Zamanın ruhu podcast serimizin 3. bölümünde Yasemin Altıntaş ile birlikteyiz.
Bu keyifli röportajı ister dinleyebilir, isterseniz okuyabilirsiniz…
Bihter Ayyıldız: Yasemin Altıntaş 3. bölümümüzün konuğu, neden? Çok önemli bir sebebi var. Benim tarafımda çok hayranlık duyduğum, benim asla yapamayacağım bir şey yapıyor; açık denizlerde yüzüyor. Peki, Yasemin Altıntaş kim? Biraz ondan bahsedelim… Kendisi stratejist, konuşmacı ve bir ultra maraton yüzücüsü, açık su yüzücüsü.
Yasemin Altıntaş Yüzücülüğe Nasıl Başladı?

Bihter Ayyıldız: Birazcık kendinden bahsederek başlamanı rica edeceğim ama yine susamıyorum. Robert Koleji mezunusun ve ben geçenlerde Robert Koleji’ne bir sosyal girişim festivali için konuşmacı olarak gitmiştim. O okulun bulunduğu doğa gerçekten çok zengin ve çocuklara şunu söyledim, siz burada bir eğitim almasanız bile sadece bu doğanın içerisinde her gün bulunmanız ve burada meditatif bir ortamda olmanız bile size çok şey katar. İstersen Robert’tan başlayalım.
Yasemin Altıntaş: Olur, seve seve. Robert Kolej benim kalbimde çok önemli bir yer tutuyor ve o yıllarda edindiğim arkadaşlıklar bugün hala devam ediyor. En yakın ve beni en uzun süredir tanıyan arkadaşlarım diyebilirim.
Robert’e girdiğim zaman aslında ben yüzmeyle hemhal olmaya biraz daha başlamıştım. O yıllarda bir akciğer röntgeni isterlerdi. Ortaokulda girdim Robert’e. Akciğer röntgenimde benim omurgamda bir açı olduğu fark edildi. skolyoz teşhisi kondu ve skolyoz tedavisinin bir parçası olarak yüzmemi önerdiler. Ben bir otelin havuzunda bir hocayla beraber yüzerken, hocam tesadüf olarak hastalandı, soğuk algınlığı geçiriyordu. Onun eşi Heybeliada Su Sporları Kulübü antrenörü Serdar Hoca, çok iyi hatırlıyorum, gelmişti onun yerine. Dedi ki “Sen gel bizim takımda yüz.”, lisanslı sporcu olarak öyle yüzmeye başladım. Aslında bir havuz yüzücüsüyüm yani. Adalar, su sporları takımında, Heybelida Su Sporları takımında.
Skolyoz ve Yüzmeyle Şifalanma

Bihter Ayyıldız: Bunu podcast çekimimizden önce konuştuğumuzda sen bunları bana anlattın, ben sana tatlı su balığıymışsın dedim. Sen de hayır aslında ben bir deniz balığıyım diye bahsettin. Burada tabii senin yaşadığın çok büyük fiziksel bir sorunu, senin sorun etmeyip, bunu bir şekilde hayatındaki şu an hedeflerini belirleyen ve seni sen yapan aktiviteye dönüşmüş olması da bence çok değerli.
Peki senin tatlı sudan çıkıp denizlere açılan yolculuğun… ve bu arada tabii çok kesintiler var. Senin eğitim hayatın var, yüzmeyi bıraktığın bir dönem var. Bu aradaki dönem nasıl geçti?
Yasemin Altıntaş: Şimdi sana anlatırken aklıma geldi aslında benim annemin de çok söylediği bir şeydir mu mevzu… Annem çok dert ederdi benim skolyoz için o korseyi takmamı. Ama benim için hiçbir zaman bir konu olmadı. Aslında prensip olarak hani değiştirebileceğim şeyleri değiştirmek için elimden gelen her şeyi yapmak ve değiştiremeyeceklerimi de kabullenip onunla beraber hayata devam etmeyi prensip olarak alıyorum ve değiştiremediğim şeylerden de şikayet etmem, etmemeye çalışırım çünkü mutlu olmanın bir seçim olduğuna inanıyorum ve hepimiz mutlu olmayı hak ediyoruz. Kendimize niye aksini yapalım ki diye düşünüyorum. Bunu da araya sokmuş olayım.
Bihter Ayyıldız: Bir de burada zamanla ilgili anlattığın şey de benim hoşuma giden bir nokta olmuştu. O da senin bu skolyozu düzeltmesi gereken korseyi günde 22 saat takışın, çıkardığın 2 saatin sadece yüzerken olması. İşte o 2 saatte senin aslında hayattaki nefes alanın olmuş oluyor, değil mi?
Yasemin Altıntaş: Aynen öyle. Aslında korseyi takmadığım tek zaman yüzdüğüm zamandı ve benim için gerçekten günün en güzel 2 saatiydi. Aslında işin güzel tarafı yüzerken ağrılarımdan kurtuluyordum bir de korseyi taktığım zaman ağrılarımdan kurtuluyordum. O yüzden benim için yüzmenin çok önemli bir yeri var. Aynı zamanda takım arkadaşlarımla beraber olmaktan çok keyif alıyordum. Yüzme evet bireysel bir spor ama benim için o takım ruhu her zaman çok önemli oldu. Hiçbir zaman böyle rakiplerim diye bakmıyordum. Hep arkadaşlarım, benim yüzme arkadaşlarım diye bakıyordum.
Suda zaman geçirmeyi seven bir ailede de büyüdüm. Benim annem, babam her zaman işte tatile gittiğimizde şnorkellerini, deniz gözlüklerini alır, biz yüzmeye gidiyoruz derlerdi ve ben biliyordum ki 1 saat görmeyeceğim onları. Sonra ben de büyüdüğümde yeteri kadar yüzebildiğimde, onlara takılabildiğimde, bana da bir şnorkel aldılar. Ben de onlarla beraber yüzerdim. Onlarla beraber yüzmediğimde denizde kabuk toplardım.
15 Yaşında Boğazı Yüzme Hayali ve Ağabey Kardeş Bağı

Yasemin Altıntaş: 15 yaşında Çanakkale Boğazı’nı yüzerek geçmeye karar verdim. Ama tabii sen de çok iyi biliyorsun ki 15 yaşında bir çocuğun neye karar verdiği çok da önemli değil. Annesinin, babasının da aynı kararda hemfikir olması lazım…
Bihter Ayyıldız: Bir de burada seni kesiyorum. Sen bana şöyle bir şey söyledin. Ben hiçbir zaman yüzebilir miyim diye düşünmedim diye. Bu sözün de bana Atatürk‘ün yine Çanakkale Zaferi döneminde söylediği, savaşlar meydanlarda değil kafada kazanılır sözünü hatırlattı. Senin hikayene de bir spot koyacak olsam bir başlık, bunu söyleyebilirim.
Yasemin Altıntaş: Kesinlikle, yani benim belki denizle ilgili süper gücüm demek istemiyorum ama denizde kendimi o kadar rahat hissediyorum ki orada her şeyi başarabilirmişim gibi hissediyorum. O yüzden o gün 15 yaşında Çanakkale Boğazı’nı yüzememe gibi bir şeyi ihtimal olarak bile hiç düşünmedim. Yıllar sonra boğazı yüzerek geçtiğimde, Çanakkale’yi yüzerek geçtiğimde, Mesis’ten Kaş’a yüzdüğümde ve sonra gün gelip de kanal geçmeye başladığımda da ben hiçbir zaman o kadar saat yüzebilir miyim diye düşünmedim. Başka konular düşünmüştüm. İşte soğuk mu olur dedim, şöyle mi olur dedim… ama hani o yüzebilme, denizde var olabilme kavramı beni zorlayan bir şey olmadı hiçbir zaman.

Bihter Ayyıldız: Senin 15 yaşındaki Çanakkale Boğazı’nı geçme serüveninde abin var yanında. Abinin de kürekçi olması, suya olan ilgisinden senin yanında ama ritminiz tutmuyor o dönem yani 15 yaşındayken.
Yasemin Altıntaş: Evet, 15 yaşında Çanakkale Boğazı’nı yüzmek istiyorsan tek başına yüzemezsin, abin de seninle yüzsün dedi annem babam. Aslında bakınca çok mantıksız değil ama tabii şöyle bir sorun var ben 15 yaşında lisanslı sporcu olarak artık en peak dönemimdeyim, abim de lisanslı bir kürekçi ama yüzmeye geldiği zaman aynı seviyede değiliz. Biz beraber yüzmeye çalıştık, Bodrum’da yüzerdik o zamanlar… Bütün böyle koyu uçtan uca yüzerdik. O zaman çok tekne yoktu. Beraber yüzüyoruz, arkama bakıyorum abim arkada, beraber yüzüyoruz, arkada… Ben bekle, dur, bekle, dur… Dedim bu iş olmayacak. Biz beraber yüzemeyiz Çanakkale’yi.
Sonra araya eğitim girdi, ben yüzmeyi bıraktım. Üniversiteye Amerika’ya gittim, orada çalıştım. Sonra Türkiye’ye geri dönme kararı aldım ve ilk döner dönmez, abimle de tesadüfen aynı zamanda döndük, dedim ki Kerimcan hadi gel İstanbul Boğazı’nı yüzelim beraber! O gün bugündür ve bütün bu boğaz yarışlarına beraber katılıyoruz. Abim kanal geçişlerinde benim en büyük destekçim. Hep teknede yanımda oluyor.

Yasemin Altıntaş: Aslında, yani evet, o sene bir ritim tutmazlığı vardı ama sonuçta, kendisi de bir sporcu. Suyu çok seven bir sporcu ve beni de hayallerimde destekleyen birisi ve o da hiçbir zaman sormuyor, “Yasemin yapabilir misin, emin misin?” diye. Diyor ki, “Okey, tamam. Sen yapmak istiyorsan ben de yanındayım.”
Bihter Ayyıldız: Demek ki doğru zaman geri döndüğünüzde buluştuğunuz zamanmış. Ben doğru zamana da çok inanıyorum. Bir de hani bu insanların şu günümüzde çok çok kullandığı akışta kalmak kelimesi var. İşte tam olarak akışta kalmak böyle bir şey.
Dünyanın En Büyük Açık Su Yarışı Oceanman ve Triple Crown

Bihter Ayyıldız: Ben hep zamana tabii göndermeler yapıyorum; senin bir de 2024’te Triple Crown unvanını aldığın böyle bir üçlü kombon var. Bu dünyada sadece 350 tane yüzücünün alabildiği bir unvan. Çok zor üç tane parkur. Neden bir yıl, parkurlar hangileri, nasıl oldu? Kimler nasıl yapabiliyor? Onları da anlatır mısın?
Yasemin Altıntaş: Aslında gözümü açıp kapayıncaya kadar oldu. Kendi içimde böyle bir fokurdamışım diye düşünüyorum. 2023 senesinde ben, bir tık daha geriye gideceğim, işte bu boğaz yarışlarını abimle beraber yüzerken, abim tekrar boğaz yarışı elemelerine hazırlanıyordu ve onun için de bir yüzme kampına yazılmıştı. Hatta Baha Hoca ismini de vermiş olayım. Kendisinin çok desteğini gördüm o yıllarda da. Abim hastalandı ve o kampa gidemedi onun yerine ben gittim. Ben de bu arada sadece atlayıp, işte boğaz yarışlarını yüzüyorum sonra da 1 sene daha yüzmüyorum yani öyle bir döngüm var.
O açık su kampına gidince uzun yüzdük. İşte 3 km’ler, 4 km’ler inanılmaz hoşuma gitti. Çok mutlu oldum. Böyle suda aktığımı hissettim ve dedim ki benim uzun yüzmem lazım böyle açık bir yerlerde… Baha hocayla konuştum. O da dedi işte yüzmenin maratonu 10 km. Oceanman yarışı var, 2 ay sonra Alanya’da. Tamam dedim.
Ben ömrü hayatımda maraton koşmayacağım, yani o mümkün değil benim için ama maraton yüzebilirim dedim. Hadi maratonumu da yüzeyim, bu konuyu böyle kapatayım dedim. 2 ay sonraki o yarışa yazıldım. Antrenmanlı da değilim esasında ama o 2 ayda elimden geleni yaptım hazırlanmak için. Şu detayları da vermek istiyorum, güneşlenme mayomla katılıyorum çünkü uzun yüzüşlerde gördüm ki aslında mayo sürtüyor ve bir sürtünmeden dolayı yara yapıyor. Şimdi bunu tabii çok iyi biliyorum ve onun için vazelin kullanıyoruz ama o dönem o bilgim de yok. O yüzden ben yanları dekolteli bir mayo buldum ve onunla katılmaya karar verdim yarışa. Bu kadar aslında yarış ve yüzme maratonlarından uzağım ama kalben de çok çok yakınım! Girdim, o 10 km’yi yüzdüm. Biraz da sürünerek yüzdüm açıkçası çünkü ne beslenme biliyorum, ne hani 10 km’de ritim nasıl tutulur, nasıl bir zihinsel planlama yapılması lazım onu biliyorum… ve 5 km’yi 2 tur dönmemiz gerekti. Benim için çok zordu. Böyle ikinci yarısında full bırakmayı düşünerek yüzdüm. Sonra dedim ki Yasemin, bunu yapacaksın ve artık zaten bu kadar dedim yüzmeyi bıraktım, çıktım. Çok teşekkür ederim dedim herkese. Geldim, evime oturdum. Defteri de kapadım.
Sonra beni eski takım arkadaşım aradı. Dedi ki Yasemin, gördüm ki sen Oceanman yüzmüşsün. Ben de yüzmeye geri dönmek istiyorum, hadi gel! Dedim, yok öyle bir şey yani sen yanlış anladın. O bir kerelik bir şeydi benim için. Ben öyle bir maraton yüzmek istedim. O kadar. Ağzımın payını da aldım. Ben zaten havuza girmiyorum çünkü öyle bir prensibim vardı artık. Ben havuza girmiyordum. Sadece denizde yüzüyordum. Havuza ben hani şey için bile girmem, keyif için bile girmem. Öyle bir duruşum vardı. Hani bizde var ya havuz levreği, deniz levreği falan. Ben deniz levreğiyim. Ben tamamen deniz levreğiyim. Sen antrenmana git, ben kahvaltıya çıkışa gelirim falan diyorum arkadaşıma. Sonra o beni bir şekilde ikna etti. Ben o antrenmana gittim. Gidiş o gidiş!
2022 Şubat’ta ilk havuz antrenmanıma girdim ve ondan sonra bir şekilde çığ gibi olaylar büyüdü gitti, ben ne yüzebilirim, ben daha açık ne yüzebilirim, daha uzun ne yüzebilirim diye bakarken 2023’te kendime bir göl hedefi koydum, 14 km. Yani ne yapsam yetmiyor bir şekilde. Çok enteresan bir şey. Daha açık ne var diyorum, daha uzun ne var diyorum.
O sırada Murat’la tanışmıştık. Murat’la konuşuyoruz. Murat dedi ki ben Catalina’ya gidiyorum. Ben de düşündüm, ay masmavi deniz, ben zaten çok seviyorum. Orası doğal koruma alanı. Catalina Adası, ısısı da makul. Hani benim için bütün o kuralları kapsayıcı bir parkur. Ben de mi yüzsem dedim. Temmuz ayındayız ve Eylül ayında gidiyor Murat. Hep böyle bir son dakika karar verme şeyi… Ya olur neden olmasın falan filan derken tamam dedim. Ben de geleceğim. Aslında benim için bütün kapılar, pencereler ne varsa o an açıldı. Çünkü ben o ana kadar bu kadar büyük bir şeyi yapmak istediğimi kendi kendime itiraf etmemiştim. Yani o da çünkü bir süreç. Hani zihnin de bir sınırı var. Demiyor ki sen gidebilirsin, yapabilirsin. Aslında yapabileceğime inanıyorum ama bunu dillendirmek, bunu hedef olarak koymak başka… Çünkü açık suda şöyle bir şey var; tamam, sen onu hedef olarak koyarsın ama yeterince antrenmanı da yaparsın ama başaramayabilirsin. Molokai’da başımıza gelenlerin gösterdiği gibi. Bin bir türlü şey yaşanabilir. Hava şartları farklı olabilir, deniz canlılarıyla temas edebilirsin. Belki senin zihnin el vermeyecek o yüzüşte. O başladığın şeyi bitirememe ihtimalin var ve bu ihtimal aslında azımsanmayacak kadar büyük. Biz de karakterler olarak, sen de öylesin biliyorum, başaramama ihtimalini kabullenmek kolay bir şey değil…
Açık Su Yüzüşlerinde Krizler ve Stratejiler

Bihter Ayyıldız: Peki ben burada bir seni keseceğim. Bu hedef koyma; zaten sen artık bu yaptığın sporun sana kazandırdığı bütün tecrübeyle de danışmanlıklar veriyorsun, atölyeler yapıyorsun, her ne kadar hedef koymak, hedefe ulaşmakla aynı şey değilse de, hedefini planlayabilmek, stratejik olarak o hedefe nasıl gideceğini de planlayabilmek de bambaşka bir çalışma. Zaten onu yaparken o zihinsel çalışmayı yaptığın için bir şekilde işte köpek balığı gelip ısırmadığı sürece Murat’ın durumunda olduğu gibi, bu devam edebiliyor. Hatta sen bana, Murat’la yüzerken, Murat’ı köpekbalığı ısırdığında, onun 10 dakika öncesinde, sana da çok zehirli bir deniz anasının temas ettiğini ve o acının en fazla yarım saat süreceği bilgisiyle, o acıya dayanabildiğini söylemiştin. Yani her şey aslında planlama, kontrol ve öngörüyle yapılıyor diye anladım ben bunlardan.
Yasemin Altıntaş: Aynen öyle. Bir parkuru seçtiğimiz zaman aslında onun bileşenlerine bakıyoruz. O parkuru zorlu yapan şeyler nedir? Mesafe zaten bütün parkurlarda var. Bunun yanında sıcaklık olabilir, Hawaii’de olduğu gibi, soğukluk olabilir, birçok başka kanalda olduğu gibi, deniz canlılarıyla temas olasılığı olabilir, gelgitler olabilir, dalga olabilir. Birçok faktör var.
Aslında her şey yolunda giderse, sizi zorlayan tek şey mesafe oluyor. Ama çoğu zaman her şey yolunda gitmiyor. Birçok farklı şeyler tarafından zorlanıyorsun. O yüzden bunların hepsine hazırlıklı olmak lazım. Yani o mesafe seni o kadar zorlamayacak bir seviyede olacak ki diğer şeyleri kaldırabil. Çünkü psikolojik o esneklik aslında inşa edilebilen bir şey ve orada örneğin, mesafeleri ben kaldırabilecek seviyedeysem, o psikolojik güçteysem, biraz da dalga geldiği zaman ben zorlanmam. Bir de denizanası çarptığı zaman ben zorlanmam. Ama ben zaten mesafede zorlanıyorsam, o dalga beni kırar, mahveder. Deniz anası çarptığında yıkılırım o acıyı kaldıramam. Dolayısıyla bunları teker teker bilerek inşa etmemiz gerekiyor.

Yasemin Altıntaş: Bunu inşa ederken de bilgi en büyük araçlarımızdan bir tanesi. Bu Portuguese Man-of-War cinsi denizanası. Onunla ilgili konuşurken, lokallerle çok konuştuk, oraya giden insanlarla çok konuştuk. Ve bize dediler ki, inanılmaz bir acısı var. Gerçekten paralizi oldun gibi hissediyorsun. Yani ölecekmişsin gibi hissediyorsun ama dayanabilirsen yarım saat sonra geçiyor. Bırakırsan pişman olursun. Zaten bir yüzücüye bunu söylemen yeterli; “bırakırsan pişman olursun.”
Yarım saat içinde geçtiği bilgisi benim için gayet yeterliydi. Ona inandım. Sonuçta bunu deneyimleyen ve yüzmeye devam edebilen yüzücüler de var. Dolayısıyla o ölümcül acıyı ilk hissettiğimde, eğer bu bilgi bende olmasaydı, ben orada bir de üzerine panik atak geçirebilirdim. Bana neler oluyor, buracıkta gidiyorum diye içimden geçirebilirdim. Ama tamam dedim, o üzerime temas eden parçaları tenimden çıkardım attım ve yüzmeye devam ettim. Çünkü bana söylenen şeye inandım. Acının geçeceğini biliyordum.
Zamanla Yarışmak ve Zamanı Yönetmek

Bihter Ayyıldız: Yani burada aslında şu çıkarımı yapıyorum, sen zamanla yarışmıyorsun, zamanı yönetiyorsun. Zaman yönetimi yapmadan, zamanla yarışmaya çalışmak aslında buradaki kaybetmenin esas sebebi olmuş oluyor gibi sanki.
Yasemin Altıntaş: Aynen öyle. Yani zamanla yarışmak zaten böyle çok şey bir kavram gibi geliyor bana… Hani biz kimiz ki… Tabii ki yani yarışların belli süreleri oluyor vesaire ama bizim hep söylediğimiz şeylerden bir tanesi, parkuru yüzmeye başladığın an aslında senin için neredeyse işin bittiği an çünkü o güne kadar yapacağın her şeyi yaptın ve orada da artık onların meyvesini yeme vakti.
Hep konuştuğumuz şey o parkur zamanı ama bizim asıl yaptığımız ve asıl önemli olan şey oraya gelene kadar yapılan hazırlıklar ve orada zaman yönetimi çok önemli. Çünkü vücuda bir yük bindiriyorsun ve bunu kademeli olarak yapıyorsun. Her ay işte 60, 70, 80, 90, 100, 120 km’lere kadar çıkıyorsun yüzmede. Bunu yaptığın zaman süre artıyor. E işin gücün var, bunlarla beraber bunu yönetmen gerekiyor. 40 yaşındayız, bunun bir recovery’sine eğilmek gerekiyor sakatlığı önlemek için gibi… Yani çok ciddi bir emek ve zaman yönetimi var işin arkasında.
Açık Deniz Yüzücüsü Olmanın Maddi Boyutu

Bihter Ayyıldız: Bir de tabii ki işin bence maddi kısmı da çok önemli. Biz seni ne zamanlar görüyoruz; bir açık deniz yüzüşünü kazandığında, bir boğazı geçtiğinde, bir unvan aldığında… ama bunların arkasında yıllardır senin maddi manevi çok büyük emeklerin var. Ama benim bir sözüm var, biz emeğe değil bebeğe altın takarız diye. Bu süreçlerde sen şanslısın ki kendi maddi imkanlarını başka bir işin olduğu için sağlayabiliyorsun ama birçok sporcu senin de tanıdığını söylediğin, maddi sebeplerden, destek bulamadıkları için sporu bırakmak zorunda kalıyorlar.
Bu kısımdaki kısır döngü nasıl açılabilir? Yani niye biz ülkemizde sporcularımızı desteklemiyoruz veya sadece magazinsel bir değer taşıdığı zaman sporcunun yanında oluyoruz? Bu beni düşündüren bir soru…
Yasemin Altıntaş: Çok değerli olduğunu düşünüyorum bu konunun. Çünkü birisi başarıya ulaştığında hemen yanına gitmeyi biliyoruz. Ama aslında o başarıya ulaşırken, ulaşma çabasını gösterirken o kişiye destek olabilmek çok kıymetli. O başarıya ulaştıktan sonra, bir ikinci başarıya soyunduğunda da yine yanında kalabilmek önemli. Biz nedense o yolculukta var olmayı değil de; başarıya ulaştığında yanına gitmeyi, yanında olmayı daha hoş buluyoruz…
Özellikle de açık su parkurlarında çok ciddi bir maddi kaynak gereksinimi var çünkü bunlar uzak yerlerde oluyor çoğunlukla. Bir ekip kurmanız gerekiyor. Mayo, bone, gözlük masrafı var ve üstüne yanında bir tekne var! O teknede seni besleyen, gözleyen insanlar var. Her parkurun bir federasyonu var, gözlemcisi var, hakemi var, kaptanı var, asistan kaptanı var. Yaklaşık bir 8 kişilik bir ekip sizi yüzdürüyor ve bütün bu ekibi siz bir araya getiriyorsunuz. Maddiyattan sorumlusunuz, orkestra şefi sizsiniz.
Bihter Ayyıldız: Bayağı bir şirket yönetir gibi aslında neredeyse finansal okur yazarlık da gerekiyor. Sen işinden dolayı, gerçekten yatırım bankacılığı da yapmış birisi olarak, iş geliştirme yapmış ve sektörün dinamiklerini bilen birisi olarak, bunları çok iyi bir şekilde göğüslüyor olabilirsin ama sporcunun böyle ek bilgilere aslında ihtiyacı yok. Desteğe ihtiyacı var.
Yani bunu dinleyen herkesin de bu kafa açıklığında dinlemesini ben çok önemsiyorum. Çünkü bu sadece senin bir başarın olmakla kalmıyor. Türkiye’yi dünyada bir kadın olarak bu şekilde temsil edebilmen, sınırlarını aşabilmen, küçükken 10 yaşında başlayan fiziksel bir sorunun çözümünü, bu şekilde ülkeni gururlandıran başarılarla taçlandırabilen bir küçük kız olarak da bu övgüleri de çok hak ettiğini düşünüyorum.
Zaman Su Gibi Akıp Gidiyor mu?

Bihter Ayyıldız: Bitirmeden son olarak sana zamanın hayatındaki farklı dönemlerde anlamlarını sormak istiyorum. 10 yaşındayken, 15 yaşındayken ve şimdi.
Yasemin Altıntaş: 10 yaşındayken zaman kavramı benim için şeydi; yaz tatili ve okuldu. Yılları öyle takip ediyordum. Yaz tatili geldi mi? Denize gidiyor muyuz?
Ondan sonra, aslında birazcık daha zaman benim için hayatın evreleriyle eşleşmeye başladı. Hani bir hayat yaşıyoruz ama aslında bir hayatın içine çok fazla şey sığdırıyoruz… Şimdi benim için zaman o dönüşüm evrelerini temsil ediyor daha çok.
Yaşa açıkçası hiç takılmıyorum çünkü her yaşta her örnek var. Kendi fiziksel bedenimin zamanına hiç takılmıyorum. Yapmak istediklerime daha çok odaklanıyorum ve hayatımı hayallerimi gerçekleştirmek için zamanımı kullanmaya adıyorum.
Bihter Ayyıldız: Peki seni daha çok motive eden başarılı olma hali mi, yoksa kendi sınırlarını aşma mı?
Yasemin Altıntaş: Her zaman kendim çünkü herkesin başarı anlayışı aynı değil. Belki 20’li yaşlarda tam aynı görüşte değildim ama başka insanların başarı anlayışlarına uyumlanmaya çalıştığımda, dışarıdan başarılı gözüksem de ben kendimi öyle hissetmedim hiçbir zaman. Dolayısıyla ben kendi başarı anlayışıma, kendi sınırlarıma ve kendi yapabildiklerime, kendi dünyamda neleri mümkün kılabildiğime odaklanmayı seçiyorum.
Bihter Ayyıldız: Çok teşekkür ediyorum. Yine bir hatırlatma podcast’imizin içinde de söyledik ama Yasemin, kendi deneyimlerinden yola çıkarak kişilerle veya kurumlarla da workshop’lar, farklı etkinlikler yapıyor ve bu deneyim aktarımını hayatımızda, suyun dışında karada da ne şekilde kullanabileceğimizi anlatıyor. Bir göz atın, bir bakın, eğer yapabiliyorsanız da katılmaya çalışın diyorum.
Zamanın Ruhu podcast serimizin diğer bölümlerinde de Yasemin gibi çok başarılı, kendisiyle, kendini aşmayla derdi olan, çok ilham verici kadınlarla olmaya devam edeceğiz.










