Fransa’nın İstanbul Başkonsolosu Nadia Fanton ile yaptığımız bu sohbet, aslında iki ülke arasındaki ilişkileri konuşmanın ötesine geçti. Yıllar önce bir Erasmus öğrencisi olarak İstanbul’a gelen, Türkçe öğrenen ve bugün aynı şehirde Fransa’yı temsil eden Nadia Fanton’un hikâyesi; eğitimin, kültürel merakın ve insan ilişkilerinin hayatlarımızı nasıl şekillendirebildiğine dair çok özel bir örnek teşkil ediyor.
Bu röportaj benim için aynı zamanda kişisel bir anlam da taşıyor. Saint Benoît Fransız Lisesi ve Lille Üniversitesi’nde aldığım eğitim, bugün hâlâ dünyaya bakışımı etkiliyor. Bir Alumni Elçisi olarak gençlerin benzer yolculuklarına tanıklık ederken, eğitim sayesinde kurulan bağların ne kadar kalıcı olduğunu da sık sık görüyorum.
Nadia Fanton ile Fransa ve Türkiye arasındaki kültürel ilişkileri, Frankofoni’nin bugününü, genç kuşakları, kadınların diplomasi alanındaki yerini ve İstanbul’un insan üzerinde bıraktığı etkiyi konuştuk.
Bazen bir üniversite değişim programı, bazen öğrenilen yeni bir dil, bazen de başka bir ülkede kurulan dostluklar yıllar sonra bile hayatımızın yönünü belirleyebiliyor.
Nadia Fanton’un hikâyesi de biraz bunu anlatıyor.
Keyifli okumalar.
İstanbul Hikâyesi: Erasmus Öğrenciliğinden Başkonsolosluğa

Bihter Ayyıldız: Üniversite eğitiminizin bir bölümünü Türkiye’de tamamladınız. Bu deneyim ülkeye bakışınızı ve bugün yürüttüğünüz görevi nasıl şekillendirdi?
Nadia Fanton: Öncelikle bana bu fırsatı verdiğiniz için çok teşekkür ederim. 2007 yılında Paris 1 Panthéon-Sorbonne Üniversitesi’nde öğrenciydim. Erasmus programı kapsamında altı aylığına İstanbul’a geldim ve Galatasaray Üniversitesi’nde siyaset bilimi eğitimi aldım. Türkiye’yi ve İstanbul’u gerçek anlamda ilk kez o dönemde keşfettim.
Bu deneyimin bende çok derin izler bıraktığını söyleyebilirim. Özellikle Türkiye’deki Frankofoni’nin gücünden ve Fransa ile Türkiye arasındaki iş birliğinin canlılığından çok etkilenmiştim. O yıllarda hissettiğim şeyler bugün hâlâ benimle birlikte. Başkonsolos olarak yürüttüğüm görevde de bunun etkisini hissediyorum.
Bihter Ayyıldız: Öğrenci olarak yaşadığınız İstanbul’a yıllar sonra Fransa’nın İstanbul Başkonsolosu olarak dönmek nasıl bir duygu?
Nadia Fanton: Çok özel ve oldukça duygusal bir duygu.
O dönemde 21 yaşındaydım. İlk kez uzun süreli olarak yurt dışında yaşıyordum. Seyahat etmenin insanı dönüştüren bir gücü olduğuna inanıyorum. Özellikle genç yaşlarda yapılan yolculukların kimliğimizi şekillendirdiğini düşünüyorum.
Eğer 21 yaşımda İstanbul’da altı ay geçirmemiş olsaydım bugün olduğum kişi olmazdım.
Bu nedenle yaklaşık yirmi yıl sonra aynı şehre dönmek benim için gençliğimin izlerini yeniden takip etmek gibi. Üstelik Türkiye’nin tarihsel olarak çok özel bir döneminde burada öğrenciydim. Aynı dönemi yaşamış Türk arkadaşlarımla bugün hâlâ ortak anılarımız ve ortak referanslarımız var. Bu nedenle İstanbul’da bulunmak benim için yalnızca profesyonel değil, aynı zamanda çok kişisel bir anlam taşıyor.
Fransa ve Türkiye Arasındaki Kültürel İlişkiler Nasıl Güçleniyor?

Bihter Ayyıldız: Bugün size göre Fransa ile Türkiye arasındaki en canlı kültürel bağlar hangileri?
Fransızca Eğitim Veren Okulların Rolü
Nadia Fanton: Aslında çok fazla örnek verebilirim.
Öncelikle Fransızca eğitim veren okullar iki ülke arasındaki kültürel ilişkinin en güçlü taşıyıcılarından biri.
İstanbul’da, Ankara’da ve İzmir’de binlerce genç Fransızca eğitim alıyor. Bir kısmı Fransız öğretmenlerle çalışıyor. Bu durum iki ülke arasında çok güçlü ve kalıcı bir kültürel bağ oluşturuyor.
Edebiyat, Frankofoni ve Annie Ernaux Yazarlık Rezidansı
Nadia Fanton: Edebiyat da çok önemli bir alan. Her yıl Türkiye Goncourt Ödülü’nü düzenliyoruz. Çağdaş Fransız ve Frankofon edebiyatının Türk okurlarla buluşmasını destekliyoruz. İstanbul’da sık sık Fransız yazarları ağırlıyoruz.
Yakın zamanda başlattığımız Annie Ernaux Yazarlık Rezidansı da bu bağın güzel örneklerinden biri. İstanbul’dan ilham alan Frankofon yazarlar burada zaman geçiriyor ve iki ülke arasındaki kültürel diyaloğa yeni katkılar sunuyor.
Frankofon Film Festivali ve Fransız Sinemasına İlgi
Nadia Fanton: Bir diğer önemli alan ise sinema.
Türkiye’de Fransız sinemasına duyulan ilgiden gerçekten çok etkilendim. Özellikle gençlerin ilgisi dikkat çekici. Yakın zamanda 19 şehirde Frankofon Film Festivali düzenledik. Anadolu’nun farklı kentlerinde salonların gençlerle dolduğunu görmek bize geleceğe dair umut veriyor.
Bihter Ayyıldız: Ben de Fransız sinemasını bu nedenle çok seviyorum. Büyük bütçeli yapımlar çoğu zaman bizi gerçeklikten uzaklaştırırken Fransız sineması, tıpkı edebiyat gibi, insanı kendi hayatına ve dünyasına geri döndürüyor.
Nadia Fanton: Bence bu çok doğru bir tespit. Fransız sinemasının gücü de biraz burada yatıyor. İnsan hikâyelerine, gündelik yaşama ve bireyin iç dünyasına yaklaşma biçiminde.
Eğitim: Diplomasi İçin En Kalıcı Köprülerden Biri

Bihter Ayyıldız: İki ülke arasındaki eğitim iş birliği oldukça güçlü. Sizce eğitim, diplomatik ilişkilerin en kalıcı biçimi mi?
Nadia Fanton: Çok güzel bir ifade.
Eğitim gerçekten de en kalıcı iş birliği alanlarından biri. Çünkü geleceğin kuşaklarını yetiştiriyorsunuz ve insanların eğitim hayatlarında edindikleri deneyimler onları ömür boyu etkiliyor.
Türkiye’de karşılaştığım birçok insan okulundan söz ederken büyük bir aidiyet duygusuyla konuşuyor. Bazıları okullarını ikinci aileleri olarak tanımlıyor.
Fransızca öğrenmek de yalnızca bir dil öğrenmek değil. Aynı zamanda belirli bir kültürle, değerler sistemiyle ve düşünce biçimiyle tanışmak anlamına geliyor.
Ancak Fransız-Türk ilişkilerinin tek ayağı eğitim değil. Ekonomi de son derece önemli.
Bugün Türkiye’de faaliyet gösteren 400’den fazla Fransız şirketi bulunuyor. Bu şirketlerin yüz binlerce kişiye doğrudan veya dolaylı istihdam sağladığı biliniyor. Aynı şekilde Fransa’daki Türk yatırımları da artıyor.
Bunun yanında insan hareketliliği çok önemli. Fransa’da yaşayan Türkler, Türkiye’de yaşayan Fransızlar ve iki ülke arasında kurulan aile bağları ilişkilerin en güçlü unsurlarından biri.
Fransa ve Türkiye Arası Köprü Kuran Gençler

Bihter Ayyıldız: Bugün Fransa ve Türkiye arasında eğitim, kültür, sanat ya da akademi aracılığıyla gidip gelen genç kuşaklara baktığınızda ne görüyorsunuz?
Nadia Fanton: Gençlerle vakit geçirmekten gerçekten büyük keyif alıyorum. Hatta çoğu zaman onlara öğrettiğimden daha fazlasını onlardan öğrendiğimi düşünüyorum.
Bu nesilden çok etkileniyorum. Son derece bağımsızlar, yaratıcılar, çözüm üretme konusunda oldukça becerikliler ve yaşadıkları dünyanın meselelerine karşı son derece duyarlılar.
PlumeMag’de sizin de sık sık ele aldığınız konular var; iklim krizi, biyoçeşitlilik kaybı, nasıl tükettiğimiz, nasıl ürettiğimiz gibi meseleler. Bunlar genç kuşakların gündeminde çok güçlü bir yer tutuyor.
Ayrıca dünyanın büyük bir dönüşümden geçtiğinin de farkındalar. Kariyerlerinin başında sahip oldukları mesleklerin gelecekte aynı şekilde var olmayacağını biliyorlar. Yapay zekâ, dijital dönüşüm ve değişen ekonomik modeller nedeniyle sürekli öğrenmeleri, uyum sağlamaları ve kendilerini yeniden tanımlamaları gerekecek.
Bütün bunların oldukça farkındalar.
Aynı zamanda çok özgür ve çok kozmopolit bir nesilden söz ediyoruz. Farklı kültürlerle kurdukları ilişki son derece doğal ama aynı zamanda bilinçli. Bu yönleriyle bana umut veriyorlar.
Feminist Diplomasi Nedir?

Bihter Ayyıldız: Fransa ve Türkiye arasındaki diplomatik tarihte ilk kez Fransa, Türkiye’de aynı anda bir kadın büyükelçi ve bir kadın başkonsolos tarafından temsil ediliyor. Bu durum sizin için ne ifade ediyor?
Nadia Fanton: Gerçekten de çok anlamlı bir dönemden geçiyoruz.
İstanbul’da ilk kez kadın bir Başkonsolos görev yapmıyor ancak Isabelle Dumont, Türkiye’deki ilk Fransız kadın Büyükelçi. İlk kez hem Ankara’da hem İstanbul’da Fransa’yı iki kadın diplomat temsil ediyor.
Ben bunun Fransa’nın son yıllarda benimsediği feminist diplomasinin somut bir yansıması olduğunu düşünüyorum.
Fransa’nın Feminist Diplomasi Yaklaşımı
Nadia Fanton: Feminist diplomasi bizim için yalnızca kadınların daha fazla görünür olması anlamına gelmiyor. Elbette daha fazla kadının diplomatik görevlerde yer alması bunun bir parçası. Ancak aynı zamanda kadın haklarının uluslararası platformlarda savunulmasını, kadınların karar alma süreçlerine katılımının desteklenmesini ve dünyanın farklı bölgelerinde faaliyet gösteren kadın örgütleriyle dayanışmayı da kapsıyor.
Kısacası, bir politika olduğu kadar bir bakış açısı.
Kadınların Diplomasi Alanındaki Temsili
Bir etkinlik düzenlerken ya da bir proje geliştirirken kendimize sürekli şu soruları soruyoruz: Yeterince kadın temsil ediliyor mu? Eşitlik gözetiliyor mu? Kadınların deneyimlerini görünür kılabiliyor muyuz?
Bu yaklaşım yaptığımız pek çok çalışmaya yansıyor.
Frankofon Film Festivali’nde Kadın Yönetmenler
Örneğin bu yıl düzenlediğimiz Frankofon Film Festivali’nde kadın yönetmenlerin erkek yönetmenlerle eşit temsil edilmesine özellikle dikkat ettik. Aynı zamanda kadınların hikâyelerini merkeze alan yapımların programda yer almasını da önemsedik.
Çünkü sanatın ve özellikle sinemanın algıları değiştirme gücüne inanıyorum. Kadınların hikâyeleri görünür oldukça toplumların bakış açısı da dönüşüyor.
Bu nedenle bugün Ankara’da ve İstanbul’da Fransa’yı iki kadın diplomatın temsil ediyor olması benim için yalnızca sembolik değil, aynı zamanda çok heyecan verici ve umut verici bir gelişme.
Nadia Fanton’un Gözünden Türkiye ve İstanbul

Bihter Ayyıldız: Sizin için özel bir anlam taşıyan ve Fransızcada tam karşılığı olmayan bir Türkçe kelime ya da ifade var mı?
Nadia Fanton: Çok sevdiğim ve çevirmesi gerçekten zor olan bir ifade var: Kolay gelsin.
İlk bakışta Fransızcadaki bon courage ifadesine benzetilebilir ama aslında bundan çok daha fazlasını içeriyor. İçinde hem emek, hem dayanışma hem de karşınızdaki kişinin çabasını takdir etme duygusu var.
Bu yüzden çok sık kullanıyorum. Hatta Türkçede en sevdiğim ifade olduğunu söyleyebilirim. Bana göre tam anlamıyla çevrilemeyen, bu yüzden de çok değerli olan ifadelerden biri.

Bihter Ayyıldız: Edebiyata olan ilginizi biliyoruz. Türk edebiyatı ve Türk yazarlar İstanbul’la kurduğunuz ilişkiyi etkiledi mi?
Nadia Fanton: Kesinlikle.
İstanbul her şeyden önce çok görsel bir şehir. Fotoğrafçılık, resim ve sinema için son derece güçlü bir ilham kaynağı. Tarihiyle, mimarisiyle ve sürekli değişen siluetiyle adeta bir görüntüler şehri.
Ama aynı zamanda büyük bir edebiyat şehri olduğunu da düşünüyorum.
Tarihsel katmanları, sosyal çeşitliliği ve karmaşık yapısıyla yazarlara çok zengin bir malzeme sunuyor. Bu nedenle İstanbul’u anlamamda edebiyatın önemli bir rolü oldu.
Orhan Pamuk’un eserlerini büyük bir ilgiyle okudum. Yaşar Kemal’i, Ahmet Altan’ı ve Elif Şafak’ı da çok seviyorum.
Kitaplar sayesinde İstanbul’u daha farklı gözlerle görmeyi öğrendim diyebilirim. Edebiyat bu şehre duyduğum ilgiyi ve sevgiyi daha da derinleştirdi.

Bihter Ayyıldız: Diplomat kimliğinizi bir kenara bırakırsak; bir okur, bir yürüyüşçü ve bir şehir sakini olarak İstanbul’da en çok nerelerde vakit geçirmekten hoşlanıyorsunuz?
Nadia Fanton: İstanbul’da yürümeyi çok seviyorum.
Öğrencilik yıllarımda Fransız Anadolu Araştırmaları Enstitüsü’nün düzenlediği şehir yürüyüşlerine katılmıştım. Şehir plancıları, sosyologlar ve araştırmacılar eşliğinde İstanbul’un farklı mahallelerini keşfediyorduk. O deneyim, şehre bakışımı çok etkiledi.
Bugün de İstanbul’un sürekli değişimini gözlemlemekten büyük keyif alıyorum.
Örneğin 2007 yılında Galataport yoktu. Bugün aynı yere baktığınızda bambaşka bir şehir parçasıyla karşılaşıyorsunuz. Haliç değişiyor, yeni mahalleler dönüşüyor, şehir sürekli kendini yeniden kuruyor.
Görevim nedeniyle İstanbul’un farklı bölgelerine gitme fırsatım oluyor ve hâlâ zaman zaman kendime şu cümleyi kuruyorum: “Demek ki İstanbul’da böyle bir yer de varmış.”
Bence İstanbul’un en büyüleyici tarafı bu. Sizi şaşırtmaya devam ediyor.
Ve sanırım en sevdiğim şeylerden biri de vapura binmek. Bazen sadece ilk gelen vapura binip Boğaz’da yolculuk yapmak bile yeterli oluyor.
Boğaz’ın her seferinde başka bir yüzünü görmek mümkün. İstanbul biraz da böyle bir şehir; katman katman açılan ve her defasında yeni bir sürpriz sunan bir şehir.
Fransa-Türkiye İlişkisi Geleceğinde Hangi Alanlar Öne Çıkıyor?

Bihter Ayyıldız: Önümüzdeki yıllarda Fransa ve Türkiye arasındaki kültürel ve eğitim alanındaki iş birliklerinde en umut verici alanlar sizce hangileri?
Nadia Fanton: Geleceğe oldukça iyimser bakıyorum.
Özellikle dijital dönüşüm, yapay zekâ ve ekolojik dönüşüm gibi alanlarda bilimsel iş birliklerinin daha da gelişeceğine inanıyorum. Araştırmacılarımız hâlihazırda birlikte çalışıyor ve bu iş birliklerinin önümüzdeki yıllarda daha da güçleneceğini düşünüyorum.
Kültür alanında da son derece canlı bir ilişki var.
Sinema sektöründe giderek artan ortak yapımlar görüyoruz. Edebiyat alanındaki iş birlikleri çok güçlü şekilde devam ediyor. Çizgi roman, çocuk edebiyatı ve yayıncılık alanlarında da yeni projeler gelişiyor.
Video oyunları ise son yıllarda dikkat çekici bir başka alan olarak öne çıkıyor.
Çağdaş sanat tarafında da önemli gelişmeler yaşanıyor. Geçtiğimiz yıl İstanbul’da düzenlenen bienal kapsamında çok sayıda Fransız müze temsilcisi Türkiye’ye geldi ve Türk kurumlarıyla yeni ortaklıklar geliştirdi.
Bizim görevimiz bu karşılaşmaların gerçekleşmesine zemin hazırlamak.
En başarılı iş birlikleri ise bir süre sonra kurumların desteğine ihtiyaç duymadan kendi yolunu bulanlar oluyor. İnsanların, sanatçıların, araştırmacıların ve yaratıcı sektörlerin kendi aralarında kurdukları ilişkiler zamanla çok daha güçlü ve kalıcı bağlara dönüşüyor.










