Ata Tohumları ve Sürdürülebilirlikte Karaot Köyü Örneği

Ata Tohumları ve Sürdürülebilirlikte Karaot Köyü Örneği

Güncelleme Tarihi: 25 Eylül 2021

Tohum denilince birçok spekülasyon da peşi sıra geliyor. Nerede o eski domatesler, nerede o kaldı eski karpuzların kokusu, nerede bıraktık o lezzetli biberleri… Maalesef yanlış tarım politikaları sonucu hibrit ve GDO’lu tohumlar ile meyve ve sebze üretiliyor hale geldi. Hal böyle olunca yiyip içtiklerimizde ne tat kaldı, ne de vitamin değeri… Sürdürülebilir tarım tekniklerinin artık çok daha önemli olduğu bir çağdayız. Ata tohumları dediğimiz bu yerel ve eski tohumların bulunması, korunması, kayıt ve tescil altına alınarak yetiştirilmesi sürdürülebilir kullanım için şart.

Sağlığımız için doğal ortamında yetiştirilen, genetik yapısı bozulmamış ve vitamin değerlerini koruyan yerel tohumlarımızı keşfetmek ve onları kullanmak en doğru adım. Çünkü ata tohumu, binlerce yıl ötesinden birçok badire atlatarak günümüze kadar gelmeyi başarmış saf nitelikteki tohumlardır. Sırf bu nedenle dahi çok kıymetliler ve sağlıklılar. Doğal tarım yöntemleri aracılığı ile DNA’ları bozulmamış olan, bugüne kimyasal ilaçlar kullanılmadan gelen atalık tohumların besin değerleri de oldukça kuvvetli. 

Dolayısıyla ata tohumları ile yetiştirilen bir meyve ve sebzelerin faydası ile kokusu-tadı bir sonraki nesilde de sürer. Ayrıca bu tohumları kullanarak elde ettiğiniz hasılatı gelecek yıl da ekip çoğalmasını sağlayabilirsiniz. İşte bu nokta ata tohumları, sürdürülebilir kullanım açısından da çok önemli. Öyle ki bu yolla koruduğunuz ve arttırdığınız atalık tohumları gelecek kuşaklara aktarılabilirsiniz. Bu eski tohumlar, yüz yıl geçse dahi kullanıma hazırdır. Çünkü atalık tohumlar, hibrit tohum değildir ve doğurgan niteliktedir.

ata tohumları

Fotoğraf: Joshua Lanzarini

Ülkemizde Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde tohum üretimi faaliyetleri başladı. 1926 yılında ise tohum ıslah istasyonları aracılığı ile yerli tohum çalışmaları söz konusuydu. Anadolu’da yetişen ve köklü bir geçmişe sahip olan yerel tohumları tanımlayan ata tohumu, 2019’da Tarım ve Orman Bakanlığının da katkısı ile bir projeye dönüştü. Yerli tohumları güvence altına alan bu çalışma ile tohumların sürdürülebilir kullanımına önemli esaslar getirildi. 

Günümüzde devam eden yerli tohum çalışmaları ve araştırmaları kapsamında yeni keşiflerin yapılıyor olması oldukça değerli. Ata tohumu konusu üzerine derinlemesine gerçekleştirilen akademik organizasyonlar sonucunda Eskişehir’de 8 bin yıllık tahıl tohumları bulunurken, Bingöl’de de 4 bin 500 yıllık olduğu tahmin edilen buğday tohumları çıkarıldı. 

Son yıllarda adını daha çok duymaya başladığımız siyez buğdayının geçmişi ise tam 10 bin yıl öncesine dayanıyor. Hitit buğdayı olarak anılan siyezin en güçlü özelliklerinden biri de genetik özelliklerini koruyarak günümüze kadar gelmiş olması. Tarihte bu türün ilk olarak Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde Karacadağ adındaki bir yerde ortaya çıktığı bilgiler arasında yer alıyor. Bugün ise ağırlıklı olarak Kastamonu ilinin Devrekani, Seydiler ile İhsangazi ilçelerinde tarımı yapılıyor.

Ata Tohumu ile Hibrit Tohum Arasındaki Farklar

tohum

Fotoğraf: Gelgas Airlangga

Ortaya çıktıkları toprağın tüm özellikleri ile bir özdeşlik kurduklarından dolayı dayanıklı ve besleyici karakterde olan ata tohumlarına sadık kalmanın önemini bir kez daha vurgulamalıyız. Öyle ki hibrit tohumların sürekli olarak tarımda kullanılması uzun vadede bağımlılık ve açlık oluşturabilir. Çünkü ata tohumlarını unuttuğumuz noktada besleyici gen kaynakları kaybolmaya başlar. Bu handikap sonucu GDO’lu ve hibrit tohumlar çoğalır. Yerli tohumların kullanımına dönük bir strateji izlenmez ve uygun tarım yapılmaz ise gıda güvenliği de tehlike altına girer. Net bir örnek verecek olursak hibrit tohumla üretilen dokuz domatesin sağladığı magnezyum mineral oranını, bir tane atalık tohum ile üretilmiş domates sağlamış oluyor. Biyolojik çeşitlilik için de marifeti büyük olan atalık tohumun kuşaktan kuşağa aktarılması ekolojik denge adına mühim.

Hibrit tohum ise ziraat mühendislerinin ve akademik çevrenin katkısıyla ortaya çıkar. Kısacası yapay döllenme ile ortaya çıkan hibrit tohum karma bir tohumdur yani melezleştirilme uygulanır. Aynı türden iki ayrı bitkinin çaprazlanması sonucu hibrit tohum meydana gelir. Bu tohumların yaşam süresi bir ekim dönemini kapsar. Dayanıklı bir tohum türü olmasına rağmen sürdürülebilirliği yoktur. Halbuki ata tohumları ile elde edilen besinlerden alınan tohumlarla üretim süresiz devam ettirilebilir. Hibrit tohum sadece o yılı kapsadığı için bırakın gelecek kuşakları gelecek yıla dahi aktarılamıyor. Ayrıca hibrit ile üretilen sebze ve meyvelerin besin kalitesi de bilindiği üzere ata tohumlarına göre oldukça düşük. Hibrit tohumların bir olumsuz yanı da ekildiği toprağın yoğun şekilde ilaçlanması gerekmesi. Zira bu tohumlar hastalığa açık olduklarından üretim de zora girer.

hibrit tohum ve ata tohumları farkı

Fotoğraf: Avinash Kumar

Hibrit tohumların yanında bir de genetiği değiştirilmiş organizma anlamına gelen GDO’lu tohumlar var. GDO, çeyrek asırdan fazladır duyduğumuz bir kavram. Laboratuvarda üretilen GDO’lu tohumlar sağlık için oldukça zararlı. Raf ömrü uzayan ve çabuk bozulmayan GDO’lu besinler; dış koşullara, böceklere ve bazı hayvan türlerine karşı dayanıklı özellikteler. Kimyasal maddelerle oluşturulmuş bu GDO’lu tohumlar maalesef toprağı da verimsizleştiriyor. Toprağa bir kez GDO’lu tohum ekerseniz, o toprağı eski orijinal yapısına geri getirmeniz neredeyse imkansız hale geliyor. Bu tür bir ekim doğaya da ciddi olumsuz etkiler bırakıyor. GDO’lu tohumların en çok kullanılan ürün türlerinin başında mısır, buğday, patates, domates, pamuk, soya fasulyesi, kolza ve tütün geliyor. Tarımdaki bu hibrit ve GDO’lu tohumların yerini çok acil yerli ata tohumları almalı. Aksi takdirde gün geçtikçe doğal sebze ve meyve kaynakları tükenmeye devam edecek. Bu zararlı tohumlar, biyolojik zenginliği ve ata tohumlarını tehlike altında bırakıyor.

GDO konusuyla ilgili can alıcı bir gerçek daha var ki o da GDO’lu ürünlerin bal arıları üzerindeki ölümcül etkisi. Bu tohum türü ile üretilen gıdalarda bulunan çeşitli bakteriler arıların toplu ölümüne yol açtığından, GDO’lu tohumların dünyadaki arı nüfusunu azalttığına dair açıklamalar var. Dolayısıyla canlı yaşamının devamı için sürdürülebilir arıcılığı konuştuğumuz bu dönemde GDO’nun ekosistemi ciddi derecede tehdit ettiğini görüyoruz.

Organik Yerel Tohum Üretimi Yapan İlk Köy: Karaot Köyü Örneği

Karaot köyü tohumları

Fotoğraf: Binyamin Mellish

İzmir’in Torbalı İlçesi’ne bağlı bir köy olan Karaot Köyü, Türkiye’nin ilk yerel tohum üretimini yapan köyüdür. Atalık tohumlarının bulunması ve atalık tohumların çoğaltılması sürecini baştan sona takip eden Karaot Tohum Derneği, yerel tohumların sürdürülebilirliği için ciddi emek veriyor. Öncelikle bulunan eski ve yerel tohumlar ilk olarak derneğe geliyor. Dernek, tohumların çoğalması ve yayılması için küçük üretici toplulukları diyebileceğimiz Aydın, İzmir ve Denizli’de tarım ile ilgilenen köylülerle tohumları paylaşıyor.

“Gerçek anlamda atalık tohum bulmanın antika eşya bulmak kadar değerli olduğunun farkında değiliz. Parayla alınıp satılacak ve bir telefon ile ulaşılabilecek kadar kolay olduğunu düşünmeyin lütfen. Eğer bu kadar basit elde ediyorsanız gerçekliğinden şüphelenin.” şeklindeki ifadeleri ile karşılaştıkları muamelelerden de bahseden Karaot Köyü sakinleri, tüm sürecin kurumsal bir şekilde sahiplenilmesi, korunması ve geliştirilmesi gerekliliğine inanıyorlar.

Karaot köylülerinin 2007’de kurduğu Karaot Tohum Derneği, hakikaten de yerel davranmaya ve yereli korumaya çok iyi bir örnek. Derneğin kuruluş amacı eski tohumların üretiminin desteklenmesi, yaygınlaşması ve satışı yasak durumda olan yerel atalık tohumların ücretsiz bir şekilde verilmesi etrafında toplanıyordu. Atalık tohumlarla üretim farkındalığının gelişmesi sonucu Fethiye, Seferihisar, Muğla ve Antalya gibi illerde de tohum dernekleri ortaya çıktı. 

Karaot Köyü atalık tohumları

Fotoğraf: organigiz.org 

100 farklı türde ata tohumuna sahip olan Karaot Köyü; fasulye, börülce, bakla, bamya, roka, tere, dereotu, maydanoz, pazı, ıspanak, reyhan, marul, susam, barbunya, arpa, buğday çeşitleri, mısır, kabak, balkabağı, kavun, karpuz, biber, patlıcan ve farklı domates  türleri gibi değişik yerel tohumlarla hem geleneği devam ettiriyor hem de sürdürülebilir tarım anlayışını desteklemiş oluyor.

Köylüler, özellikle binlerce yıllık tohumların kendilerine dedelerinden kaldığını, kimi tohumları da takas festivallerinde elde ettiklerini ve çoğalttıklarını belirtiyorlar. Ayrıca ilerideki hedeflerinin üretim kapasitelerini arttırarak talep eden üreticilere ücretsiz tohum yetiştirmek ve ulaştırmak olduğunu vurguluyorlar. Diğer yandan da ekonomik olarak geçinebilmek için bütün üretimi tohum çoğaltmak için değil, örneğin domates ekimi yaparak domates ürünleri ticareti gerçekleştirerek yürütüyorlar. Böylece kendilerine gelir kaynağı oluşturuyorlar ve sürecin doğal yoldan işlemesini sağlamaya çalışıyorlar.