Haziran ayındayız. Takvimler Babalar Günü’nü gösterirken, bu özel günün ötesine geçen bir sohbet yapmak istedim. Çünkü babalık, yalnızca biyolojik bir bağ değil; zamanla, emekle, birlikte büyümekle kurulan bir ilişki biçimi. Bazen bir çocuğun elinden tutmak, bazen de onun seçtiği yolda sessizce yanında yürümek… Longines Zamanın Ruhu podcast serimizin 5. bölümünde konuğum, uzun yıllar kurumsal dünyanın en üst düzey yöneticilerinden biri olarak görev yaptıktan sonra kariyerinin zirvesinde konfor alanını terk ederek yeniden başlamayı seçen Tuğrul Ağırbaş.
Anadolu Efes’te geçen 32 yılın ardından girişimcilik yolculuğuna çıkan Ağırbaş ile yalnızca kariyer dönüşümünü değil; iki kız çocuğunun babası olarak öğrendiklerini, çocuklardan öğrenmenin dönüştürücü gücünü ve bir ebeveynin çocuklarına bırakabileceği en değerli mirası konuştuk.
Bu keyifli röportajı ister dinleyebilir, isterseniz okuyabilirsiniz…
Anadolu Efes’ten Girişimciliğe: Tuğrul Ağırbaş’ın Kariyer Dönüşümü

Bihter Ayyıldız: Babalar Günü vesilesiyle sizi ağırlamaktan çok mutluyum. Ancak sizinle yalnızca babalığı değil, aynı zamanda zamanın ruhuna uyum sağlayabilen, gerektiğinde kendi kabuğunu kırabilen bir insan olmayı da konuşmak istiyorum. Öncelikle sizi tanımayanlar için kendi yolculuğunuzu anlatır mısınız?
Tuğrul Ağırbaş: 1968 doğumluyum. İstanbul’da işletme okudum. Mezun olduktan sonra Anadolu Efes’e pazarlama uzmanı olarak girdim ve tam 32 yıl boyunca aynı kurumda çalıştım. Bu sürenin yaklaşık 12 yılı Rusya’da geçti. Pazarlama yöneticiliğinden başlayarak farklı görevlerde bulundum ve son olarak Türkiye Genel Müdürü olarak görev yaptım.
2022 yılında ise kendime bir soru sordum: “Benden başka biri olabilir mi?” Bu soru aslında uzun yıllar boyunca oluşan kalın bir kabuğu kırma isteğiydi. Hem kendime göstermek hem de gençlere ve yaşıtlarıma örnek olmak istedim. Kolay değildi ama yanınızda sizi anlayan insanlar, dostlarınız ve çocuklarınız varsa değişim o kadar da zor olmuyor.
Kariyerde Zirveden Sadeliğe: Daha Az İş Daha Çok Aile

Bihter Ayyıldız: Sizin hikâyenizde beni en çok etkileyen şeylerden biri, kariyerinizin zirvesindeyken o koltuğu bırakabilmeniz. Çoğu insan başarıya ulaştığında bulunduğu pozisyona tutunur. Siz ise tam tersini yaptınız. Bu kararın arkasında biraz da kızlarınızla daha fazla zaman geçirme isteği var mıydı?
Tuğrul Ağırbaş: Kesinlikle vardı. Kızlarım, eşim, ailem, annem, babam, kardeşlerim… Hepsi etkiliydi ama galiba en çok kızlarım.
Bizim kuşağımızda kariyer çok farklı ilerliyordu. İnsanlar yıllarca beklerdi. Müdür olmak için, yönetici olmak için, bir üst göreve çıkmak için… Ben ise genç yaşlardan itibaren pozisyondan bağımsız olarak sorumluluk almaya çalıştım. 36 yaşında Rusya Genel Müdürü olduğumda bile buna inanmakta zorlanmıştım.
Ancak yıllar geçtikçe şunu fark ettim: Aileme yeterince zaman ayırmadığımı düşünmeye başlamıştım. Bir yandan da gençlerin teknolojiye, dünyaya ve çevreye bakışlarının bizim kuşaktan çok daha ileride olduğunu görüyordum. Bu yüzden hem yer açmak hem de hayatın ikinci yarısında başka neler yapabileceğimi görmek istedim.
2022’de teşekkür ederek ayrıldım ve yeni bir yolculuğa başladım. Bugün hâlâ o yolculuk devam ediyor.
Bir Babayı En Çok Ne Gururlandırır?

Bihter Ayyıldız: Bir baba olarak kızlarınızla ilişkinizde sizi en çok gururlandıran şey nedir?
Tuğrul Ağırbaş: Onların başarılarından çok insanlara nasıl davrandıklarıyla gurur duyuyorum. İnsanları ayırmadan, eşit ve adil davranmaları…
Mesela küçük kızım başkasını kırmamak için çoğu zaman kendisini geri plana atar. Bu duyarlılığı bana çok şey öğretiyor.
Büyük kızım Zeynep ise depremden sonra Londra’dan İstanbul’a gelip Antakya için çalışmaya başladı ve Craft Antakya isimli sosyal girişimi kurdu. Bu benim bile aklıma gelmeyecek bir şeydi.
Cesaretleri, duyarlılıkları ve kararlılıklarıyla gurur duyuyorum. Aslında yalnızca kendi çocuklarımla değil, bugün birçok gençle gurur duyuyorum.
Çocukların Dünyasına Girmek: Unutulmayan Deneyimler

Bihter Ayyıldız: Kızlarınızın gözünden baktığınızda, sizin onlara yaşattığınız en değerli anlar hangileri olmuş?
Tuğrul Ağırbaş: Bu soruyu ben de onlara sordum. Aldığım cevaplar beni çok şaşırttı. Duru, birlikte gittiğimiz bir Ezel konserini anlattı. Yaşı tutmamasına rağmen onunla konser boyunca kalmış olmamı ve sonrasında şarkıları ezberlememi unutamamış. Benim için sıradan görünen bir an, onun için çok değerliymiş.
Bu bana şunu öğretti: Çocuklarımızı sadece bizim sevdiğimiz dünyalara taşımaya çalışıyoruz. Oysa bazen onların dünyalarına girmemiz gerekiyor.
Zeynep için ise farklı bir hikâye vardı. Moda ve tekstil tasarımı okumaya karar verdiğinde bu bizim çok bildiğimiz bir alan değildi. Onu daha iyi anlayabilmek için bir yıl boyunca kilim dokuma kursuna gittim. Onun dünyasını anlamaya çalışmam, onun için çok anlamlı olmuş.
Bihter Ayyıldız: Şöyle diyebilir miyiz? Çocuklara verebileceğimiz en güzel şey, onları kendi hayal ettiğimiz resmin içine yerleştirmeye çalışmak değil; onların çizdiği resmin içinde yer alabilmek.
Tuğrul Ağırbaş: Kesinlikle. Onların çizdiği resim bazen bizim hayal ettiğimizden çok daha büyük, bazen de çok daha sade olabiliyor.
Mutluluk her zaman büyük başarılar, büyük kariyerler ya da büyük üniversiteler demek değil.
Bazen küçük bir yürüyüş.
Bazen küçük bir konser.
Bazen bir piknik.
Önemli olan o anın içinde birlikte olabilmek.
Bihter Ayyıldız: Bugünkü aklınız olsaydı kızlarınızı büyütürken neyi farklı yapardınız?
Tuğrul Ağırbaş: Herhalde daha fazla zaman geçirirdim. Bir de daha az yönlendirmeye çalışırdım.
Biz ebeveynler çocuklarımız için en iyisini istediğimizi düşünerek onları bir aktiviteden diğerine taşıyoruz. Spor, müzik, sanat, yabancı dil… Ama dönüp daha sık şu soruyu sormak gerekiyor: “Sen ne istiyorsun?”
Belki de çocuk zaten kendi yolunu bulmaya çalışıyor. Biz bazen onu çok fazla yönlendiriyoruz.
Mütevazılık ve Değerler Eğitimi: Aile İçinde Kurulan Denge

Bihter Ayyıldız: Rusya yıllarında kızlarınız çok farklı sosyoekonomik çevrelerde büyüdü. Buna rağmen son derece mütevazı bireyler oldular. Bu dengeyi nasıl kurdunuz?
Tuğrul Ağırbaş: Bunun en büyük payı eşimdedir. Biz her zaman sade yaşamayı tercih ettik. Gerçek dostlukları, gerçek insan ilişkilerini önemsedik. Evde nasıl yaşıyorsanız çocuklar da onu görüyor. Evdeki değerler okula da, arkadaşlıklara da yansıyor. Çocuklarımızın da bu yaklaşımı benimsediğini düşünüyorum.
Bir Babanın Çocuğuna Verebileceği En Büyük Hediye: Zaman

Tuğrul Ağırbaş’ın fotoğrafa dair notu: Sık sık gittiğimiz pikniklerden birinde öndeki çizgili gömlekli benim. Babam arkada tencereyi tutan Bahattin Ağabey’in yanında.
Bihter Ayyıldız: Son olarak… Bir babanın çocuklarına verebileceği en büyük hediye zaman mıdır?
Tuğrul Ağırbaş: Evet. Ama sadece zaman geçirmek değil…
Onları dinlemek.
Onları anlamaya çalışmak.
Onlarla fikir alışverişi yapmak.
Babamı düşündüğümde en güzel anılarım, bana fikir sormaya başladığı yıllar. Çocuklar büyüdükçe ilişki de değişiyor. Birlikte düşünmeye, birlikte üretmeye başlıyorsunuz. Ben de babamdan bunu gördüm. Pazar sabahları beni balığa götürürdü. Şimdi dönüp baktığımda aslında bana ayırdığı o birkaç saatin ne kadar kıymetli olduğunu daha iyi anlıyorum.
Çocukların hatırladığı şey çoğu zaman büyük hediyeler değil. Onlarla geçirilen zaman oluyor.
Bihter Ayyıldız: Evet… Çok teşekkürler bu güzel sohbet için.
Tuğrul Ağırbaş: Ben teşekkür ederim.
Yazar Bihter Ayyıldız’ın Notu: Bu sohbet boyunca sık sık aynı cümleye geri döndüm: Çocuklarımıza verebileceğimiz en büyük şey, onların hayatını planlamak değil; onların hayatına gerçekten eşlik edebilmek.
Tuğrul Ağırbaş’ın anlattıkları bana bir kez daha şunu hatırlattı: İyi ebeveynlik bazen öğretmekten çok öğrenmek, yön vermekten çok dinlemek ve en önemlisi çocuklarımızın çizdiği resmin içinde kendimize bir yer açabilmek demek.
Belki de bir çocuğun hayatında bırakılabilecek en kalıcı iz, ona ayrılan zamandır.











