Yüzyıllar önce kaleme alınmış olmalarına rağmen, William Shakespeare karakterleri hâlâ bize fazlasıyla tanıdık gelir. Kıskançlıkla gözü dönen bir aşık, iktidar hırsıyla vicdanını susturan bir lider, aşk uğruna her şeyi göze alan iki genç… Sahnedeki bu figürler yalnızca birer kurgu değil, insan doğasının değişmeyen yönlerinin güçlü yansımalarıdır. İşte tam da bu yüzden Shakespeare karakterleri, ait oldukları çağın çok ötesine geçerek her dönemin insanına dokunmayı başarır.
Shakespeare, karakterlerini kusursuz varlıklar olarak değil; zaafları, çelişkileri ve iç çatışmalarıyla birlikte çizer. Bu karakterler aracılığıyla izleyici ya da okur, yalnızca bir hikayeye tanıklık etmez; aynı zamanda kendisiyle de yüzleşir diyebiliriz. Belki de Shakespeare’i ölümsüz kılan tam olarak budur: her seferinde bizi anlatması.
Bu yazımızda, her çağda geçerliliğini koruyan, duygularıyla, kararlarıyla ve trajedileriyle hâlâ içimize dokunan Shakespeare karakterlerine yakından bakacağız, öyleyse hazırsan başlayalım!
William Shakespeare Kimdir?

Karakterlere geçmeden önce William Shakespeare kimdir, ondan biraz bahsedelim. William Shakespeare, 1564 yılında İngiltere’nin Stratford-upon-Avon kasabasında doğmuş; oyun yazarı, şair ve aktör kimliğiyle edebiyat tarihine adını altın harflerle yazdırmış bir dehadır. Gençlik yıllarına dair bilgiler sınırlı olsa da 1590’lı yıllarda Londra’da tiyatro dünyasına adım attığı ve kısa sürede dönemin en önemli oyun yazarlarından biri haline geldiğini biliyoruz.
Trajedi, komedi ve tarih türlerinde verdiği eserlerle insan doğasının en derin duygularını sahneye taşıyan William Shakespeare, aynı zamanda soneleriyle de edebiyatta kalıcı bir iz bıraktı. 1616 yılında hayatını kaybetmesine rağmen, yazdığı karakterler ve hikayeler yüzyıllardır yaşamaya devam etmekte; her kuşağa yeniden dokunmayı sürdürüyor.
Öne Çıkan Willliam Shakespeare Karakterleri
William Shakespeare eserlerini ele alarak, zamansız yaratımlar olan Shakespeare karakterleri içinden öne çıkanları derlemek epey zor olsa da en popüler seçenekleri mercek altın aldık…
Romeo ve Juliet

William Shakespeare söz konusu olduğunda akla gelen ilk eserlerden biri şüphesiz ki; Romeo ve Juliet! Yasak bir aşkın trajik öyküsünü anlatan bu eser; birbirine düşman iki ailenin çocukları olan Romeo ve Juliet’in tüm engellere rağmen aşklarını yaşamayı seçmesini konu alıyor. Bu eserde öne çıkan iki önemli karakterimiz Romeo ve Juliet.
Romeo: Romeo, duygularını yoğun yaşayan, ani kararlar alabilen ve kalbinin sesini aklının önüne koyan bir karakter olarak öne çıkıyor. Aşkı bulduğunda her şeyi göze alması, gençliğin getirdiği cesaret kadar düşünmeden hareket etmenin tehlikelerini de beraberinde getiriyor.
Juliet: Juliet ise yaşına rağmen son derece bilinçli ve kararlı bir karakter olarak ön planda. Ailesinin beklentilerine karşı durarak kendi seçimini yapması, onu döneminin çok ötesinde bir figür haline getiriyor. Aşkı için risk alırken bile plan yapması, çözüm araması ve sorumluluk üstlenmesi, Juliet’i yalnızca romantik bir kahraman değil; aynı zamanda güçlü bir birey olarak da bize tanıtıyor.
Hamlet

William Shakespeare karakterleri arasında “olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu” repliğiyle bilinen Hamlet, babasının ölümünün aslında bir cinayet olduğunu öğrenen Danimarka Prensi’nin, hem gerçeği ortaya çıkarma hem de intikam alma sürecinde yaşadığı iç çatışmaları konu alıyor. Gerçeğin ağırlığıyla yüzleşen Hamlet’in, ne yapması gerektiğini bilse de bunu nasıl yapacağını sorgulamaktan kendini alamamasını okuyor ve izliyoruz.
Hamlet: Hamlet, karar vermekte zorlanan, her ihtimali defalarca tartan ve bu yüzden harekete geçmekte geciken bir karakter. İç sesiyle sürekli tartışması, onun fazlasıyla bizden biri olduğunu hissettiriyor. Günümüzde de pek çok insanın yaşadığı erteleme, aşırı düşünme ve doğru kararı verme kaygısı, Hamlet’in karakterinde güçlü bir şekilde karşılık buluyor diyebiliriz.
Othello

Othello, başarılı bir komutanın, çevresindeki kişilerin yönlendirmeleriyle eşinin sadakatinden şüphe etmeye başlaması ve bu şüphenin giderek yıkıcı bir kıskançlığa dönüşmesini anlatıyor. Masum bir kuşkunun, zamanla geri dönüşü olmayan bir felakete nasıl sürüklediğine tanık oluyoruz.
Othello: Othello’nun trajedisi, sevginin yerini şüpheye bırakmasıyla başlıyor. Başkalarının sözlerine kulak verip kendi hislerini sorgulamaya başlaması, kıskançlığın nasıl kolayca manipüle edilebileceğini bize gösteriyor. Othello, aslında sevdiğine derin bir bağlılık duyan, onurlu ve dürüst bir karakter olarak ön planda. Ancak en büyük zaafı, güvendiği insanların sözlerini kendi hislerinin önüne koyması. Kıskançlık zihnini ele geçirdikçe mantığını kaybediyor ve sevgi yerini öfkeye bırakıyor.
Kral Lear

Kral Lear, yaşlanan bir kralın krallığını kızları arasında paylaştırmak istemesiyle başlayan ve yanlış kararlarının hem ailesini hem de ülkesini felakete sürüklemesini anlatan bir trajedi olarak unutulmaz eserler arasında yerini alıyor.
Kral Lear: Güce ve otoriteye fazlasıyla güvenen, gururu yüzünden gerçek sevgiyi göremeyen bir figür diyebiliriz. Lear, özellikle ebeveyn-çocuk ilişkilerinde yapılan yanlışların ne kadar yıkıcı olabileceğini gösteren zamansız bir karakter olarak öne çıkıyor. İnsanların duygularını sözlerle ölçmeye çalışması, onun en büyük yanılgısı. Üstelik en sadık kızını yanlış değerlendirip uzaklaştırması hem ailesini hem de kendisini yıkıma sürüklüyor.
Macbeth

Macbeth, bir kehanetle kral olacağına inanan cesur bir komutanın, bu hedef uğruna işlediği suçlarla giderek vicdanını ve aklını kaybetmesini anlatıyor. Güce giden yol, Macbeth için aynı zamanda yıkıma giden bir yol oluyor ve eser unutulmazlar arasına giriyor.
Macbeth: Başlangıçta cesur, saygı duyulan ve vicdanlı bir asker olan karakter, içinde taşıdığı yükselme arzusu ve güce ulaşma isteğiyle hatalara yöneliyor. İlk adımı attıktan sonra yaptığı hataları haklı çıkarmaya başlıyor ve her yeni suç, bir öncekini örtmek için işleniyor. En büyük zaafı, hırsının sınır tanımamasıdır diyebiliriz. Güce ulaştıkça korkuları artıyor ve bu da onu daha acımasız kararlar almaya itiyor. Macbeth, bu özellikleriyle insanın kendi hedefleri uğruna nasıl yavaş yavaş kendinden uzaklaşabileceğinin en çarpıcı örneklerinden biri.
Lady Macbeth: Macbeth söz konusu olduğunda Lady Macbeth’ten bahsetmemek de olmaz! Son derece kararlı, güçlü ve hedef odaklı bir karakter olarak öne çıkan Lady Macbeth, duygularını bastırmayı bir güç göstergesi olarak görüyor ve eşini de bu yönde yönlendiriyor. Başlangıçta vicdanını susturmayı başarır gibi görünse de suçluluk duygusu zamanla bilinçaltında biriktiğini görüyoruz. En büyük zaafı ise duygularını yok sayabileceğini düşünmesi.
Venedik Taciri

Venedik Taciri, borç, sözleşme ve intikam etrafında şekillenen bir hikaye üzerinden, hukuk ile vicdan arasındaki çatışmayı ele alıyor. Özellikle Shylock’un alacağını tahsil etme ısrarı, oyunun merkezindeki gerilimi oluşturuyor.
Shylock: Dışlanmışlık ve aşağılanmışlık duygusunu yıllarca içinde taşıyan, bu yüzden sert ve mesafeli bir karakter olarak öne çıkıyor. Adaleti, merhametten çok kurallar üzerinden tanımlıyor. En büyük zaafı, geçmişte yaşadığı haksızlıkların onu intikama sürüklemesi. Hak arayışı zamanla katı bir öfkeye dönüşüyor ve bu da onu toplumla daha da karşı karşıya getiriyor.
Antonio: Dostları için her şeyi göze alabilen, duygusal ve fedakar karakter… Arkadaşı Bassanio’ya yardım edebilmek için büyük bir borcun altına giriyor ve bunun bedelinin kendi hayatı olabileceğini bilmesine rağmen geri adım atmıyor! Onun için dostluk, maddi kaygıların ve hatta can güvenliğinin bile önünde. Antonio’nun en belirgin özelliği, başkaları için kendini ikinci plana atması.. Kendini riske atmaktan çekinmemesi, onu hem erdemli hem de kırılgan kılıyor. Bu yönüyle Antonio, sevdikleri için fazlasıyla sorumluluk alan ve kendi ihtiyaçlarını geri plana atan insanların güçlü bir yansımasıdır diyebiliriz.
Bir Yaz Gecesi Rüyası

Bir Yaz Gecesi Rüyası, birbirine aşık ama bir türlü doğru kişiyi bulamayan gençlerin, peri büyülerinin etkisiyle daha da karışan ilişkilerini konu alıyor. Ormanda geçen bu masalsı gecede, yanlış aşklar, ani tutkular ve komik yanlış anlaşılmalar iç içe geçiyor. Oyun, aşkın ne kadar değişken, mantıksız ve yönlendirilebilir olabileceğini eğlenceli bir dille anlatıyor.
Hermia: Ailesinin baskısına rağmen sevdiği kişiyle birlikte olmak isteyen, kararlı ve cesur bir karakter olarak öne çıkıyor. Toplumsal kurallara boyun eğmek yerine kalbinin sesini dinlemesi, onu dönemine göre oldukça güçlü bir kadın figürü yapıyor.
Lysander ve Demetrius: Bu iki karakter, büyünün etkisiyle bir anda sevdiklerini unutup başka birine aşık olabilecek kadar kolay yön değiştiren duygulara sahip. Shakespeare burada, aşkın her zaman mantıkla ilerlemediğini ve duyguların ne kadar hızlı değişebileceğini hicivle gösteriyor.
Helena: Karşılıksız aşkla mücadele eden, sevilmek için kendini küçülten ve sürekli değersiz hisseden bir karakter. Sevdiği kişi tarafından reddedilse bile onun peşinden gitmekten vazgeçmiyor. Helena, günümüzde de pek çok insanın yaşadığı “beni sevsin diye her şeye razı olma” hâlinin duygusal bir temsilidir diyebiliriz.
Kapak Görseli: Vikipedi











