"Hâller | Hayaller: Uyumsuz Zamanlarda Dirençlilik"

“Hâller | Hayaller: Uyumsuz Zamanlarda Dirençlilik”

Güncelleme Tarihi: 13 Aralık 2022

Boğaziçi Üniversitesi Mezunlar Derneği (BÜMED) tarafından, Boğaziçi Üniversitesi mezunlarından Meral Kurdaş, Leyla Sürmeli ve Leyla Derya’nın öncülüğünde düzenlenen “Hâller | Hayaller: Uyumsuz Zamanlarda Dirençlilik” sergisi, Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin düşlerine giden yolda gençlere destek olmayı amaçlıyor. Sergideki yapıtlar, ekolojiden sağlığa, eğitimden yaşam hakkına uzanan pek çok alanı kapsıyor. 

PlumeMag olarak sergi hakkında merak edilenleri Leyla Derya, Leyla Sürmeli, Meral Kurdaş, Esra Carus ve Çağla Saydağ Karter’e sorduk…

"Hâller | Hayaller: Uyumsuz Zamanlarda Dirençlilik"

Leyla Derya:

 “Hâller | Hayaller: Uyumsuz Zamanlarda Dirençlilik” sergisinin fikri nasıl ortaya çıktı?

Boğaziçi Üniversitesi mezunuyum. Zamanında öğrencilik günlerimin iyi geçtiği okulumdaki öğrencilere nasıl katkıda bulunabilirim diye düşünüyordum. Bursa ihtiyacın çoğaldığını biliyordum. Her şey, nasıl katkılarda bulunabileceğimi düşünmem ve Leyla Sürmeli’nin okuldaki nöbeti tasvir eden bir tablonun peşine düşmesiyle başladı. Onur Bayiç, sergimizin görsellerini tasarladı. BÜMED ekibinin desteğiyle bu iş ortaya çıktı.

Öğrencilerin düşlerine giden yolda gençlere destek olmayı amaçlayan sergi, ziyaretçilerine nasıl sorular sorduracak?

Sergi, göreceli kısa bir zamanda vücut buldu, benim ilk tecrübem. Amacı, çocuklara burs sağlamak, dolayısıyla eserler belli bir tema etrafında toplanmadı, Kataloğumuzda sanatçıların Boğaziçi Üniversitesi ve öğrenciler için söyledikleri birkaç cümleyle bir bütünlük sağlamaya çalıştık. Sanatçıların zaten algıları çok açık, insan olarak karşılaştığımız sorunları eserleriyle dışa vuruyorlar. Her birinin hikayesi var. Kadınlık hallerinden mitolojiye, doğa katliamından atıklara, hayatımızın girdaplarına… Sanırım her eser, sorularıyla beraber sergileniyor.

Sergideki yapıtlar, ekolojiden sağlığa, eğitimden yaşam hakkına uzanan pek çok alanda baş gösteren küresel ve yerel sorunlara karşı insanın direngen doğasını ön plana çıkartıyor. Sizi bu konular üzerine düşünmeye iten neler oldu?

Dediğim gibi benim küratörlük deneyimim yok, biyolog ve çevre bilimciyim. Doğada çeşitlilik var. Tek bir tür kendi kendine var olamaz. Bilinen örnek; bağlarda zararlılarla mücadele için gül dikilir, gülün altına sarımsak konur, kuşlar büyük hayvanların parazitleriyle beslenir, arıların nesli tükenirse ekosistemde büyük bir çöküş beklenir. Her varlık bir bütünün  parçasıdır ve birbirine gereklidir. Çeşitlilik hayatın devam etmesi için elzemdir. Bizim sergimiz de böyle oldu. Her ekolden sanatseverler ve burs katkısı yapmak isteyenler, sevdikleri eserleri buldular, hem değerli bir eser sahibi oldular hem de iyi bir amacın parçası oldular.

"Hâller | Hayaller: Uyumsuz Zamanlarda Dirençlilik"

Leyla Sürmeli:

“Hâller | Hayaller: Uyumsuz Zamanlarda Dirençlilik” sergisinin fikri nasıl ortaya çıktı?

Ben çok uzun senelerdir sivil toplum örgütlerinde çeşitli alanlarda çalışıyorum.

Bunun sebebi, bütün karakter analizlerimde çıktığına şaşırdığım üzere yapımda sosyal sorumluluk ve bu sorumluluk gereği gayretler göstermek isteği var.

1976’da Üniversitemizin İdari Bilimler bölümünden mezun oldum. Yıllarca profesyonel çalışırken de emekli olduktan sonra da bu amacıma uygun ortamlarda katkı sunmaya çalışıyorum.

Okulumuzun hayatıma kattıklarını paylaşmam gerektiğini düşünürken son birkaç yıldır başta öğrenciler ve akademisyenler olmak üzere Üniversitenin bütün paydaşlarının mezunların desteğine ihtiyacı olduğunu düşünen bir grup içinde buldum kendimi.

Tarihimiz çok derin; mezunlarımız dünyanın her yerinde, bir de değerli hocalarımızın hepimizi yüreklendiren direnç görüntüsünü yurt dışındaki bir ressamın fırçasından çıkmış çok anlamlı bir tabloda görünce “Haydi!” dedik. Ulaşmak istediğimiz, uzak yakın mezun ve destekçilerimize bu ve/veya bunun gibi sanat ürünlerinin mesajları ile ulaşabiliriz diye cesaretlendik.

Cesaret ve eğitimimizin hepimize kattığı insani beceriler sayesinde dayanışma, özveri, saygı ve sevgi ile çalıştık. Benim ikinci ve en büyük motivasyonum, Leyla Derya arkadaşımızın sakin, nazik ve ciddi bir şekilde işe yaklaşımı oldu. Meral Kurdaş arkadaşımızın da büyük sorumluluklar alarak katkıda bulunması ile proje hayata geçti.

Öğrencilerin düşlerine giden yolda gençlere destek olmayı amaçlayan sergi, ziyaretçilerine nasıl sorular sorduracak?

Sergimizin adı “Haller I Hayaller”; çok önemli bir anlamı var. Bazı haller yaşamaktayız, bunlar sonucunda ortaya çıkan hayallerimiz var. Hallerden en önemli haller Üniversitemiz öğrencilerinin eğitim, barınma ve beslenme sorunları. Bizler, serginin gerçekleşmesine katkıda bulunanlar ziyaretçilerimizden “Ben ne yapabilirim?” diye sormalarını bekliyoruz.

Sergideki yapıtlar, ekolojiden sağlığa, eğitimden yaşam hakkına uzanan pek çok alanda baş gösteren küresel ve yerel sorunlara karşı insanın direngen doğasını ön plana çıkartıyor. Sizi bu konular üzerine düşünmeye iten neler oldu?

Hallerimizin bizleri ittiği Hayaller, zaten dünyamızda ve ülkemizde yaşanmakta olan haksızlıklar, insan hakları ihlalleri, adaletsizlik, haksızlıklar, çevre kıyımları, umarsızlıkların çözüldüğü, ortadan kalktığı bir dünyanın oluşması. Sanat her zaman bu konulara tercüman olmuş, olacak; insanları direngen düşünmeye itecek. Biz de bu sığınağa başvurduk diyelim.

"Hâller | Hayaller: Uyumsuz Zamanlarda Dirençlilik"

Meral Kurdaş:

 “Hâller | Hayaller: Uyumsuz Zamanlarda Dirençlilik” sergisinin fikri nasıl ortaya çıktı?

Bümed mezunlar derneği yönetim kuruluna seçildiğimiz andan itibaren en büyük paydaşlarımızdan biri olan öğrencilerimiz için neler yapabiliriz diye çalışmaya başladık. Öğrencilerimiz arasında gerçekten öğrenim hayatını sürdürmekte zorlananlar olduğunu görmek hepimizi daha çok çalışma konusunda teşvik etti.

Onlar için İstanbul Maratonu’nda koştuk bağış topladık.

İş dünyasından tanıdığımız Boğaziçi Mezunlarına giderek desteklerini aldık. Sonrasında sanat dünyasına yakın olan arkadaşımız Leyla Derya bir sergi yaparsak eserlerini bağışlayacak sanatçılar olduğunu söyleyince hemen kolları sıvayıp bu konuda da çalışmaya başladık. Çok değerli sanatçılarımız olduğu gibi, Boğaziçi Üniversitesi mezunu olup sanatla sonradan uğraşmaya başlamış ve başarıyı yakalamış arkadaşlarımız da hiç düşünmeden gençler için eserlerini düşünmeden bağışlamayı kabul ettiler.

Mezun arkadaşlarımız sergiyi değişik alanlarda destekledi:

The Marmara Pera Oteli, sergi için salonlarını karşılıksız verdi. “bkz.” iletişim tanıtım çalışmalarımızı, Ata Global ise sigortalarımızı yaptı. Securitas sergi güvenliğini sağlama konusunda destek verdi. “bba” firması ise arşivimiz için video ve fotoğraf desteği sağladı.

Öğrencilerin düşlerine giden yolda gençlere destek olmayı amaçlayan sergi, ziyaretçilerine nasıl sorular sorduracak?

Gelecek kaygısı Türkiye’de yaşayan pek çok kişinin kafasını meşgul ediyor. Geleceğimizi emanet edeceğimiz gençler ise gelecek kaygısını en fazla hisseden grup olarak çıkıyor karşımıza ne yazık ki.

Sadece maddi sıkıntı değil, özgürlükler,düşünsel aktiviteler, ekolojik düzende bozulmalar , temel insan hakları, cinsel ayrımcılık, şehirlerimizin tahribat altında olması, habitat, birlikte yaşadığımız tüm canlılara verdiğimiz rahatsızlık gibi pek çok konu, sergiyi gezerken ziyaretçilerimizin zihnini zorlayan konular olarak ön plana çıkıyor. 

Sergi boyunca ziyaretçilerimizle kim hangi konuyu iyileştirmek için ne tür bir çaba içinde veya bu sergiden sonra nasıl bir hal ve tavır değişikliği oluşacak / oluşmalı gibi sorgulamaları yaptıklarını konuşuyoruz.

Sergideki yapıtlar, ekolojiden sağlığa, eğitimden yaşam hakkına uzanan pek çok alanda baş gösteren küresel ve yerel sorunlara karşı insanın direngen doğasını ön plana çıkartıyor. Sizi bu konular üzerine düşünmeye iten neler oldu?

Eğitimli gençler, bu konuların pek çoğu için çok duyarlı ve bilinçliler.

Ne kadar çok gencimiz daha iyi eğitim olanaklarına ulaşır ve bu olanaklardan en doğru şekilde faydalanırsa bahsettiğimiz sorunlarla ilgili çabaları da o ölçüde artacaktır. Kendi temel ihtiyaçlarını karşılamakta güçlük çeken ve gününü bu kaygılar içinde geçiren gençlerin çevreye, doğaya veya içinde yaşadığı toplumun ihtiyaçlarına duyarlılığının yüksek olmasını beklemek gerçekçilikten uzak görünüyor.

Bu düşünceden yola çıkarak biraz olsun onların günlük hayatlarında rahatlama sağlarsak özgürlüklerine bir damla katkıda bulunmak anlamına gelebilir düşüncesi bizi motive ediyor.

Boğaziçi Üniversitesi Mezunları, çok büyük ve güçlü bir camia. İhtiyacımız var mesajını duymaları yetiyor. Türkiye’den ve dünyanın her yerinden gelen destekleri görmek bizi bu konuda aracı olmamız gerektiği konusunda daha büyük coşkuyla çalışmaya itiyor. Tüm zorluklara hep birlikte direnebileceğimizi hissetmek gurur ve sevinç kaynağımız, bütün yorgunluklarımızı unutuyoruz…

"Hâller | Hayaller: Uyumsuz Zamanlarda Dirençlilik"

Esra Carus:

Hâller | Hayaller: Uyumsuz Zamanlarda Dirençlilik” sergisiyle yollarınız nasıl kesişti?

Sevgili Leyla Derya’nın daveti ile katıldım. Bu serginin yapılma ihtiyacı sadece Boğaziçi mensuplarını ilgilendiren bir konu değil bir ülke sorunu, o nedenle sanatçı olarak bir sorumluluk duyuyorum.

Sergide yer alan çalışmalarınızdan elde edilecek geliri “Boğaziçi Değerler Burs Fonu”na bağışlıyorsunuz. Sizin için bu projede yer almak ne anlam ifade ediyor?

Boğaziçili hoca ve öğrencilerin şiddetsiz direnişi çok değerli. Ülkenin en başarılı zihinlerine sahip çıkan hocaların mücadelesine bir katkı bizim yaptığımız. Türkiye’nin yetiştirdiği en kıdemli hocaları ve başarılı gençlerini mevcut halin karanlığında yalnız bırakmıyoruz. Hele hele ekonomik zorlukların öğrencileri yıldırmasına izin veremeyiz; bu ülkeye dair inançlarının kırılmaması ve hayallerinin sönmemesi için yanlarındayız.

"Hâller | Hayaller: Uyumsuz Zamanlarda Dirençlilik"
Eser: Spiker, Esra Carus

Sizin sergideki işiniz hangi hali anlatıyor ya da hangi hayali yaratıyor?

“Spiker” adlı işim “Göster -Anlat” (2011) adlı serinin bir parçası. Woody Allen’ın Radio Days filminden bir sahne; radyo spikerinin Pearl Harbor Baskını’nı duyurduğu an. Bu filmin bendeki hali; Amerika’ya göç eden bir Yahudi ailenin muhafazakarlık, aile, modernleşme, sınıf gibi birçok yönüyle Yeni Dünya’da medyanın gücü üzerinden kimlik oluşturma durumunu düşündürmesiydi. 

Balkan göçmeni olan aile büyüklerimin yaşamış olduğu göç hikayesi ile ilişkilendirdiğim bu film, medyanın kimlik inşa sürecini nasıl hızla şekillendiğini iyi örnekliyor bana göre. Sanırım günümüz medyasının hali, aidiyet kırılması ve beyin göçünün tehlikeli boyutlara ulaşması bu işi yeniden sergileme ihtiyacı oluşturdu bende.

"Hâller | Hayaller: Uyumsuz Zamanlarda Dirençlilik"

Çağla Saydağ Karter:

“Hâller | Hayaller: Uyumsuz Zamanlarda Dirençlilik”sergisiyle yollarınız nasıl kesişti?

Bu sergi ile ilgili olarak sevgili Meral Kurdaş benimle temasa geçti ve serginin misyonunu paylaştı. Boğaziçi Üniversitesinin eski bir mezunu olarak çok etkilendim ve bu anlamlı serginin bir parçası olmaya karar verdim. Bu anlamda karar verme aşaması hızla gerçekleşti benim için diyebilirim. 

Sergide yer alan çalışmalarınızdan elde edilecek geliri “Boğaziçi Değerler Burs Fonu”na bağışlıyorsunuz. Sizin için bu projede yer almak ne anlam ifade ediyor?

Eğitimi çok önemsiyorum. Hayattaki tercihlerimle ve sürekli öğrenci şapkasını takan bakış açımla bu olgunun altını çizmeye devam ediyorum. Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi bölümünden mezun olduktan sonra Carnegie Mellon Üniversitesinde İşletme Master’ı yaptım, Dubai Lotus Güzel Sanatlar Akademisi’ni bitirdim ve halen Yeditepe Üniversitesi Resim ve Plastik Sanatlar doktora programına devam etmekteyim. 

Gerçekleştirdiğimiz bu sergi, tam da bu sebeple benim için çok önemli. Aydınlanmak isteyen açık ve ışık saçan genç beyinlerin önünde hiçbir engel olmamalı. Eğer varsa bu engelleri kaldırmak için el birliğiyle çabalamamız gerektiğine inanıyorum.

"Hâller | Hayaller: Uyumsuz Zamanlarda Dirençlilik"

Sizin sergideki işiniz, hangi hali anlatıyor ya da hangi hayali yaratıyor?

Ben, sanatın toplumsal olduğuna inanıyorum çünkü içinde bulunduğu toplumdan bağımsız olarak düşünemeyiz sanatsal üretimleri. Ancak benim anlayışıma göre sanat toplumsallığını içinde bulunduğu toplumu yansıtarak değil, toplum içinde özerkliğini koruyarak ve onu sorgulama potansiyelini canlı tutarak kazanır. Bu da bir sanatçının topluma karşı en önemli sorumluluğudur. 

Sanat, radikal potansiyelini ancak bildiğimiz dünyanın dilini geçersiz kılan kendi dili ve imgesi içinde ifade edebilir. Bu ifadeler de özüne sadık kalan sanatçılar için parmak izi niteliğindedir. Kavramsal olarak sanat ve umudu, toplum ile de karamsarlığı birbirine daha yakın buluyorum. Sergide yer alan eserimle ben umudu temsil ediyorum, tünelin ucundaki ışığı, aydınlık bir yarını ve kışın ardından gelecek rengarenk ve aydınlık ilkbaharı düşlüyorum.