studio Ghibli’nin Spirited Away ve My Neighbor Totoro filmlerini sevdiği biliniyor. Aslında bu hayranlık, onun masalsı katmanlara verdiği önemi de destekliyor. 

Yönetmenin favori filmleri ele alınınca en ilginç detay, Lucas’ın favorileri arasında kendi yarattığı evren de yer alıyor. Star Wars: Episode I – The Phantom Menace’i ayrı bir yere koyuyor.

Evet Lucas, evrensel temaları, güçlü görsel dünyalarla birleştirerek izleyiciyi bambaşka evrenlerin içine davet eden hikayeleri anlatıyor. Anlattığı gibi, bu dünyaları izlemeyi de pek seviyor.

Pedro Almodovar’ın Favori Filmleri

Almodovar sineması renkler, tutkular ve sınır tanımayan duygular demek. Bu yoğun estetiğin ardında sinema tarihine derinlemesine hakim bir bakış ve kadın karakterleri merkeze alan güçlü hikayelere duyulan özel bir ilgi var. Onun favorilerine bakınca da bu dünyayı besleyen referansları açıkça görmek mümkün: melodram, arzu, kimlik ve bastırılmış duyguların patlama anları. 

Yönetmenin favori filmleri arasındaki Opening Night, Almodovar’ın duygusal yoğunlukla kurduğu bağı yansıtıyor; All About Eve sahne arkası rekabeti ve kadın karakterler arasındaki gerilimiyle Almodovar’ın anlatı dünyasına oldukça yakın duruyor. Yönetmenin melodrama olan ilgisi ise Douglas Sirk filmleri üzerinden daha da netleşiyor; özellikle All That Heaven Allows bastırılmış arzu ve toplumsal normlar arasındaki çatışmayı renkli ama acı bir estetikle sunarken, Almodovar’ın anlatı diline doğrudan bir ilham kaynağı oluşturuyor. 

Ünlü yönetmenlerin favori filmleri listemizde Almodovar’ın favorilerine bakınca görüyoruz ki, o karakterlerini korumak yerine açığa çıkaran, bastırmak yerine yüzleştiren ve izleyiciyi duygusal olarak tamamen içine çeken hikayeleri tercih ediyor. 

Wes Anderson’ın Favori Filmleri

Simetri, pastel tonlar ve milimetrik kadrajlar. Ta da, Wes Anderson dünyasına hoş geldiniz! Yönetmenin yarattığı bu kusursuz estetiğin ardında, onun nostaljik sinema sevgisi yatıyor. Favori filmi ise François Truffaut’nun yarı otobiyografik filmi The 400 Blows. Çocukluk, yalnızlık, büyüme sancıları üzerinden kurulan anlatı Anderson’ın karakterlerine oldukça yakın. Filmlerinde sıkça gördüğümüz “dışarıya ait olamama” hissi, yönetmenin favori filminde de hissediliyor. 

Wes Anderson’ın diğer favorileri ise her şeyin bilinçli bir şekilde yerleştiği bir dünyaya sahip, Jacques Tati’den Playtime; gençlik, yabancılaşma temalarıyla Anderson evrenine kapı açan Mike Nichols’tan The Graduate

Wes Anderson’ın favori filmleri de kendi filmleri gibi, sizi hem gülümseten hem de hafifçe iç burkan, detaylarıyla büyüleyen ve izledikten sonra uzun süre akılda kalan hikayeler. 

Sofia Coppola’nın Favori Filmleri

Mutlaka izlemeniz gereken kadın yönetmen filmleri denince Sofia Coppola her zaman ilk akla gelen isimlerden biri oluyor. Onun sineması ilk bakışta sakin ve hatta mesafeli görünebilir; ama o sessizliğin içinde yoğun duygular ve çoğu zaman tarifi zor “boşluk” duygusu var. Zaten Sofia Coppola’nın favori filmlerine bakınca da bu atmosferi besleyen kaynaklar kendini belli ediyor.

Mike Nichols’ın klasiği The Graduate, Sofia Coppola’nın dünyasının merkezinde. Yabancılaşma, yönsüzlük ve gençliğin garip geçiş hali, Coppola’nın karakterlerine yakın. Benzer melankoli Alice in the Cities’te de karşımıza çıkıyor. Wim Wenders imzalı yapım, yolculuk, yalnızlık ve bağ kurma üzerine Coppola’nın anlatı dünyasına pek yakın. 

Coppola’nın görsel estetiğini düşününce, ünlü yönetmenlerin favori filmleri arasında çoğu kez gördüğümüz The Red Shoes dikkat çekiyor. Bu filmin renk kullanımı ve sahne tasarımları Coppola’nın stiline ilham. Görselliğin sadece bir süs değil, duyguların taşıyıcısı olma fikri bu filmde de çok güçlü. Ayrıca usta yönetmenlerin favori filmleri arasında kendine her zaman yer bulan Scorsese’nin klasiği Taxi Driver da Coppola’nın karakterlerine düşündüğümüzden daha yakın. 

Luca Guadagnino’nun Favori Filmleri

Guadagnino sineması yoğun duygular, güçlü karakterler ve bedenle kurulan çok katmanlı bir anlatı sunuyor çoğu zaman. Onun filmlerinde estetik güzel görünmenin ötesinde, arzuyu, kimliği ve ilişkilerin karmaşıklığını hissetmek için var. Peki ya yönetmenin favori filmleri? Evet, bu hassasiyetin nereden geldiğin görüyoruz!

Pasolini’nin Teorema filmi, Luca Guadagnino’nun favorilerinden. Arzu, yabancılaşma ve aile yapısının çözülüşü üzerinden ilerleyen film, yönetmenin sinemasındaki temaları doğrudan yansıtıyor. Dışarıdan gelen bir figürün tüm dengeleri altüst etmesi, onun hikayelerinde sıkça karşılaştığımız bir yapı. Benzer duygu A Bigger Splash’te de karşımızda çıkıyor. Sanat, ilişki ve kırılganlık arasında gidip gelen atmosferiyle bu film, Guadagnino dünyasına oldukça yakın. 

Yönetmenin bir diğer favorisi olan Visconti imzalı The Leopard, Guadagnino’nun görsel estetiğine güzel bir referans aslında. Mekan kullanımı, kostüm ve sınıfsal dönüşüm temaları yönetmenin yapımlarına yansımayı başarıyor. Ve tabii ki, Agnes Varda’da Cléo from 5 to 7, Guadagnino’nun bir diğer favorisi. Zaman akışı, kadın bakışı ve gündelik hayatın içindeki varoluşsal sorgulamalarıyla bu film, yönetmenin anlatı dünyasına oldukça yakın bir yerde duruyor.

Ünlü yönetmenlerin favori filmleri neler diye baktığımızda, Luca Guadagnino’da şunu fark ediyoruz: onun sineması da, favorileri de  hissedilen bir deneyim. 

Bong Joon-ho’nun Favori Filmleri

Oscar ödüllü Parasite ile adını geniş kitlelere duyuran Bong Joon-ho, sinemasıyla tek bir türe sığan bir yönetmen değil. Gerilim mi, kara komedi mi, toplumsal eleştiri mi? Cevap genelde “hepsi.” Bu yüzden onun favori filmlerine baktığınızda da benzer bir çeşitlilik görüyorsunuz.

Yönetmenin en sevdiği film, David Fincher’dan Zodiac. Film zaten suç ve belirsizlik üzerine kurduğu atmosferle Bong’un anlatı dünyasına oldukça yakın duruyor. Hitchcock sinemasından da etkilenen Bong, Psycho’yu seviyor ve aslında bu film de seyirciyi yönlendirme biçimi ve beklentileri altüst eden anlatısıyla yönetmenin sinema anlayışında sürprizli yapının önemli referanslarından. 

Öte yandan Bong’un sinemasındaki sınıf meselesi ve toplumsal katmanlara dair hassasiyeti düşündüğümüzde The Housemaid filminin, yönetmenin favori filmleri arasında yer alması hiç şaşırtıcı değil. Film, ev içi ilişkiler üzerinden sınıf ve arzu meselesini ele alırken, Bong’un Parasite’te kurduğu dünyanın temelini anlamak için önemli bir referans oluyor. 

Bong Joon-ho’nun hayranlık duyduğu filmler arasında Fargo ve Tokyo Story de yer alıyor. Coen Kardeşler imzalı Fargo, suç hikayesini kara mizahla harmanlayan yapısıyla Bong’un anlatı tarzına da oldukça yakın ki trajik olanla komik olanın aynı anda var olabilmesi, onun sinemasının da en ayırt edici özelliklerinden biri. Yasujirō Ozu’nun yalın ama derin filmi Tokyo Story ise aile, zaman ve değişim üzerine kurduğu anlatıyla Bong’un daha sakin ama duygusal tarafını besleyen önemli bir kaynak. 

Michael Haneke’nin Favori Filmleri

Haneke, “rahatsızlık” vermeyi seven yönetmenlerden. İzleyiciyi konfor alanından çıkaran, bakmayı zorlaştıran ama bir o kadar da düşündüren bir sinema diline sahip. Ünlü yönetmenlerin favori filmleri listesinde Michael Haneke’nin favorilerine bakınca bu yaklaşımın nereden beslendiğini görmek zor değil. 

Haneke’nin favori listesinde bu “rahatsızlık” noktasında Au Hasard Balthazar öne çıkıyor. Robert Bresson imzalı bu film, sade anlatımı ve neredeyse acımasız bir duygusal mesafeyle kurduğu dünya sayesinde Haneke’nin sinema anlayışına oldukça yakın. Duyguyu abartmadan, hatta çoğu zaman bastırarak anlatmak Haneke’nin de en belirgin tercihlerinden. Benzer etkiyi, yönetmenin diğer favorilerinden François Truffaut’un The 400 Blows filminde de görüyoruz. 

Öte yandan Tarkovsky’nin The Mirror adlı yapımı, zaman, hafıza ve kişisel anlatı üzerine kurduğu yapısıyla Haneke’nin soyut ve düşünce tarafını besleyen önemli referanslardan. Haneke’nin favorileri arasında Salò, or the 120 Days of Sodom’nun bulunması da şaşırtıcı değil. Pier Paolo Pasolini’nin bu sarsıcı filmi, izleyiciyi rahatsız etme konusunda sınır tanımayan yaklaşıma sahip.

Usta yönetmenlerin favori filmleri neler diye baktığımızda, Haneke’de şunu görüyoruz: O, sinemayı eğlence aracı olarak değil, bir yüzleşme alanı olarak görüyor. Favori filmleri de kendi filmleri gibi rahatsız eden, cevap yerine sorular sorulan hikayeler. 

Nuri Bilge Ceylan’ın Favori Filmleri

En iyi Türk yönetmenler denince Nuri Bilge Ceylan ilk akla gelen isimlerden. Peki yoğun, katmanlı ve insanın içine işleyen yalnızlık hissiyle dolu sessizliğin başrolde olduğu filmleri yapan yönetmen en çok hangi filmleri seviyor? Onun sinema dilini anlamak ve nereden beslendiğini görmek için yönetmenin favori filmleri bize güzel bir referans oluyor. 

Ceylan’ı en çok etkileyen yönetmenlerin başında Tarkovsky var. Özellikle Mirror ve Andrei Rublev gibi filmler, onun sinemasındaki zaman algısını ve şiirsel anlatımını anlamak için en güçlü referanslar arasında. Hafıza, rüyalar ve gerçeklik arasındaki o belirsiz sınır, Ceylan sinemasında da birebir karşılık buluyor.

Yönetmenin en sevdiği filmlerden biri Bresson filmi A Man Escaped. Minimal anlatım, kontrol altındaki duygu… Size NBC sinemasından da tanıdık geliyor değil mi? Aynı şekilde L’Eclisse ve L’Avventura gibi Michelangelo Antonioni filmleri de modern yalnızlık temasını işleyiş biçimiyle onun sinemasına güçlü bir zemin. 

Guillermo del Toro’nun Favori Filmleri

Karanlık sanat akımlarından etkilenen ve bunu sinema diline başarıyla yansıtan yönetmen Guillermo del Toro sineması, karanlık masalların adeta en zarif hali gibi. Canavarlar, hayaletler ve unutulmuş dünyalar ama hepsi şaşırtıcı bir şefkatle anlatılıyor. Onun filmlerinde “canavar” çoğu zaman korkulacak değil, anlaşılacak bir varlık. Bu bakışın nereden geldiğini anlamak için favori filmlerine bakmak yeterli. 

Bu dünyanın kalbinde yönetmenin en sevdiği filmin Frankenstein olması hiç şaşırtıcı değil. James Whale imzalı bu klasik, del Toro’nun sinemasındaki “canavara empati” yaklaşımının temel kaynaklarından. Yaratığın korkutucu değil, trajik bir figür olarak sunulması, onun tüm filmografisinde hissedilen bir bakış açısı. Zaten sonunda nefis bir Frankestein uyarlamasıyla karşımıza çıktı ve 2026 Oscar’da üç ödülü birden kaptı! 

Del Toro’nun bir diğer favorisi, gotik atmosferiyle dikkat çeken Jack Clayton’dan The Innocents. Yönetmen “görünmeyenin gücü” ilgisini muhtemelen buradan alıyor; sessizlik ve atmosferle kurulan kurgu, onun sinemasında da sıkça karşımıza çıkıyor. Öte yandan del Toro filmlerindeki gerçek ile hayal arasındaki o ince çizgi, yönetmenin favori filmleri arasında yer alan Jean Cocteau imzalı Beauty and the Beast’te de görülüyor. 

Ve elbette Nosferatu. F. W. Murnau’nun bu sessiz sinema klasiği, gotik korkunun en saf hallerinden biri olarak del Toro’nun en sevdiği filmlerden biri. Bu filmin del Toro’nun estetik anlayışıyla nasıl doğrudan bağlantılı olduğunu da görebiliyoruz: ışık, gölge ve siluetlerle kurulan o karanlık dünya, onun sinemasında yeniden hayat buluyor.