Sosyal medyada öfke ve kriz içeriklerinin öne çıkmasını açıklayan olumsuzluk yanlılığı ve algoritmalar ilişkisini anlatan görsel

Kaplanlar Gitti, Algoritmalar Geldi

Sosyal medyada neden tartışmalar, krizler ve olumsuz haberler daha fazla dikkatimizi çekiyor? Bunun arkasında hem psikolojide “olumsuzluk yanlılığı (negativity bias)” olarak bilinen bilişsel eğilim hem de dijital platformların dikkat ekonomisi bulunuyor.

Sabah sıcak bir şeyler içerken Instagram’a göz atıyorum. Bir arkadaşımın tatil fotoğrafı. Bir kitap önerisi. Bir sergi duyurusu. Sonra bir tartışma videosu. Skandal bir haber. Birinin yaptığı bir hatanın altında yüzlerce yorum var. Uygulamayı kapattığımda aklımda kalanlar ise çoğu zaman ilk gördüklerim ve anı içerikli görseller değil; tartışmalar, öfkeler ve krizler oluyor.

Zaman zaman şunu merak ediyorum: Dünya gerçekten bu kadar kötü bir yer mi? İnsanlar gerçekten bu kadar öfkeli mi? Yoksa dikkatimiz belirli şeylere yönlendirildiği için mi böyle hissediyoruz? Bu soruların peşine düşen isimlerden biri de gazeteci ve yazar Johann Hari. “Çalınan Dikkat” kitabında Hari, dikkat ekonomisinin ve dijital platformların insan zihni üzerindeki etkisini psikoloji araştırmalarıyla birlikte ele alıyor.

Olumsuzluk Yanlılığı (Negativity Bias) Nedir?

olumsuzluk yanlılığı nedir?

Dikkat dağınıklığı ve odaklanma üzerine yaptığı araştırmaları anlattığı çalışmalarında Johan Hari, bugün yaşadığımız dikkat krizini yalnızca telefonlarla veya sosyal medya şirketleriyle açıklamanın eksik kalacağını söylüyor. Çünkü teknolojinin başarılı olmasının nedenlerinden biri, insan zihninin zaten belirli yönelimlere sahip olması.

Bu yönelimlerden biri de psikolojide “negativity bias“, yani Türkçedeki karşılığıyla “olumsuzluk yanlılığı.“En basit haliyle bu kavram, zihnimizin olumsuz olaylara olumlu olaylardan daha fazla dikkat vermesi anlamına geliyor.

Bir gün içinde aldığımız on güzel geri bildirimin yanında tek bir eleştirinin aklımızda kalması…

Başarılı geçen bir toplantıdan çok yaptığımız küçük bir hatayı düşünmemiz…

Sosyal medyada yüzlerce paylaşımı hızla geçerken bir tartışmanın içinde dakikalarca kalmamız…

Bunların hepsi olumsuzluk yanlılığının günlük hayattaki yansımaları.

Beynimiz Neden Kötü Haberleri Daha Kolay Hatırlıyor?

neden kötü haberleri hatırlıyoruz?

Hari’nin de dikkat çektiği gibi olumsuzluk yanlılığı bir karakter kusuru değil. İnsan beyninin çalışma biçimi.

Binlerce yıl boyunca insanlar hayatta kalmak için çevrelerindeki tehlikeleri fark etmek zorundaydı. Çalılıkların arasındaki hareketin rüzgâr mı yoksa bir yırtıcı mı olduğunu hızlıca anlamak gerekiyordu.

Güzel bir manzarayı kaçırmanın ciddi bir bedeli yoktu. Ama tehlikeyi kaçırmanın vardı.

Bu nedenle beynimiz zaman içinde olumsuz olana karşı daha hassas hale geldi. Kötü haberlere daha hızlı dikkat ediyor, tehditleri daha uzun süre hatırlıyor ve risklere daha güçlü tepki veriyoruz.

Sorun şu ki, modern hayat değişti. Artık çoğumuz gün içinde fiziksel hayatta kalma tehditleriyle karşılaşmıyoruz. Sabah işe giderken bir kaplanla karşılaşmıyoruz. Ancak beynimiz binlerce yıl önce geliştirdiği alarm sistemleriyle çalışmaya devam ediyor.

Bir zamanlar hayatta kalmamızı sağlayan mekanizma bugün de aktif. Sadece hedef değiştirmiş durumda.

Algoritmalar Öfkeyi Gerçekten Seviyor mu?

algoritmaların negatif içerikleri göstermesi

Aslında algoritmaların bir duygusu yok.

Onların amacı bizi mutsuz etmek ya da öfkelendirmek değil. Amaçları dikkatimizi mümkün olduğunca uzun süre ekranda tutmak. Burada insan psikolojisi ile teknoloji birbirine temas ediyor.

Çünkü insanların en güçlü tepki verdiği içerikler çoğu zaman öfke, korku, endişe veya çatışma yaratan içerikler oluyor. Bir kitap önerisi birkaç saniyede geçilip giderken bir tartışma videosunun altında yüzlerce yorum birikiyor. Bir sergi duyurusu birkaç beğeni alırken bir skandal haberi binlerce paylaşım alabiliyor.

Algoritmalar da doğal olarak insanların daha uzun süre vakit geçirdiği içerikleri daha fazla kişiye göstermeye başlıyor. Yani mesele algoritmaların öfkeyi “sevmesi” değil. Öfkenin dikkat çekmesi. Ve dikkat ekonomisinin bunu ödüllendirmesi.

Bir zamanlar atalarımızın hayatta kalmasını sağlayan mekanizma, bugün ekranlarımızın içinde çalışmaya devam ediyor.

Kaplanlar gitti. Algoritmalar geldi.

Dikkat Ekonomisine Karşı Özgür İradenin Gücü

dikkat ekonomisi

Belki de sormamız gereken önemli sorulardan birisi bu. Çünkü maruz kaldığımız içerik akışı ile dünyanın kendisi aynı şey değil. Gün boyunca yüzlerce öfkeli, endişeli paylaşım görmek, kriz haberleri izlemek, her şeyin kötüye gittiği düşüncesini güçlendirebiliyor.

Bir süre sonra dünya hakkındaki fikrimiz, yaşadıklarımızdan çok gördüklerimiz tarafından şekillenmeye başlıyor. Oysa çoğu zaman değişen dünya değil; dünyaya baktığımız pencere oluyor.

Olumsuzluk yanlılığı tamamen ortadan kaldırılabilecek bir özellik değil. Ancak bu eğilimin farkında olmak, algoritmaların dikkatimizi nasıl yönlendirdiğini daha bilinçli değerlendirmemizi sağlayabilir.

Belki de dijital çağın en önemli becerilerinden biri daha fazla bilgi tüketmek değil, dikkatimizi nereye vereceğimizi seçebilmek olacak artık. Çünkü dikkatimiz yalnızca zamanımızı değil, gerçeklik algımızı da şekillendiriyor. Bana sorarsanız dünyayı yeniden görebilmek için ihtiyacımız olan şey, biraz daha fazla bilgi değil; biraz daha fazla mesafe.

Kaplanlar artık ormanda yaşamıyor olabilir. Ama zihnimiz onları aramaya devam ediyor.