TOP

Yavru Deniz Kaplumbağaları İle Bir Gün

Bu sene hepimiz için biraz garip geçti. Haftalarca evden çıkmadık, çalışma saatlerimiz değişti ve alışmamız gereken birçok şey oldu. Peki bu kadar zorluk arasında hiç mi güzel bir şey yoktu? Elbette herkesin hayatında onu mutlu eden ve unutamayacağı anlar olmuştur. Benim unutamayacağım anım ise eylül ayının başında gerçekleşti. WWF-Türkiye ile birlikte 1 günlüğüne Adana Akyatan sahiline, yavru yeşil deniz kaplumbağalarını görmeye gittim.

Adana’ya Yolculuk

Fotoğraf: Tuba Kiraz

Size şimdi çokça duyduğunuz ama yaşamadan anlayamayacağınız bir şey söyleyeceğim: Adana çok sıcak! Ne kadar sıcak olabilir ki diye düşünüyorsunuz ve bu konuda haklısınız. Çünkü ben de şehre varmadan önce aynen böyle düşünüyordum. Adana’ya indiğimizde hava 43 dereceydi. Yüzünüze hiç durmadan bir fön makinesi tutuluyormuş gibi düşünün ya da hiç ayrılmadan bir odun fırınının önünde duruyormuş gibi. Üstelik sizi serinletecek hiçbir klima da yok. 

Havaalanında Akyatan Yaban Hayat Koruma Alanı’na doğru yola çıktık. Yolculuk yaklaşık 1,5 saat sürdü. Bu arada şehirden yavaş yavaş uzaklaştık. Zamanla evler kayboldu ve yerini tarlalar aldı. Bazı köylerin içerisinden geçtik. Fakat nasıl bir bölgeye gideceğimizi hala bilmiyorduk. Kuş gözlem alanlarını ve uzaktan da olsa pelikanları gördükten sonra nihayet hedefimize vardık. 

Akyatan Yaban Hayat Koruma Alanı

Fotoğraf: Tuba Kiraz

Bölgeye kapalı bir kapıdan girmek gerekiyor çünkü bu alan Milli Parklar Genel Müdürlüğü tarafından koruma altına alınmış durumda. Deniz ve giriş kapısı arasında yalnızca kumul ve büyük bir orman var. Öğrendiğimize göre bu orman sonradan oluşturulmuş. Rüzgar nedeniyle kum o kadar uçuyormuş ki köylüler rahatsız olmuş. Yıllar içerisinde gelişen orman ise kendi ekolojik sistemini kısa sürede kurmuş. Biz yalnızca bukalemunlara rastladık ama kurulan fotokapanlara yakalanan yaban domuzu, kuyruksüren ve çakal fotoğraflarına baktık. Bunların dışında engerek de dahil çeşitli yılanlar da varmış. 

Kamp alanımıza geldik. Fakat kamp alanı dediysem öyle aklınızda çok da büyük bir yer canlanmasın. Yalnızca 1 oda, mutfak ve banyodan oluşan küçük bir bina. Burada çalışan kişiler ise binanın damında kamp yataklarında yatıyor. Bu sene pandemi dolayısıyla gönüllü alınmamış fakat gönüllüler geldiğinde mecburen çadır kuruluyor. 

Çakallarla Uyku Vakti

Fotoğraf: Tuba Kiraz

Az sayıda WWF-Türkiye uzmanının kaldığı bu yeri size biraz anlatayım. Bahçeyi ve mutfağı aydınlatan bir ışık var fakat sık sık elektrik kesiliyor. Telefon çok nadir de olsa çekiyor ve görüşme yapabiliyorsunuz. Elbette tahmin edebileceğiniz gibi internet genellikle yok. Yani telefonu mecburen elinizden düşürmek zorundasınız. Tabii biz acemi olduğumuz için ara ara acaba telefon çeker mi diye biraz uğraştık.

Burası bir yaşam alanı olmadığı için su yok. Peki ne yapıyorlar? Bir sondaj ve bir depo ile su sorununu çözmüşler. Buna çözmek denir mi bilmiyorum elbette çünkü sondaj suyu denizden çekiyor ve musluklardan tuzlu su akıyor. Biz 1 gece kaldık ama mayıs ayından beri burada kalan uzmanlar aylardır tuzlu suyla yıkanıyor, bulaşıklarını yıkıyor ve dişlerini fırçalıyor. Üstelik depo Adana’nın havasına dayanamıyor ve öğleden sonra o da ısınıyor. Yani serinleme yöntemi pek yok, bir ihtimal bu duruma alışabilirsiniz.

Sinekler ve böcekler eşliğinde gece uykumuza daldığımızda ise bizi bir sürpriz karşıladı. Sohbet ederken duyduğumuz çakal sesleri, damında uyuduğumuz tek katlı evin altından geliyordu. Çakalların insana yaklaşmadığı bilgisini almıştık fakat bu yine de yataklarımızdan fırlamamıza engel olmadı. Yalnızca dolunayın aydınlattığı gecede acaba yukarı çıkabilirler mi korkusuyla bir süre daha bekledikten sonra yorgunluk ağır bastı ve yeniden uykuya döndük.

Yeşil Deniz Kaplumbağalarına Kavuşma Zamanı

Sabah 05:30’da Akyatan’da gün başlıyor. Kum dağlarından oluşan uzun ve yorucu bir parkurda kesintisiz 7 kilometre yürüyen ve bunu günde 2 kez yapan uzmanlar, elbette öğle saatlerinde korunmasız bir alanda olmak istemiyor. Ne kadar haklı olduklarını yalnızca orada bulunarak anlayabilirsiniz. Biz misafir olduğumuz için 5 kilometre yürüdük ve yolculuğumuzu 10.00 gibi tamamladık.

Sahile gittiğimizde birçok yuva gördük. Bazıları çoktan açılmış, bazıları ise yavrulara ev sahipliği yapıyordu. Bütün sahilde çakal ayak izlerini görmek mümkün fakat yuvaların yanında bu izler daha belirgin. Hepçil olan çakallar, yaprak yemek yerine kolay bir besin olduğu için yavru kaplumbağaları tercih ediyor. Çakalın musallat olduğu ilk yuvayı açtık ve yaklaşık 100 kadar yavruyla karşılaştık. Elbette daha önce uzmanlar bu yuvayı tespit ettiği ve koruyucu bir tel koyduğu için yavrular çakal saldırısından korunmuş. Fakat onları bekleyen bir tehlike daha var; martılar.

Fotoğraf: Tuba Kiraz

Tüm bu çalışmalar insan kaynaklı nedenlerle yeşil deniz kaplumbağalarının nesilleri tehlike altında olduğu için yapılıyor. Zaten sayıları oldukça az olan kaplumbağaların denize ulaşabilenlerinden yalnızca binde biri hayatta kalabiliyor. Yani belki de benim gördüğüm yavruların hiçbiri erişkinliğe ulaşamayacak. Belki de yıllar sonra yeniden Akyatan’a ziyarete gittiğimde bir tanesinin yavrularını göreceğim. Kim bilir…

Bu zorlu parkuru katederken bir yanılgıya düştüm ve ayaklarımı denize sokarak serinleyebileceğimi düşündüm. Ama o da ne, ayaklarım yalnızca ıslandı. Serinlik namına hiçbir şey yok. Deniz suyu o kadar sıcak ki bu girişimden hemen vazgeçtim. Zaten aylardır burada kalan uzmanlar da bu nedenle bir kez olsun denize girme gereği duymamışlar.  

Fotoğraf: Tuba Kiraz

Yolculuk biterken biz de bitmiştik. Konaklama alanına birkaç metre kalmıştı ama adım atmaya halimiz yoktu. Serinlemek için nafile bir çabayla duş aldık ve tuzlu su ile rahatlamanın keyfini biz de çıkardık. 

Bu zorlu koşullarda aylardır yaşayan insanlara duyulan saygı, yaşadıklarını anlama çabası, sineklerin ısırıkları, kıpkırmızı bir yüz, birkaç fotoğraf ve asla unutulmayacak bir günün hatıraları ile bu macerayı tamamladık.