Zamanın Ruhu podcast serimizin 4. bölümünde Anlam de Coster ile yeni sergisi için Zeyrek Çinili Hamam’da bir aradayız.
Bu keyifli röportajı ister dinleyebilir, isterseniz okuyabilirsiniz…
Her bölümde seçtiğim konuğumun zamanın ruhu başlığımızla çok büyük bağlamsal paralellikleri oluyor. Anlam da benim çok uzun süre takip ettiğim, sonradan da Fransa sarayında tanıştığım ve dost olduğum, çok sevdiğim bir sanat insanı.
Anlam İsminin Anlamı Ne?

Bihter Ayyıldız: Bu sergi kapsamında seninle sergiden konuşmak istiyorum ama ilk olarak senin adından da başlayarak seni çok kısaca tanımayanlar için bir giriş yapmanı rica edeceğim.
Anlam de Coster: Çok teşekkür ederim beni Zamanın Ruhu’na konuk ettiğin için. İsmim Anlam. Dünyanın anlamını aramam için bu isim bana konulmuş ama bulmam şart değilmiş zaten bulmakta mümkün değil malum. Dolayısıyla ben de sürekli farklı zamanların ruhları arasında seyahat eden bir birey olarak, yaklaşık 20 senedir sanat dünyasında çalışıyorum. Zeyrek Çinili Hamam’ın artistik direktörüyüm. Aynı zamanda bağımsız bir küratör ve yazar olarak hayatımı sürdürüyorum…
Bihter Ayyıldız: Paris-İstanbul arasında.
Anlam de Coster: Evet, Paris-İstanbul arasında çoğunlukla yollarda geçiyor hayatım. Zeyrek Çinili Hamam’da 2023’te gerçekleştirdiğim, Koza Güreli Yazgan’ın davetiyle başlattığımız güncel sanat programının bugün 5. sergisine ev sahipliği yapıyor Zeyrek Çinili Hamam.
Kalıntıların Şifası isimli bir sergiyle başlamıştı bu yolculuk ve aslında benim için de kendi hayatımda, kendi yolculuğumda pek çok kapılar açan bir sergi ve iş birliği oldu. Aslında bunun kalıcı bir güncel sanat programına dönüşmesi ilk başta öngörülmüyordu ama İstanbul’un böyle bir kültürel mirası yeniden kazanması kolay olmuyor. 13 sene süren çok meşakkatli bir restorasyon, renovasyon ve arkeolojik kazı çalışmaları sayesinde ortaya çıkan bu hamamın yolculuğu beni de çok etkiledi…
Zeyrek Çinili Hamam’ın Mitolojik Yolculuğu

Bihter Ayyıldız: Ben bir araya girip soruyu derinleştirmek istiyorum… Zaten Zamanın Ruhu’nda senin aklıma gelmen ve bunu mutlaka anlamlı da bir bölüm yapmalıyız dememin sebebi de bu… Çünkü kayıt altına alınan tarih süresi 500 yıl geriye gidiyor. Ve bu 500 yıllık aslında kültürel miras eğer The Marmara Grubun, Bike Hanımın liderliğinde restore edilmeseydi yine tarihin tozlu sayfalarında kalacaktı. Ve bunu çağdaş arkeolojik kazı olarak da görüyorum ve tekrardan gün ışığına çıkıyor.
Sen bir küratör olarak bu tekrardan bize kazandırılan kültürel mirasın, bu mimari bir yapının, her serginle, sevgini veya bir şekilde böyle bir adanmışlığını göstereceğin şekilde içindesin. Mekan sanki kendi derisiymişçesine sergiler yapıyorsun. Bunun altındaki motivasyonunu dinleyebilir miyiz?
Anlam de Coster: Tabii ki… Koza beni buraya ilk davet ettiğinde, biz aslında Koza ile yakın arkadaş değildik, sadece birbirimizin varlığından haberdardık. Buraya ilk geldiğim günü hiç unutmuyorum. Çok, çok etkilenmiştim. Yani Pompeii’yi ilk gördüğüm günkü kadar etkilenmiştim. O zaman burası hala bir kazı alanı gibiydi. Arkeologlar hala şu anki müze alanında çalışıyordu. Bulunan 5. yüzyıla kadar uzanan arkeolojik objeleri tasnif ediyorlardı arkeoloji müzelerinin gözetimi altında. Böyle kendimi gerçekten inanılmaz şanslı hissettim. Ve ilk o virüs orada kanıma girdi. Ve çok hızlı bir şekilde kendimi işte 16. yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu’ndan Bizans ayazmalarına uzanan böyle çok hummalı bir araştırma sürecinde buldum. Çünkü o dönem tabii ki ben güncel sanat alanında çalışıyorum ama her zaman arkeolojiye ve tarihe dair çok içtenlikle hep taşıdığım bir merakım ve heyecanım vardı ve ilk defa bir projede bütün bu heyecanımı, merakımı aynı potada eritme imkanı bulmuştum.
Ama özellikle senin de dediğin o adanmışlık benim için hakikaten burayla olan ilişkimi belki en iyi özetleyen kelimelerden çünkü yani bu ilk görüşte aşk gibi bir şey doğdu hamamla aramızda ve buranın sadece mimari bir yönü yok çünkü bir akademisyen açısından düşündüğünüzde herkesin bir uzmanlık alanı var, işte kimisi İznik çinileri üzerine çalışıyor, kimisi Mimar Sinan’ın çok spesifik bir yönünü inceliyor, çok daha teknik bir yönünü inceliyor. İşte, kimi uzmanlar daha arkeolojik katmanlara bakıyor… Fakat benim özgürlüğüm, benim şansım bütün bu katman yapının her yönüyle ilişki kurup bunun aslında belki insanların ilk minvalde aklına gelmeyen bağlantılarını da kurabilecek bir noktada olmak.
Ve bizim için şu çok önemliydi, çıkış noktasından itibaren, önce tabii ki Bike Gürsel’in bu hamamı satın almasıyla bu serüven başlıyor. Fakat 2-3 sene içerisinde restore edip açabiliriz dedikleri bu hamam 13 senelik bir süreçten sonra açılmaya hazır oluyor. Bu esnada Bike Hanım emekliye ayrılıyor, kızı Koza Güreli Yazgan bu projeyi devralıyor. Bu sırada pek çok proje ortağı, pek çok kıymetli arkeolog, tarihçi, sanat tarihçi bu projeye katkıda bulunuyor. Sayısız ismin aslında omuzlarında burası yükseliyor.

Anlam de Coster: …ve ben buraya geldiğimde bu iki kadının aslında o İngilizcede “Hero’s Journey” diye tabir edilen adeta mitolojik yolculuğu, çünkü içinde bulunduğumuz bağlamda, ülkede, şehirde pek çok engele, yani her anlamda düşünebilirsiniz, özel bir girişimin bu kadar kapsamlı, bu kadar özenli, bu kadar detaylara dikkat ederek böyle bir projeyi limana yanaştırabilmesi, yani türlü tür türlü fırtınalardan, türlü türlü düşmanlardan, sirenlerden… Hani onları belki farklı karalara çekmeye çalışan pek çok engelden bir şekilde başarıyla kurtulup sonunda bunu halkla buluşturacak bir noktaya getirebilmesi gerçekten mitolojik bir serüvendi benim için. Özellikle bu altın post hikayesine hep çok benzetiyorum, yani vaat edilen bir hani ödül var ama o ödüle ulaşabilecek mi kahramanlarımız? Ve ben de tam o artık hani projenin son aşamasında devreye girdiğimde aslında bunun…
Bihter Ayyıldız: …üçüncü kahraman olarak…
Anlam de Coster: Hiç değil de hani “miço” olarak diyelim. Yani bu projenin aslında dünyada şu an ne kadar ihtiyaç duyduğumuz ve eksikliğini hissettiğimiz unsurlara karşılık bulduğunu gördüm. Yani bunlardan bir tanesi zaten bu geçtiğimiz 3 sene içerisinde o kadar fazla katmanı var ki yani saatlerce üzerine konuşulabilir…

Anlam de Coster: Yani bir tanesi gerçekten çok basit bir ölçekte bugünkü şehir hayatında, bugünkü işte bu post-kapitalist dünyada hiç durup dinlenmeden, hiç kendi içimize bakmadan, birbirimizle de aslında manalı bir vakit geçirmeden, sadece koşturarak, sadece tüketerek yaşadığımız bu dünyada hamam gibi biraz zamanın durduğu, korunaklı alanların ne kadar büyük bir eksikliğini duyduğumuzu öncelikle fark ettik hepimiz.
İkincisi tabii ki hamamlar Osmanlı İmparatorluğu’nda çok kıymetli bir sosyal role sahipler. Yani hem kadınlar için hem erkekler için büyük bir özgürlük alanı, bir bir araya gelme alanı, bir cemiyet, bir aidiyet duygusu yaratan alanlar. Fakat günümüzde bunun bir karşılığı yok. Çünkü o dönem hamam sadece arınmak için, yıkanmak için gidilen bir yer değil aynı zamanda bir toplumsal fonksiyonu da var.
Ama biz tabii ki artık hamamlarla olan ilişkimiz daha bireysel bir ilişkiye dönüştüğü için bunu nasıl tekrar hamamın dünyasına taşıyabiliriz diye düşünürken güncel sanat programının aslında bu boşluğu doldurduğuna kani olduk ve bu şekilde hamam ısındıktan sonra bile, çünkü biliyorsun artık hamamda hem erkekler hem kadınlar bölümlerinde yıkanılabiliyor ve 500 yıl önce Mimar Sinan’ın, Barbaros Hayrettin Paşa’nın davetiyle inşa ettiği bu görkemli hamamda yıkanıp aslında zaman içerisinde bir yolculuk yapmak da mümkün.
The Marmara Grubu’nun bu arkeolojik kazılarında ortaya çıkarılan hem arkeolojik objeleri hem de hamamın kaybolan İznik çinilerinin hikayesini anlatmak amacıyla kurduğu müzede bu hikayenin izini sürebileceğiniz böyle bir kültürel kompleksin içinde yer alıyoruz.
Zeyrek Çinili Hamam Müzesi’nde Çini Var mı?

Bihter Ayyıldız: Müze kısmında ben bir araya gireceğim. Çünkü buranın müze müdüründen dinlediğim ve çok etkilendiğim kısım da zamanında burası atıl kaldığı yıllar içerisinde çok fazla parça, eser, parça parça yurt dışına çıkarılıyor ve birçok müzede ve şu an buranın çok büyük de bir sorumluluğu var. Dünyadaki bütün müzelerde bu çıkarılan parçaların izlerini sürüp çok değerli bir envanter hazırlanıyor. Bu da bizim kültürel mirasımıza ne kadar güzel bir şekilde sahip çıkabileceğimizin de bir örneği.
Anlam de Coster: Kesinlikle. Ve aslında şimdi buranın ismi Çinili Hamam ama The Marmara Grubu burayı satın aldığında içinde çini yok. Yani çok kısıtlı. Sadece erkekler bölümünde birkaç parça çini mevcut. Dolayısıyla neden buranın adı Çinili Hamammış sorusunun aslında araştırılmasıyla başlanıyor bu süreç… Daha sonra yurt dışındaki özellikle çini koleksiyonlarıyla meşhur V&A, Louvre Müzesi gibi müzelerle iletişime geçilip bu dedektiflik süreci başladıktan sonra bu puzzle’ın kayıp parçaları ortaya çıkıyor.
Bihter Ayyıldız: O müzelerde diyor ki kim bunlar? Gelip de bize çinilerini soruyor diye. Bence bu çok güzel bir başarı. Bütün bunlar olurken bir müze yapısı var ve buranın demin de gördük gezerken, yerel oturanların yaşayanların da çok ilgi gösterdiği, bence muazzam etkileri olan bir yer.
Margaret R. Thompson “Temenos: İç Deniz” Sergisi

Bihter Ayyıldız: Sergiye dönersek… Sen her sergiyi o başta söylediğim o adanmışlık ve bu mekanı sanki bir adak adar gibi eserlerle donatıyorsun. Son sergi de senin en böyle kalbinin derinlerinde olan, volkanlarla başlayan bir hikayenin sürekliliğinde doğmuş yeni bir proje. Senden bu yeni sergiyi de bir kısaca dinleyebilir miyiz?
Anlam de Coster: Tabii ki. Yeni serginin başlığı Temenos, İç Deniz ve bildiğin gibi Zeyrek Çinili Hamam’a senede iki kez daha önce Türkiye’de kişisel sergi açmamış sanatçıları davet ediyorum ve bir araştırma ziyaretinden sonra tümüyle Zeyrek Çinili Hamam’ın Bizans sürecine özgü eserler üretiyor bu sanatçılar, buranın farklı öğelerine yanıt veren.
Güvenli Bölge Olarak “Temenos”

Anlam de Coster: Margaret’in sergisinin başlığı Temenos, aslında benim için çok kıymetli, özellikle hamam bağlamında. Çünkü Temenos Antik Yunan medeniyetinde şehrin günlük ritminden ayrılmış, kutsal bir alanı işaret ediyor. Bu bir tapınak olabilir, bir pınar olabilir, bir doğada bir ağaç olabilir. Ve Temenos aslında antik medeniyetlerdeki yaşamın şehir hayatının temel öğelerinden bir tanesi. Hem dünyalılarla tanrılar arasında ilişki kurulabilen bir korunaklı alan, hem de biraz toplumun marjlarında kalan, işte suçlular, mülteciler, istenmeyen insanları bir şekilde koruyan bir sığınak. Bugün bence hayatımızda yine eksikliğini hissettiğimiz o güvenli bölge. Aynı zamanda kutsal olanın da mümkün olabildiği bir bölge. Bugün maalesef kutsallık şehirciliğin bir parçası değil. Oysa ki bedenlerimiz bunun bedelini ödüyor.
Jung Bakışında İçsel Barınak “Temenos”

Temenos kavramı daha sonra Jung tarafından psikanalizde bir şekilde tekrar karşımıza çıkıyor, 20. yüzyılda. Jung için de Temenos bir içsel barınağa işaret ediyor. Psikanalist ve danışanı arasındaki o güvenli bölge, bilinç dışımızla karşılaşabildiğimiz, dönüşümün sağlanabildiği korunaklı bir kabı işaret ediyor. Hatta fiziksel betimlemeler de yapıyor bununla ilgili Jung ve bir gül bahçesi olarak tanımlıyor Temenos’u. Ortasında böyle bir çeşmenin bulunduğu.
Hamam, Temenos ve Bilinçaltına Yolculuk…

Anlam de Coster: Düşündüğümüz zaman aslında hamamlar da tarihi olarak birer Temenos. Günlük hayatın ritminden koparılmış, korunaklı bir özgürlük alanı, işte Foucault’nun tabiriyle bir heterotopya, bir eşik mekan.
Bihter Ayyıldız: Senin tabirinle de sarnıç yani serginin olduğu yer hamamın aslında bilinç altı.
Anlam de Coster: Evet. Yani ilk sergiden beri aslında bunun izini sürüyorum. Yani hem külhan, külhan’ın dünyası ve o hamamın altında yanan ateş ve o ateşin etrafındaki karanlık dünya, o dehlizler.
Bihter Ayyıldız: Külhan’ı bilmeyenler için, Külhan Bey kimdi? Ne yapıyordu?
Anlam de Coster: Tabii ki, tabii ki. Biliyorsunuz hamamlar eskiden odun ateşiyle yanıyor ve o odun ateşini sürekli beslemek gerekiyor. Onu besleyen külhancılar var ve bu külhancılar da tabii çok zor bir meslek. Çok fiziksel olarak zor bir meslek ama aynı zamanda da çok mitleri olan bir meslek dalı. Yaklaşık 11-14 yaş arası öksüz ve yetim olan çocuklar arasından seçiliyor bu külhanda çalışacak kişiler. Yani kaybedecek hiçbir şey olmayan kişiler arasından seçiliyor ve çok ilginç ritüellerle işe alınıyorlar. Hatta bununla ilgili bizim yayınladığımız ilk kitapta çok ilginç bilgiler var, onların o karanlık dünyası… Hatta kışın hava soğukken o külhanda uyuyor külhancılar fakat sonra da emekli olduktan sonra çok genç bir yaşta, çünkü bir yaştan sonra yapılamıyor bu zorlu meslek, genelde bizim bu Külhan Bey dediğimiz, daha tekinsiz karakterlere dönüşüyorlar şehir hayatında.
Onun dışında da hamamın bir içerisinde bir düalite var her zaman. Bir tarafı işte göğe uzanan, göğe açılan o yıldızlı kubbeler, bir huşu, ışık uzmeleri ama altında da kaynayan karanlık bir dünya var. Bir de üstüne Zeyrek Çinili Hamamın altında Bizans sarnıçları bulunuyor. Hades dediğimiz, benim yani dediğim, hamamın infernosu dediğim. Çünkü bunların varlıkları da bilinmiyor.
Bir noktadan sonra Osmanlı durağan suyu sevmediği için sarnıçlar kullanım dışı kalmış. Ve tabii ki arkeologlar için çok kıymetli bir hazineye dönüşüyor orası kapalı kaldığı için yüzyıllar boyunca.
Bu konuyu daha da heyecan verici kılıcı unsur da, bizim Bizans sarnıçlarımızın bir tanesinin duvarlarında çok gizemli gemi grafitleri bulunuyor. Bunun da 16. yüzyılda Barbaros Hayrettin Paşa’nın kürek mahkumlarının bu hamamın inşasında kullanıldığı ve kuvvetle muhtemel bu sarnıçta ya hapis edildiği ya bir yatakhane olarak buranın kullanıldığı söyleniyor. Fakat bu grafitiler, bu gemiler daha böyle Avrupa tipi, İspanyol ya da İtalyan tipi ticari gemilere benziyor akademisyenlerin söylediği üzere.
Bu sırlarla dolu karanlık dehlizler, odalar tabii ki ister istemez sanatçıların da dünyasında pek çok ilham uyandırıyor.
Margaret Eserlerinde Derinden Fışkıran Umut!

Bihter Ayyıldız: Margaret de zaten Marmara Denizi’ne aşık olan bir sanatçı.
Anlam de Coster: Evet, aynen. Margaret ilk defa Türkiye’ye bu davet vesilesiyle geldi İstanbul’a. New Mexico’nun çöllerinden. Santa Fe’de yaşıyor. Santa Fe de çok önemli bir şehir aslında. Özellikle Georgia O’Keeffe’in oraya taşınmasıyla birlikte pek çok böyle daha sistem dışı kalmayı seçmiş sanatçıların, daha spiritüel bir yaşamı seçmiş, bağımsız bireylerin yaşadığı bir yer. Genelde çok doğayla iç içe olmayı seçen kişilerin tercih ettiği bir yer. Çünkü çölün ortasındasınız, çok az su kaynağı var. Ama çok da böyle birbirini destekleyen bir sanat camiası da var.
Margaret dolayısıyla hani çölün ortasından İstanbul’a geldiğinde onu en çok etkileyen unsur tabii ki Marmara Denizi oldu. Ve Marmara Denizi’nin bir iç deniz olması, böyle kapalı bir deniz olmasına rağmen dünya tarihinde bu kadar etkileyici bir jeopolitik öneme sahip olması, işte Propontis ismi, denizden önce gelen deniz, bir geçit unsuru olması, bunların hepsi serginin şekillenmesinde çok önemli roller oynadı.
Bir yandan da tabii ki Bizans İmparatorluğu’nda sarnıçların da rolü, özellikle okuduğu bir makalede sarnıçların şehrin can damarı olarak tanımlanmış olması yani özellikle savaşlar ya da işgallerde bu sarnıçlar sayesinde hayatın devam ettirilebiliyor olması onun için çok etkileyici oldu.
Margaret’ın resimlerinde beni de ilk ona çeken, içgüdüsel bir şekilde, yaşamın doğuşuna dair çok fazla öge var… Yani aslında her resminde tekrar yaşam filizleniyor, hep bir genesis noktası var ve oradan aslında yaşamın sonsuzluğuna, döngülerine uzanan bir kompozisyon belirmeye başlıyor. Bunu doğanın döngülerine dokunan yani gayet somut, elle tutulabilir, ayakları yere basan şekilde işliyor çünkü kullandığı malzemeler de doğadan topladığı volkanik malzemeler, taşlar, topraklar…

Anlam de Coster: Mika diye mesela mağaralardan topladığı ışıltılı bir materyal var. Dolayısıyla bir yandan ayakları çok yere basıyor ve doğayla çok iç içe ve bu konuda da bizim sahip olamadığımız bir özgürlüğe sahip. Doğanın ritmiyle iç içe yaşıyor gerçekten. Kimi zaman bir hafta böyle çölün ortasında kamp yapıyor. Çölün ortasında resim yapıyor, bütün stüdyosunu oraya taşıyor, kanvasını açıyor. Hatta burada yaptığı resimlerden bazılarını çölün ortasında yaptı.
Ama bir yandan da düşünsel olarak, ruhsal olarak başka diyarlarla da çok bağlantılı bir sanatçı ve resimleri aslında bu iki görünen dünya ve görünmeyen dünya diyorum kibarca, bu ikisi arasında bir geçit vazifesi de görüyor.
Margaret’in resimleri ve özellikle benim için içinden geçtiğimiz bu zor dönemlerde, ya zaten zor olmayan bir dönem belki yok da, hani bu karanlığın iyice su yüzüne çıktığı dönemlerde mesela Margaret’ın resimleri tutunduğum dal oldu diyebilirim. Çünkü içinde büyük bir umut taşıyor.
Bihter Ayyıldız: Ve coşku…
Anlam de Coster: Evet ve coşku… Yani hayata dair bir yenilenme, yenilenmeye dair bir coşku ve umut taşıyor kesinlikle. Bazı resimleri tabii ki o içimizdeki ve dışımızdaki fırtınaları da resmediyor ama bir şekilde Margaret bizi sarnıcın böyle o derinliklerine inmeye davet ederken hep bir yandan da elinde, benim gözümün önünde öyle canlanıyor, bir fener, bir gece lambası var.
Anlam de Coster: Biliyoruz ki hepimiz dönüşümün gerçekleşebilmesi için, bireysel ölçekte de, toplumsal ölçekte de, bir dehlizlere inmek gerekiyor ve kötü şeylerle yüzleşmek gerekiyor ama bunu yaparken bile şeyi unutmamak gerekiyor; hep bir çıkış olduğunu, o tünelin sonunda unutmamak gerekiyor ve Margaret bence bunu çok böyle spiritüel, ezoterik kelimeler kullanmadan ya da buna dair böyle çok beylik laflar etmeden resimlerinde bunu hissettirerek yapabiliyor.

Anlam de Coster: Gerçekten günün sonunda bu sarnıca inme fikri Margaret için çok önemliydi. İşte bu hani hamamın infernosuna, bilinçaltına inme fikri çünkü şu an içinde bulunduğumuz çağda hep yükseliş öne çıkartılan, özenilen bir unsur değil mi? Hep o ascent, hep yükselmemiz gerekiyor, daha iyisine ulaşmamız gerekiyor, daha fazla para kazanmamız, daha ünlü olmamız, daha görünür olmamız vesaire ama spiritüel anlamda da böyle, hep bir yükseliş beklentisi var ama aslında aşağı inmeden yukarı çıkmak da mümkün olmuyor ve aslında o ikisinin arasındaki denge çok mühim.
Bihter Ayyıldız: Yani tıpkı burada, ilk burayı Bike Hanım aldıktan sonra yapılan arkeolojik kazılarla olanlar, ne kadar derine inip, ne kadar derinlikli bir zenginliğin olduğunu keşfedip onun tekrardan gün ışığına çıkarılması gibi…
Anlam de Coster: Evet kesinlikle ve eğer o çalışmalar yapılmasaydı bugün ben burada olamazdım. Bugün bunları konuşuyor olamazdım ve buraya gelen binlerce kişi buranın tarihine dair, İstanbul’un tarihine dair pek çok şeyi bilmiyor olacaktı. Yani çok basit bir örnek vermek gerekirse, bizden giden, satın alınan mesela çinilerin, Çinili Hamam’ın çinileri olduğu bile bilinmiyordu.
Bihter Ayyıldız: Yani burada Türkiye’nin kültürel mirasının iade-i itibari de söz konusu aynı zamanda.
Anlam de Coster: Evet Kesinlikle. Dolayısıyla tarih yazımı da meşakkatli bir süreç, güncel sanat üretimi de keza öyle. Ama biz tabii şu an her şeyin çok kolay olmasına alıştığımız, hep böyle yüzeyde kalmaya alıştığımız bir çağda olduğumuz için bu anlamda da kendimi çok çok şanslı hissediyorum ki bize ve sanatçılara bu alanı açan insanlarla birlikteyiz.
Bihter Ayyıldız: “Zamanın Ruhu” tabii romantik bir kelime ama bugünkü zamanın ruhu çok da estetik değil… Siz aslında, burada hem kurucular, hem sen, bir sürü kadın sanatçılar zamanın ruhuna estetik ve çok narin bir müdahaleyle aslında iyileştirici bir güç uyguluyorsunuz. Bence bu çok değerli bir şey. İyi ki varsınız, her sergide daha da yükseliyorum duygularda. Emeklerinize sağlık, çok teşekkürler, katıldığın için de çok teşekkür ediyorum.
Anlam de Coster: Ben teşekkür ediyorum davet ettiğiniz için. Sergiyi 30 Ağustos’a kadar görebilirsiniz, Margaret R. Thompson’ın”Temenos, İç Deniz” sergisini ama her zaman yıkanmaya ve müzeye de bekliyoruz. Çok teşekkürler Bihter.











