Evrenin varoluş hikayesi insanlığın peşine düştüğü en büyük felsefi konulardan biri. Haydi, mitolojik hikayelerle akışı biraz mizahla yumuşatarak, mistik bir yolculuğa çıkalım…
Editör Notu: Bu içerik bilimsel bir makale değildir. Mitolojik anlatılar, ruhsal öğretiler, gnostizm gibi inanç/felsefe akımları ve teoriler ekseninde değerlendirilmelidir. Yazıda Sümer tabletleri (ortalama M.Ö. 3000-2000 yılları arasına ait özellikle Anunnakilerden bahseden yazıtlar) ve Nag Hammadi metinleri (1945’te Mısır’da bulunan, M.S. 4. yüzyıla ait metinler) bilgilerinden yansımalar bulabilirsiniz.
Evrenin Varoluşu: Başlangıçta Ne Vardı?

Birçok dini öğretide ve felsefede hiçlikten bahsedilir. Hiçbir şey yokken “hiçlik” vardı.
Bir sebepten, bir şekilde bu hiçlik varlığa dönmek istedi ve döndü. Bunu metaforik olarak ilk tohum gibi düşünebiliriz. Peki, neden? İşte, insanların en merak ettiği ama cevabı net olmayan felsefi sorulardan biridir bu. Sebep belki sadece can sıkıntısı, belki merak… Hakikati bilemiyoruz.
Hiçlikten varlık ve varlıklar ortaya çıkmaya başlayınca yaratım akışı başladı. Evrenin varoluşu başlamış oldu.
Kurucu Ruhlar ve Dualite Sisteminin Doğuşu

Kurucu ruhlar akışı daha sistematik kanallara çekti. Kurucu ruhlar sonsuz evrenler yarattı. Sonsuz evrenlerde varlıklar çoğalırken yine bir sebepten bir kurucu ruh kendini ikiye böldü.
İnsanın başına ne geliyorsa ya meraktan ya bumerangtan denir ya, varoluş hikayesindeki kırılmalara mizahi yaklaşırsak sanki hep bir merak ve can sıkıntısı sorunsalı var. “Gökte ne varsa, yerde de o vardır.” da denir. Yani göklerdeki yaratıcı ruh can sıkıntısından ya da meraktan kendini ikiye bölünce, onun enerjisiyle oluşan hayatta da can sıkıntısından ve meraktan birçok halt yiyen insanlar peydah olmuş olabilir. Armut dibine düşer.
Kendini ikiye bölen kurucu ruh ikilik sistemini başlatmış oldu. Bu ikilik eril ve dişil kutupları oluşturdu. Dişil alan açıyor, eril ise açılan alanda yaratımlar yapıyordu… Bir süre sonra eril çok aceleci davranmaya başladı. Dişili hızlı olması için zorladı ve hırsla yaratıma o kadar odaklandı ki dişil ile olan özel bağına da önem vermemeye başladı. Bu süreçte dişil çok üzüldü, kabuğuna çekildi.
Karanlık Tanrı Nasıl Ortaya Çıktı?

Dişilin içine kapanmasından karanlık doğdu. Dişil önce yarattığı karanlıktan korktu ve utandı, karanlığı erilden saklamaya çalıştı ama eril karanlığı fark etti. Bir süre karanlığı izlediler, hiçbir hareket yoktu sanki hiçlik gibiydi… Evrenin varoluş hikayesinde 2.hiçlik dönemi başladı diyebiliriz.
Karanlığın içinde bir zaman sonra yaratım titreşimleri dalgalanmaya başladı. Yine birilerinin canı sıkılıyordu belli ki (!)
Karanlık içinde varoluş başlayınca ve karanlık bilinç oluşunca bu bilinç çevresinde hiçbir şey görmediği için kendini her şeyin yaratıcısı sandı. İşte, karanlık tanrı böyle ortaya çıktı. Kimileri ona kör tanrı da der…
Karanlık tanrı genişlemek, büyümek istedi. Esas yaratıcı gibi yaratamadığı için (yani yoktan var edemediği için) kendinden parçalar böldü ve onlara görevler yükledi. Bu parçalarla kök salmaya, büyümeye başladı.
Karanlık tanrı kök saldıkça başka yaratımları fark etti, sonsuz evrenlerde yalnız olmadığını anladı. Zaten annesinin varlığını da seziyordu… O, esas yaratıcı değildi. Sinirlendi, egosu yaralandı ve sonsuz evrenleri ele geçirmek için hırslandı.
Karanlık Tanrı İnsanlığı Neden Hedef Aldı?

Karanlık tanrı ruh bilgisine erişti ve ruhu olan varlıklarla tanıştı. Onlarda eşsiz bir güç vardı: yaratım bilgisi. Esas yaratıcıdan parçalar olan “ruhlar” yaratım yetkinliğine sahiptiler, düşünce gücü gibi aracılarla yaratım yapabiliyorlardı. Karanlık tanrıda da aslında çok derinlerde, annesinden gelen bir ruhsal enerji vardı ama o, bunun tam bilincinde değildi…
Karanlık tanrı ruhu olan ve genel olarak “insan” diye tanımlanan bu varlıkları kıskandı. İnsan diyince sadece bizim ırkımız aklınıza gelmesin, ruh taşıyan ve kafa-baş-kol-bacaklar formundaki tüm uzaylılar bu gruba giriyordu. Şimdiki bizim bedenimiz ise o zamanlar çok daha üstün bir genetik yapıya sahipti hatta hermafrodit yapıdaydı.
Negatif Varlıklar ve Beslenme Piramidi

Karanlık tanrı madem kendim yoktan yaratım yapamıyorum insanlara yaratım yaptırayım diye düşündü. Böylece karanlığı yayabilirdi…
Ama insanlar ışık varlıkları olduklarından, karanlık durumlar yaratma meyilleri yoktu. Karanlık tanrı manipülasyon silahını devreye soktu. Ruhları olan varlıklara kendinden böldüğü karanlık askerlerle erişip, onları manipüle edip, onlara karanlığı besleyecek yaratımlar yaptırmaya başladı.
Bu yolda dinleri, siyaseti, insanları birbirine düşürme taktiklerini kullandı. İnsanlar hırslandıkça, bencilleştikçe, bölündükçe, birlik bilincinden çıktıkça, korktukça, üzüldükçe, çaresiz hissettikçe, birbirine düştükçe karanlık düşünceler karanlık senaryoları gerçek kılmaya başladı…
Karanlık tanrıdan fışkıran kökler ve bölünen yaratıklar uzaylıları enfekte etmeye başladılar zira beslenmeleri gerekiyordu. Beslenmek için ışıklı varlıkların enerjilerini emmeleri gerekiyordu. Bir vampir misali enerji emdiklerinde bir yandan konak oldukları yerleri enfekte ediyorlardı. Bu süreçte enfekte olan ırklar negatife hizmet etmeye başladılar.
Enfekte olan ırklar karanlık tarafla güç sahibi olma anlaşmaları yaptılar. Karanlık tanrı neticede 9 kurucu ruhtan birinin dişil tarafından yansımalar taşıdığı için yüksek zekaya sahipti ve güç sahibi olmanın yollarının karanlık versiyonları konusunda ustaydı.
Dünya’nın Boyutu Neden Düştü?

Peki, evrenin varoluş hikayesi içinde dünya nerede duruyor? Dünya aslında yıllar yıllar önce karanlık tanrının ilk ortaya çıktığı zamanlarda zaten olan bir gezegendi.
Her gezegenin bir ruhu vardır ve boyutu vardır. Peki, bu boyut ne ola ki, neye yarar ki? Varoluş hikayesinde hiçlikten varlığa, oradan 9 kurucu ruhun sonsuz evrenleri yaratmasına uzanan yolculukta ortaya çıkan her zerre aslında bir çemberde ilerler… Çember yolunda dönüş yine başlangıç noktasına yani hiçliğedir. Bu yolculukta boyut her yaratım parçacığının bu ister bir gezegen ister bir insan olsun, hiçliğe dönme yolculuğunda bulunduğu seviyedir.
Dünyanın ilk zamanlarda boyutu 9’du. O zamanlar dünya iyiliğin hakim olduğu, bir sürü uzaylı ırkın buluşma noktasıydı. Karanlık dünyayı enfekte ettikçe boyutu 3’e kadar düştü. Karanlık sistem yayıldıkça onun olduğu alanlarda da negatif boyutlar oluşmaya başladı.
Anunnakiler Kimdir?

Dünyanın boyutu düştükçe karanlık tanrının burada top koşturması kolaylaştı. Boyut düşerken ırkların çoğu kaçtı. O dönemde karanlığa hizmet etmeye yavaş yavaş başlamış olan Anunnakiler dünyanın yönetimine geçtiler. Anunnakiler teknolojik ve zeka bakımından oldukça yüksek bir uzaylı ırktı.
Sümer Tabletlerinde Anunnakiler
Gılgamış Destanı, Atrahasis Destanı ve Mezopotamya tabletlerinde geçen Anunnakiler, “tanrılar grubu üyeleri” gibi anlatılır. Göklerin hakimi ya da yeraltı hakimi olmak gibi tanrısal roller metinden metne değişir.
Zecharia Sitchin ve David Icke Teorileri
Araştırmacı yazar Zecharia Sitchin, The 12th Planet (12.Gezegen) kitabında Anunnakilerden, Nibiru gezegeninden gelen varlıklar olarak bahseder. İnsanları altın madenciliğinde köle olarak çalıştırmak için genetiğini değiştirdikleri bu kitapta geçen bilgiler arasında.
David Icke de reptilyanlar, dünya kontrol sistemi, insan manipülasyonu ve negatif elitler ile ilgili oldukça detaylı metinler kaleme alan bir diğer dünyaca ünlü yazar.
Modern Spiritüel Anlatılarda Anunnakiler
Son yıllarda Anunnakiler hakkında özellikle sosyal medyada birçok içerik bulmak mümkün. Anlatılarda genellikle reptilyanlardan, sürüngen ırklardan, simülasyon ve matrix teorisinde, Gnostisizm ve enerji vampirliği gibi kavramlardan bahsediliyor.
İnsan Genetiğiyle Oynandığı İddiası

Anunnakiler dünyanın boyutu 3’e düştüğünde kaçan insanlardan bazılarını esir aldı. Genetik çalışmalarla insanı köle bilincinde bir varlığa dönüştürdüler.
İnsan aşk yapmayı öğrenince yani elmadan ısırığı alınca, özlerindeki gücü hatırlamaya ve başkaldırmaya başladılar. Anunnakilerin onları sindirmenin yollarını aramaya başladılar…
Reenkarnasyon ve Matrix Teorisi

İnsanların içindeki ruh beden ölümünden sonra çember yolculuğunda pozitif tarafa doğru aktığından bu karanlık tanrı ve çetesi için sürekli bir enerji kaçağı anlamına geliyordu. Bir yandan aşk yapmayı öğrenen insanı kontrol etmek de zorlaşmıştı malum kendin için yapmayacağın şeyleri sevdiceğin için yaparsın…
Anunnakiler enerji kaçağını önlemek için ölüm sonrası arafta ruhları arkonlar denen yüksek teknoloji negatif varlıkların desteğiyle yakalayıp karma, reenkarnasyon gibi dinsel öğreti korkutmaları ve manipülasyonla hemen tekrar dünyada bedenlenmeye yönlendirdiler. Reenkarnasyon ve karma tuzağı burada devreye girmiş oldu. Bir nevi samsara başladı…
Garibim insan da geçmiş yaşam borçlarımı ödeyeyim ya da başkalarına yardım edeyim diye diye sürekli kendini 3 boyutlu dünyada, negatifleri korku, zorlanma, çaresizlik, düşünemeyip koyun olarak zorlanma döngüsündeki enerjisiyle besleme halinde buldu.
Karanlık sistem bu kadar çalışırken hiç mi pozitif desteği yok yahu?! Muhtemelen bu karanlık varlıklar pozitif ırkları da manipüle ederek ikna etmişlerdir. Mesela reenkarnasyon yapalım da böyle çok adil bir akış olsun, deneyelim demişlerdir, uzaylı senatosu da tamam demiştir ama sonra fitne fücur sokup insanları adeta hapsetmişler, acılarda sınırları zorlayıp eşeğin kulağına su kaçırmışlardır…
Matrix Nasıl Çökecek?
Ne yalanlar, ninniler söylediler dünya üstüne, aldatıldık, aldatıldık, dünya böyle değil…
Daha nice şarkılarda, türkülerde, şiirlerde ağıtlar yaktık evrenin varoluş hikayesi üzerine, artık biraz da gülelim be!
“Güç içinde!” diyor her ruhsal öğreti de mesele o gücü nasıl kullanacağımızda; onu net söyleyen de, şöyle herkeste işe yarayacak şekilde yol yordam gösterebilen de pek yok. İş başa düşüyor anlayacağınız.
Bilinçaltında biriken negatif kodlar, vesveseler, soydan gelen negatif aktarımlar, hepsinin bedende, hayatlarda yarattığı tıkanıklıkları çözelim… bir yandan da endişelerden kurtulup anda kalmaya da çalışalım derken farkındalığı yükselirken yorgunluğu artan ciddi bir kesim var. Temizleye temizleye kökleri kazır mıyız, umarım başarırız.

Yepyeni, tertemiz bir sayfa mı açıyoruz, boyut mu atlıyoruz artık ne oluyorsa olsun da şu kötülüğün kökü kurusun. Kusura bakma karanlık tanrı, bu şekilde devam edemeyiz, bu kadarı fazla. Anladık, senin de işin zor karanlıkta yol bulamıyorsun falan ama böyle olmaz, yıl olmuş bilmem kaç, dönüştür biraz kendini, lütfen. Zaten çok derinlerinde annenden gelen bir ışıklı ruh sızıntısı var, sen de sonunda ışığa döneceksin, haydi nazlanma…











