2026 Oscar Ödül Töreni bu yıl 15 Mart’ı 16 Mart’a bağlayan gece saat 2’de başlayacak. Oscar sezonu her yıl sinema dünyasının en büyük sahnesi. Festival alkışları, sürpriz adaylıklar, kampanya savaşları ve kulis dedikoduları… 2026 Oscar adayları ise oldukça renkli bir tablo sunuyor: büyük auteur filmleri, güçlü tür yapımları, festival favorileri ve dev stüdyo prodüksiyonları aynı yarışta buluşuyor.
- Bu yılın yarışında özellikle birkaç film dikkat çekiyor. Ryan Coogler’ın karanlık güney gotiği Sinners, 16 adaylıkla Oscar tarihine geçerek en çok adaylık alan film oldu ve sezonun açık ara en güçlü yapımlarından biri haline geldi. Paul Thomas Anderson’ın politik destanı One Battle After Another ise 13 adaylıkla yarışın hemen arkasından geliyor. Bu iki film neredeyse tüm büyük kategorilerde karşı karşıya geliyor ve Oscar gecesinin ana rekabetini oluşturuyor.
- 2026 Oscar yarışının bir diğer önemli detayı ise Akademi’nin yeni kategorisi: En İyi Oyuncu Seçimi (Casting). Sinemanın en görünmez ama en kritik zanaatlarından biri olan casting sonunda ayrı bir Oscar kategorisi olarak ödüllendirilmeye başlandı. Büyük oyuncu kadrolarının doğru kimyayla bir araya getirilmesinin ne kadar önemli olduğunu düşünürsek bu yeni kategori oldukça anlamlı bir ekleme.
Bu kapsamlı dosyada yalnızca adayları sıralamakla yetinmiyoruz. Her kategoride neden aday olduklarını, hangi filmlerin favori olduğunu, perde arkasındaki ilginç detayları ve ödül sezonunun konuşulan kulis bilgilerini de bir araya getiriyoruz. Kısacası bu yazı, 2026 Oscar yarışını anlamak isteyenler için hem bir rehber hem de küçük sürprizlerle dolu bir Oscar raporu.
En İyi Film
Oscar gecesinin kalbi her zaman En İyi Film kategorisi. Hikaye, oyunculuk, teknik zanaatlar ve yönetmenlik vizyonu… Hepsi bu kategoride birleşiyor! Bakalım 2026 Oscar adayları arasında bizim gözümüze çarpan noktalar neler?
Bugonia
| Tür | Kara Komedi, Suç |
| Yönetmen | Yorgos Lanthimos |
| Oyuncular | Emma Stone, Jesse Piemons, Aidan Delbis |
Yorgos Lanthimos ve Emma Stone’un beşinci iş birliği olan Bugonia, yönetmenin absürt mizah anlayışını bilim kurgu tonuyla birleştiren en yeni projesi. Daha önce The Favourite, Poor Things ve kısa film Bleat gibi yapımlarda birlikte çalışan ikili, bu filmde de tuhaf karakterleri ve keskin sosyal hicvi merkeze alıyor.
Bugonia, 2003 yapımı Güney Kore kült filmi Save the Green Planet!’ın serbest bir uyarlaması. Lanthimos ise bu hikayeyi kendi sinemasına özgü şekilde yeniden yorumluyor: mekanik diyaloglar, tuhaf karakter davranışları ve modern toplum üzerine keskin bir hiciv. Film özellikle komplo teorileri, teknoloji şirketleri ve güç ilişkileri üzerine yaptığı sert eleştirilerle dikkat çekiyor.
Lanthimos’un önceki filmleri Akademi’den güçlü karşılık görmüştü. Bu nedenle Bugonia da hem oyunculuk hem de senaryo açısından 2026 Oscar adayları arasında en çok konuşulanlardan. Lanthimos’un kendi sözleriyle film, “paranoyanın komediye dönüşmesi” fikrinden doğan karanlık ama eğlenceli bir hikaye.
F1
| Tür | Aksiyon, Dram, Spor |
| Yönetmen | Joseph Kosinski |
| Oyuncular | Brad Pitt, Damson Idris, Javier Bardem |
F1, emekli olmuş bir Formula 1 pilotunun genç bir sürücüyü eğitmek için pistlere geri dönmesini konu alıyor. Yıllar önce zirveden çekilen deneyimli bir pilot, yeni bir yeteneğin kariyerine rehberlik etmek için geri dönüyor ve böylece hız, rekabet ve mentorluk temalarını klasik bir “dönüş hikayesi” üzerinden anlatıyor.
Joseph Kosinski yönetmenliğindeki film, spor sinemasını büyük ölçekli bir görsellikle sunmayı hedefliyor. Yarış sahneleri gerçek Formula 1 hafta sonlarında ve gerçek pistlerde çekildi. Üstelik projede yedi kez dünya şampiyonu olan Lewis Hamilton danışman olarak yer aldı, bu da teknik detayların gerçekçiliğini artırdı.
Filmin en çok konuşulan yönlerinden biri de görsel dili. Yarış sekansları IMAX kameralarla çekildi ve kokpit içi kameralar sayesinde izleyici doğrudan pistin içine çekiliyor. Hız, motor sesi ve pist atmosferi mümkün olduğunca gerçekçi şekilde aktarılmış.
Spor filmlerinin klasik anlatısını modern bir sinema diliyle sunan F1, özellikle görüntü yönetimi, ses tasarımı ve yarış sahnelerinin teknik başarısı sayesinde Oscar yarışında teknik kategorilerde güçlü bir aday.
Frankenstein
| Tür | Fantastik, Psikolojik Dram, Trajedi |
| Yönetmen | Guillermo del Toro |
| Oyuncular | Oscar Isaac, Jacob Elordi, Christoph Waltz |
Mary Shelley’nin 1818 tarihli klasik romanı sinema tarihinin en çok uyarlanan hikayelerinden. Ancak Guillermo del Toro’nun Frankenstein yorumu, hikayeyi klasik korku tonundan çok trajik bir karakter dramına dönüştürüyor. Film, ölüm ile yaşam arasındaki sınırı aşmaya takıntılı bir bilim insanının yarattığı varlıkla birlikte hem yaratıcının hem de yaratığın yalnızlığını anlatıyor.
del Toro bu projeyi yaklaşık 20 yıldır yapmak istediğini birçok röportajda dile getirmişti. Yönetmenin filmografisine bakıldığında canavar figürlerini insani ve duygusal karakterlere dönüştürme yaklaşımı burada da açıkça görülüyor. Bu versiyonda hikayenin merkezinde korku değil, dışlanma, etik sorumluluk ve insan olmanın anlamı var. Film aynı zamanda yönetmenin güçlü görsel dünyasını da taşıyor. Gotik mimari, karanlık laboratuvar setleri ve masalsı atmosfer del Toro’nun imza esteti.
Yönetmenin daha önce The Shape of Water ile En İyi Film ve En İyi Yönetmen Oscar’ını kazanmış olması da filmi ödül sezonunda güçlü bir aday haline getiriyor. Kısacası Frankenstein güçlü bir uyarlama ve bu yüzden hem teknik kategorilerde hem de En İyi Film yarışında dikkat çeken adaylardan biri.
Hamnet
| Tür | Trajedi, Romantik, Dram |
| Yönetmen | Chloé Zhao |
| Oyuncular | Jessie Buckley, Paul Mescal, Zac Wishart |
Hamnet yılın en çok konuşulan kitap uyarlamalarından. William Shakespeare’in oğlu Hamnet’in ölümünün aile üzerindeki etkisini anlatan bu duygusal dönem dramı 2026 Oscar adayları arasında en iddialı işlerden. BookTok videoları sayesinde yeniden popülerleşen Hamnet, Shakespeare’in en ünlü eserlerinden Hamlet’in yazılmasına ilham veren olay olarak yorumlanıyor.
Yönetmen Chloé Zhao, daha önce Nomadland ile hem En İyi Film hem de En İyi Yönetmen Oscar’ını kazanmıştı. Zhao’nun doğal ışık kullanımı ve şiirsel görsel dili bu filmde de güçlü şekilde hissediliyor. Film ayrıca Steven Spielberg’in yapımcıları arasında yer almasıyla da dikkat çekiyor ki bu adaylık Spielberg’in 14. Oscar adaylığı ve bu bireysel yapımcı rekoru demek!
Minimal ama duygusal anlatımıyla Hamnet, büyük dramatik jestlerden çok sessiz yas anlarına odaklanan bir dönem filmi. Bu yaklaşım filmi özellikle oyunculuk ve senaryo kategorilerinde Oscar sezonunun güçlü adaylarından biri haline getiriyor.
Marty Supreme
| Tür | Kara Komedi, Psikolojik Dram |
| Yönetmen | Josh Safdie |
| Oyuncular | Timothée Chalamet, Gwyneth Paltrow, Odessa A’zion |
Marty Supreme, 1950’lerde masa tenisi dünyasında ün kazanan eksantrik bir sporcunun yükselişini anlatıyor. Gerçek masa tenisi şampiyonu Marty Reisman’dan esinlenen film, spor başarılarının arkasındaki baskı, şöhret ve kişisel çöküş temasını işliyor.
Film, klasik bir spor hikayesi gibi başlasa da Safdie’nin sinema dili sayesinde oldukça tuhaf ve enerjik bir tona sahip. Yönetmen daha önce Uncut Gems ile tanındığı yoğun tempo ve kaotik anlatım tarzını burada da sürdürüyor. Film için retro spor salonları, neon ışıklı barlar ve dönem kostümleri sayesinde film güçlü bir prodüksiyon tasarımı dikkat çekiyor. Ayrıca başrol Timothée Chalamet’nin, rol için aylarca profesyonel masa tenisi oyuncularıyla çalıştığı biliyoruz. Bu fiziksel hazırlık performansın en çok konuşulan yönlerinden biri oldu.
Hem karizmatik başrol performansı hem de sıra dışı spor hikayesiyle Marty Supreme, özellikle oyunculuk ve teknik kategorilerde Oscar yarışının dikkat çeken adaylarından biri.
One Battle After Another
| Tür | Kara Komedi, Suç |
| Yönetmen | Paul Thomas Anderson |
| Oyuncular | Leonardo DiCaprio, Sean Penn, Benicio del Toro |
Paul Thomas Anderson’ın yeni filmi One Battle After Another, geçmişi radikal politik hareketlerle dolu bir adamın kayıp kızını bulmaya çalışırken eski hayatıyla yüzleşmesini anlatan bir politik gerilim. Hikaye hem kişisel hem de politik bir hesaplaşma.
Filmin tonu Thomas Pynchon romanlarından esinlenen bir atmosfere sahip. Anderson daha önce de Inherent Vice ile Pynchon dünyasını sinemaya taşımıştı. Bu filmde de benzer bir şekilde kara mizah, politik gerilim ve karakter odaklı anlatı iç içe geçiyor.
Başrolde Leonardo DiCaprio var ve performansı şimdiden sezonun en çok konuşulan oyunculuklarından biri. Ona Sean Penn ve Benicio del Toro gibi güçlü isimler eşlik ediyor. Bu yoğun oyuncu kadrosu filmi oyunculuk kategorilerinde de güçlü bir aday haline getiriyor.
Yaklaşık 140 milyon dolarlık bütçesiyle film, Anderson’ın kariyerindeki en büyük prodüksiyon. Bu da onu yönetmenin şimdiye kadarki en geniş ölçekli filmi yapıyor. Birçok sektör analisti için film “Oscar sezonunun en iddialı auteur filmi”.
The Secret Agent
| Tür | Suç, Gizem, Dram |
| Yönetmen | Kleber Mendonça Filho |
| Oyuncular | Robson Andrade, Rubens Santos, Licinio Januario |
Joseph Conrad’ın klasik romanından uyarlanan The Secret Agent, Viktorya dönemi Londra’sında geçen karanlık bir casusluk hikayesi olarak terör eylemleri, politik manipülasyonlar, radikal ideolojiler arasında sıkışan bir ajanın trajedisini merkezine alıyor.
Roman, modern terörizm temasını ele alan en erken edebi eserlerden biri. Film de bu tarihsel arka planı kullanarak politik gerilim ile karakter dramını birleştiren yoğun bir atmosfer kuruyor. Zaten başrol oyuncusu Cannes Film Festivali’nde En İyi Erkek Oyuncu ödülünü kaparak 2026 Oscar adayları arasına güçlü bir giriş yaptı bile.
Görsel dili ve politik alt metni sayesinde The Secret Agent, yalnızca bir casusluk filmi değil; aynı zamanda güç, ideoloji ve bireysel ahlak üzerine karanlık bir karakter hikayesi. Bu yönüyle film özellikle uluslararası film ve oyunculuk kategorilerinde güçlü bir aday olarak görülüyor.
Sentimental Value
| Tür | Psikolojik Dram |
| Yönetmen | Joachim Trier |
| Oyuncular | Renate Reinsve, Stelian Skarsgard, Inga Ibsdotter Lilleaas, |
Joachim Trier’in yönettiği Sentimental Value, yıllar sonra yeniden bir araya gelen bir baba ve iki kızının hikayesini anlatan duygusal bir aile dramı. Geçmişte yaşanan kırgınlıklar, sanat dünyasıyla iç içe geçmiş bir aile ve yıllar boyunca bastırılmış duygular filmin merkezinde yer alıyor.
Trier’in önceki filmi The Worst Person in the World, Cannes Film Festivali’nde büyük başarı kazanmış ve Oscar’da En İyi Uluslararası Film kategorisinde aday gösterilmişti. Sentimental Value da benzer şekilde karakterlerin iç dünyasına odaklanan yoğun bir anlatı kuruyor. Eleştirmenler özellikle iki film arasındaki tematik benzerliklere dikkat çekiyor: aile ilişkileri, kimlik arayışı ve geçmişle yüzleşme.
Minimal ama güçlü duygusal anlatımıyla Sentimental Value, Avrupa Film Ödülleri’ndeki zaferlerinin ardından 2026 Oscar sezonu için de dikkat çeken adaylarından biri. Üstelik tam tamına dokuz adaylığıyla bu yıl Oscar’da Avrupa’nın en büyük umudu.
Sinners
| Tür | Dram, Gerilim, Müzik, Aksiyon |
| Yönetmen | Ryan Coogler |
| Oyuncular | Michael B. Jordan, Jack O’Connell, Hailee Steinfeld |
Ryan Coogler’ın yönettiği Sinners, geçmişlerinden kaçmaya çalışan iki kardeşin Amerikan Güneyi’nde yeni bir kasabaya yerleşmesiyle başlayan karanlık bir hikaye anlatıyor. Ancak kasaba kısa sürede doğaüstü sırların ve karanlık geçmişlerin ortaya çıktığı bir yere dönüşür. Film, Southern Gothic atmosferi, blues müziği ve vampir mitolojisini bir araya getirerek tür sinemasını güçlü sosyal temalarla birleştiriyor. Bu yaklaşım, filmi klasik korku anlatılarından ayırarak daha karakter odaklı bir dram haline getiriyor.
Sinners, 2026 Oscar adayları arasında 16 adaylık elde ederek sezonun en çok konuşulan filmi. Bu sayı, Titanic, All About Eve ve La La Land gibi filmlerin 14 adaylık rekorunu geride bırakarak Oscar tarihinde yeni bir zirve anlamına geliyor.
Film ayrıca Ryan Coogler ile Michael B. Jordan’ın dördüncü büyük iş birliği. İkili daha önce Fruitvale Station, Creed ve Black Panther gibi projelerde birlikte çalışmıştı. Kostüm tasarımcısı Ruth E. Carter da bu filmle beşinci Oscar adaylığını alarak Akademi tarihinde herhangi bir kategoride en çok aday gösterilen siyahi kadınlardan biri oldu.
Görsel atmosferi, müzik kullanımı ve tür sinemasını prestijli bir seviyeye taşıyan anlatımı sayesinde Sinners, bu yılın Oscar yarışında tartışmasız en güçlü favorilerinden biri.
Train Dreams
| Tür | Psikolojik Dram |
| Yönetmen | Clint Bentley |
| Oyuncular | Joel Edgerton, Clifton Collins Jr, Felicity Joners |
Train Dreams, 20. yüzyılın başlarında Amerika’nın batısında yaşayan bir işçinin hayatını anlatan sade ama etkileyici bir hikaye. Denis Johnson’ın yayımlandığında Pulitzer Prize finalisti olduğu yaklaşık 100 sayfalık kısa romandan uyarlanan film, büyük epik anlatılar yerine sıradan bir adamın hayatındaki değişimleri ve yalnızlığını merkezine alıyor.
Amerikan edebiyatının en güçlü kısa romanlarından biri olarak kabul edilen bu hikaye Amerikan batısındaki doğa, endüstrileşme ve insanın yalnızlığı gibi temalar etrafında ilerliyor. Bu minimalist yaklaşım, filmi görsel olarak oldukça şiirsel bir yapıya dönüştürüyor.
Oscar sezonunda eleştirmenler özellikle filmin görüntü yönetimi ve başrol oyuncu performansı üzerine yoğunlaştı. Geniş doğa manzaraları ve sessiz anlatımı sayesinde Train Dreams, bu yılın en dikkat çeken edebiyat uyarlamalarından biri olarak.
En İyi Yönetmen

Oscar’da yönetmen kategorisi çoğu zaman yalnızca iyi bir film çekmeyi değil, bir vizyon kurmayı ödüllendirir. Bu yılki adaylar da tam bu noktada buluşuyor.
- One Battle After Another ile aday Paul Thomas Anderson, Oscar listelerinde yeni bir isim değil ama hala bir yönetmenlik Oscar’ı yok. Boogie Nights, There Will Be Blood ve Phantom Thread gibi filmlerle defalarca aday oldu fakat bu yılki filmi kariyerinin en büyük prodüksiyonu. Yaklaşık 140 milyon dolarlık bütçesi, Thomas Pynchon’ın Vineland romanından esinlenen hikayesi ve dev ölçekli sahneleriyle birçok eleştirmen için “gecikmiş Oscar” ihtimalini güçlendiriyor.
- Sinners ile aday Ryan Coogler, bu filmle kariyerinin en karanlık ve kişisel hikayesine yöneliyor. Aynı zamanda oyuncu Michael B. Jordan ile dördüncü büyük iş birliği. Film hem tür sineması hem de güçlü tematik anlatımı birleştirdiği için yönetmenlik kategorisinde oldukça dikkat çekti.
- Marty Supreme ile Josh Safie, 2026 Oscar adayları arasında. Safdie’nin sineması tempolu ve gergin anlatımıyla biliniyor. Uncut Gems enerjisi Marty Supreme’te de devam ediyor. Gerçekçi sahneler ve Timothée Chalamet’nin yoğun fiziksel hazırlığı filmi yönetmenlik açısından öne çıkarıyor.
- Norveçli yönetmen Joachim Trier son yıllarda Avrupa sinemasının en güçlü auteur’lerinden. 2021’deki The Worst Person in the World hem Cannes’da büyük başarı kazanmış hem de Oscar’da aday olmuştu. Sentimental Value da Cannes’daki gösteriminde 12 dakikalık ayakta alkış alarak sezonun en çok konuşulan filmlerinden biri haline geldi. Oscar kapar mı dersiniz?
- Chloé Zhao, Nomadland ile hem En İyi Film hem En İyi Yönetmen Oscar’ını kazanan ikinci kadın yönetmen olmuştu. Hamnet’te yine karakter odaklı, sakin bir anlatım kuruyor. Zhao’nun filmi büyük ölçüde doğal ışıkla çekmesi, hikayeye pastoral ve şiirsel bir görsel ton kazandırıyor. Bu adaylıkla birlikte kariyerinde ikinci kez yönetmenlik Oscar’ını kazanabilecek isimlerden biri.
En İyi Kadın Oyuncu

Bu yılın En İyi Kadın Oyuncu 2026 Oscar adayları kimler, hızlıca bakalım.
- Jessie Buckley son yıllarda İngiliz sinemasının en güçlü oyuncularından. The Lost Daughter ile daha önce Oscar’a aday olmuştu. Hamnet’te Shakespeare’in eşi Agnes’i canlandırıyor ve performansı özellikle yasın farklı aşamalarını neredeyse sözsüz sahnelerle anlatabilmesi nedeniyle çok övüldü.
- Çoğunlukla komedilerle tanınan Rose Byrne, If I Had Legs I’d Kick You ile kariyerinin en karanlık rolünü oynuyor. Film Sundance’te gösterildiğinde eleştirmenler performansı “kariyer tanımlayan rol” olarak tanımladı. Oscar yarışında bu tür sürpriz dönüşler her zaman dikkat çeker.
- Kate Hudson ise ilk kez ciddi bir müzikal dramla Oscar yarışına girdi. Neil Diamond tribute sanatçılarını anlatan gerçek bir hikayeden uyarlanan Song Sung Blue için aylarca vokal eğitimi aldı ve performansların büyük kısmı canlı kaydedildi.
- Renate Reinsve, Joachim Trier ile yeniden bir arada. Daha önce The Worst Person in the World ile Cannes’da En İyi Kadın Oyuncu ödülünü kazanmıştı. Sentimental Value performansı da eleştirmenler tarafından sezonun en güçlü Avrupa performanslarından biri olarak görülüyor.
- Emma Stone artık Oscar sezonunun en güçlü isimlerinden. La La Land ve Poor Things ile Oscar kazanan oyuncu, Bugonia ile yeniden yarışta. Sezon boyunca eleştirmen ödüllerinde en çok adaylık alan oyunculardan biri olması da onu kategorinin doğal favorilerinden biri yapıyor.
En İyi Erkek Oyuncu

Bu yıl erkek oyuncu yarışında ise dönüşüm performansları dikkat çekiyor: fiziksel hazırlık, politik karakterler ve festival başarısı olan roller.
- Chalamet, eksantrik masa tenisi şampiyonu Marty Reisman’dan esinlenen bir karakteri canlandırarak üçüncü kez Oscar adaylığı alıyor! Marlon Brando’dan bu yana başrolde en genç erkek oyuncu olarak Akademi’ye aday olan isim, daha önce 2018’de “Call Me By Your Name” ve 2025’te “A Complete Unknown” filmleriyle En İyi Erkek Oyuncu adaylığı almıştı. 2026 Oscar adayları arasında da iddialı.
- Leonardo DiCaprio, ilk kez Paul Thomas Anderson ile ile çalışıyor. Politik geçmişi olan karmaşık bir karakteri canlandırdığı One Battle After Another birçok eleştirmen tarafından sezonun en güçlü adaylarından biri olarak gösteriliyor.
- Oscar’ın gedikli adaylarından biri 2026 Oscar adayları arasında yine bizi selamlıyor Blue Moon’daki rolüyle Ethan Hawke. Kariyeri boyunca dört kez Oscar’a aday olup henüz kazanamayan isim için, her yeni adaylık “gecikmiş Oscar” ihtimalini yeniden gündeme getiriyor.
- Ryan Coogler ile dördüncü kez çalışan Michael B. Jordan Sinners’da iki kardeşi birden canlandırıyor. Performansın en çok konuşulan tarafı bu iki karakter arasındaki farkı oldukça net kurabilmesi.
- Narcos dizisiyle dünya çapında tanınan Wagner Moura, The Secret Agent filmindeki performansıyla Cannes Film Festivali’nde En İyi Erkek Oyuncu ödülünü kazandı. Festival başarısı Oscar yarışında büyük avantaj yaratabiliyor diyebiliriz.
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu

2026 Oscar adayları arasında En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu kategorisine bakalım.
- Sentimental Value’da geçmişle yüzleşmek zorunda kalan kırılgan bir karakteri canlandıran Elle Fanning, kategorinin aday isimlerinden. Joachim Trier’in performansı “filmin en hassas karakterlerinden biri” olarak tanımlaması oldukça önemli bir detay. Filmden bir diğer aday ise Inga Ibsdotter Lilleaas. Film oyuncunun uluslararası çıkış projesi, adaylığı ise oldukça dikkat çekici.
- 1986’da Oscar’a aday gösterilen Amy Madigan “kariyer dönüşü” olarak adlandırılan Weapons ile güçlü bir performans sergiledi. 2026 Oscar adayları arasında bu dönüş çok konuşuluyor.
- Son yıllarda özellikle televizyon projeleriyle dikkat çeken Wunmi Mosaku, Sinners ile en büyük Hollywood projelerinden birine imza attı ve performansı oldukça güçlü eleştiriler aldı.
- Şarkıcı ve dansçı olarak tanınan Teyana Taylor son yıllarda oyunculuk performanslarıyla da öne çıkıyor. One Battle After Another’daki rolü birçok eleştirmen tarafından kariyerinin en iyi performansı olarak tanımlandı.
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu

Yardımcı erkek oyuncu kategorisi bu yıl oldukça deneyimli isimleri bir araya getiriyor.
- Daha önce Traffic ile Oscar kazanan Benicio del Toro, uzun süredir Paul Thomas Anderson ile çalışmak istediğini belirtiyor. Belki de One Battle After Another ona bir Oscar heykelciği kazandırır! Filmden bir diğer aday ise iki Oscar’lı Sean Penn. Filmde kısa bir rolü olsa da oldukça etkileyici.
- Son yılların yükselen yıldızlarından Jacob Elordi, Frankenstein’da canavarı canlandırıyor. Rol için yoğun fiziksel hazırlık yaptı ve hareket koçlarıyla çalıştı. Performansın duygusal tonu eleştirmenler tarafından çok konuşuldu. 2026 Oscar adayları arasında en iddialı isimlerden!
- Delroy Lindo uzun kariyerinde birçok güçlü rol oynadı ancak Oscar adaylığı uzun süre gelmedi. Birçok eleştirmen Sinners’daki performansı kariyerinin en iyi rollerinden biri olarak görüyor.
- 2026 Oscar adayları arasında Stellan Skarsgård Avrupa ve Hollywood sineması arasında köprü bir isim. Sentimental Value performansı eleştirmenler tarafından filmin duygusal omurgası olarak tanımlandı.
En İyi Özgün Senaryo

Özgün senaryo kategorisi Oscar’da genellikle yazar-yönetmen sinemasının alanı. Akademi burada çoğu zaman güçlü diyaloglardan çok, dünyası ve karakterleri sıfırdan kurulan hikayeleri ödüllendiriyor. 2026 Oscar adayları da tam bu çizgide: aile dramından kara komediye, politik alegoriden spor hikâyesine kadar oldukça farklı tonlarda senaryolar var.
- Joachim Trier’in Sentimental Value senaryosu özellikle karakter yazımıyla dikkat çekici. Film, yıllar sonra yeniden bir araya gelen bir ailenin geçmişle yüzleşmesini anlatırken küçük anlardan büyük duygular çıkaran bir yapı kuruyor. Trier daha önce The Worst Person in the World ile de bu kategoride aday olmuştu. Eleştirmenler bu filmi en olgun ve en incelikli senaryosu olarak görüyor.
- Ryan Coogler’ın Sinners senaryosu tür sineması ile karakter dramını birleştirdiği için dikkat çekiyor. Blues kültürü, vampir miti ve Amerikan Güneyi atmosferini aynı hikayede buluşturması filmi özgün senaryo yarışında güçlü kılıyor.
- Bu yılın en politik senaryolarından biri ise Jafar Panahi’den It Was Just an Accident. Günlük bir olaydan yola çıkıp giderek büyüyen bir gerilim kurması nedeniyle festival gösterimlerinde çok konuşuldu. Minimal bir hikayeyi büyük bir ahlaki soruya dönüştüren bu tarz yazım, Akademi’nin özgün senaryoda sık sık ödüllendirdiği türlerden. Üstelik Panahi filmi çekerken resmi izin almadan çekmiş. Bu da filmi kategorinin güçlü bir adayı yapıyor.
- Josh Safdie’nin Marty Supreme senaryosu spor filmi kalıplarını oldukça tuhaf ve enerjik bir anlatıya dönüştürüyor. Eksantrik masa tenisi şampiyonu Marty Reisman’dan esinlenen karakter üzerinden kurulan hikaye hem komik hem de kaotik bir tonda. Safdie sinemasının karakteristik hızlı ritmi senaryoya da yansıyor.
- Listenin en klasik yazım örneği ise Richard Linklater’dan Blue Moon. Film büyük ölçüde karakterler arasındaki diyaloglara dayanıyor ve özellikle keskin, teatral konuşmalarıyla öne çıkıyor. Üstelik hepsi gerçek röportajlar ve mektuplaşmalardan. Tam da Akademinin sevdiği türden.
En İyi Uyarlama Senaryo

Uyarlama senaryo kategorisi her zaman ilginç; çünkü burada yarış yalnızca “iyi yazmak” değil, mevcut bir hikayeyi yeniden yorumlamak. 2026 Oscar adayları da klasik romanlardan kült filmlere kadar oldukça farklı kaynaklardan geliyor.
- Güney Kore’nin kült filmi Save the Green Planet!’ın yeniden uyarlaması Bugonia kategorinin en güçlü adayı. Yorgos Lanthimos, orijinal hikayeyi birebir taşımak yerine onu daha politik ve absürt bir tona çekerek tamamen kendi dünyasına uyarlamış. Akademi’nin bu kategoride sevdiği şey tam da bu: tanıdık bir hikayeyi radikal biçimde yeniden yazmak.
- Mary Shelley’nin 1818 tarihli romanı defalarca ekranlara uyarlandı fakat en iddialısı Guillermo del Toro’dan geliyor. Bir korku anlatısından çok trajik bir karakter dramına odaklanan Frankenstein, bu yıl Oscar’daki en iddialı yapımlardan.
- Hamnet, Maggie O’Farrell’in Booker ödüllü romanından uyarlanmış bir dönem dramı. Sosyal medyada gündemden düşmeyen bir kitap uyarlaması görmek elbette sürpriz değil.
- One Battle After Another, Paul Thomas Anderson’ın Thomas Pynchon’ın Vineland romanından esinlenen senaryosu. Anderson’ın Pynchon evrenini daha önce Inherent Vice ile sinemaya uyarlamış olması da bu projeye ayrı bir ağırlık katıyor. Karmaşık bir romanı daha akıcı ve sinematik bir yapıya dönüştürmesi senaryoyu bu kategoride öne çıkarıyor.
- Train Dreams ise Denis Johnson’ın kısa ama etkili romanından uyarlanma. Yaklaşık 100 sayfalık bu kitap yayımlandığında Pulitzer Prize finalisti olmuş ve Amerikan edebiyatının en güçlü kısa romanlarından biri olarak kabul edilmişti. Bu kadar minimal bir metni güçlü bir sinema anlatısına dönüştürmek ise uyarlama senaryonun en zor işlerinden biri ve Akademi’nin bu kategoride özellikle dikkat ettiği şeylerden.
En İyi Uluslararası Film

Uluslararası film kategorisi her zaman Oscar’ın en “festival kokan” alanlarından. Akademi burada çoğu zaman yalnızca iyi bir film değil, güçlü bir auteur imzası ya da evrensel bir hikaye arıyor. 2026 Oscar adayları da politik gerilimden varoluşsal sanat sinemasına kadar oldukça farklı tonlar sunuyor.
- Brezilya’nın adayı The Secret Agent, politik gerilim türünün güçlü örneklerinden. Devlet içindeki güç mücadeleleri ve bireysel ahlak çatışmasını anlatan film özellikle başrol oyuncusu Wagner Moura’nın performansıyla dikkat çekti. Moura’nın Cannes Film Festivali’nde En İyi Erkek Oyuncu ödülünü kazanması filmin Oscar yarışındaki görünürlüğünü ciddi şekilde artırdı. Akademi, güçlü oyunculuk performanslarıyla desteklenen politik gerilimleri bu kategoride sık sık ödüllendirdiği için film önemli adaylardan biri.
- Fransa’nın adayı It Was Just an Accident ise daha çok karakter odaklı bir dram. Film, tesadüfi bir olayın ardından gelişen ahlaki ve psikolojik çatışmaları anlatıyor. Eleştirmenler özellikle senaryonun gerilimi küçük ama etkili detaylarla kurmasını övdü. Akademi bu kategoride zaman zaman daha minimal ama güçlü karakter dramlarını seçtiği için film sürpriz yapabilecek adaylardan biri. Filmin yönetmeni İran sinemasından Jafar Panahi.
- Norveç’in adayı Sentimental Value, festival çevrelerinde en çok konuşulan filmlerden. Joachim Trier’in aile, hafıza ve sanat üzerine kurduğu bu hikaye, özellikle oyunculukları ve duygusal tonuyla öne çıkıyor. Trier’in daha önce The Worst Person in the World ile Oscar adaylığı elde etmiş olması da filmi Akademi için tanıdık bir isim haline getiriyor.
- İspanya’nın adayı Sirât, inanç, göç ve kimlik temalarını işleyen atmosferik bir dram. Oliver Laxe’in filmi klasik bir yol hikayesi gibi başlayıp giderek varoluşsal bir yolculuğa dönüşüyor. Çöl manzaraları, elektronik müzik sahneleri ve mistik anlatımıyla festival izleyicileri tarafından “hipnotik” bir deneyim olarak tanımlandı. Deneysel atmosferi onu kategorinin en özgün adaylarından biri yapıyor.
- Tunus’un Oscar adayı The Voice of Hind Rajab ise, gerçek olaylardan esinlenen güçlü bir politik dram. Savaşın ortasında kalan küçük bir kızın hikayesini anlatan film, uluslararası basında geniş yer bulan trajik bir olaydan ilham alıyor. Son yılların en sarsıcı politik anlatılarından olan film, hem konusu hem de anlatım tarzıyla 2026 Oscar adayları arasında oldukça güçlü.
En İyi Animasyon Film

Animasyon kategorisi bu yıl yine oldukça renkli: şiirsel indie işler, dev stüdyo prodüksiyonları ve sosyal medyada viral olan sürprizler aynı listede.
- Arco, listenin en şiirsel filmi. Gökyüzünden düşen gizemli bir varlıkla karşılaşan bir çocuğun hikayesi, suluboya tabloları andıran görsel stiliyle anlatılıyor. Elle çizim tekniği ve minimal anlatımıyla festival izleyicilerinin favorilerinden.
- Elio, Pixar’ın büyük bilimkurgu animasyonu. Yanlışlıkla galaksiler arası bir konseye Dünya’nın temsilcisi olarak götürülen bir çocuğun hikayesi. Film yüzlerce farklı uzaylı karakterle dev bir evren kuruyor; Pixar’ın klasik “aidiyet ve kimlik arayışı” temasını uzaya taşıyor.
- KPop Demon Hunters, kategorinin en enerjik filmi. Sahnedeyken pop yıldızı, boş zamanlarında şeytan avcısı olan bir kız grubunu anlatıyor. K-pop prodüktörlerinin hazırladığı şarkılar gerçek müzik listelerine girdi ve film sosyal medyada oldukça viral oldu. Bu açıdan kategorinin 2026 Oscar adayları arasında farklı bir noktada.
- Little Amélie or the Character of Rain, Amélie Nothomb’un çocukluk anılarından uyarlanan Belçika-Fransa yapımı bir animasyon. Japonya’da büyüyen küçük bir kızın dünyayı keşfetmesini anlatan film, çocukluk algısını görselleştirme biçimiyle övüldü.
- Zootopia 2 ise listenin en büyük stüdyo yapımı. İlk film sosyal temalarıyla Oscar kazanmıştı; devam filmi de yeni hayvan bölgeleri ve daha büyük bir şehir dünyasıyla evreni genişletiyor. Yılın gişe şampiyonu olduğunu da unutmayalım. İkinci bir Oscar gider mi dersiniz?
En İyi Kısa Animasyon Film

En İyi Kısa Animasyon Film kategorisi de bu yıl oldukça ilgi çekici!
- Butterfly, dönüşüm ve özgürlük temasını anlatan etkileyici bir film. Animasyon cam üzerine çizilerek yapılmış; yani her kare adeta bir tablo gibi. Loving Vincent filmi de aynı teknikle ancak kısa film formatında oldukça nadir kullanılan bir teknik olduğu için kategorinin iddialı adaylarından.
- Yetim bir ayı yavrusu ve ona rehberlik eden bir ağaç üzerinden ilerleyen çevreci hikaye Forevergreen, tamamen geri dönüştürülmüş kağıt dokulardan oluşma. Yıl boyunca çok konuşacağımız kesin!
- The Girl Who Cried Pearls ise gözyaşları yerine inci döken bir kızın masalsı hikayesini anlatıyor. Adaylar arasındaki tek stop-motion animasyon olması 2026 Oscar adayları arasında oldukça iddialı çünkü gerçekten zor bir teknik. Filmin detaylı kukla tasarımları çok övülüyor!
- Retirement Plan, listenin en kısa ama en eğlenceli filmi. Emeklilik hayalleri kuran bir adam üzerinden hayatın geçiciliğini ironik bir şekilde anlatıyor. Karakteri Domhnall Gleeson seslendiriyor.
- Yönetmen Konstantin Bronzit’in The Three Sisters filmi ise Doğu Avrupa folklorundan ilham alan bir hikaye. Bronzit daha önce Oscar’a aday olmuş bir isim; geometrik animasyon stiliyle sade ama karakteristik bir iş ortaya koyuyor. Kategorinin iddialı ismi mi, evet oldukça iddialı!
En İyi Canlı Aksiyon Kısa Film

Oscar’ın kısa film kategorileri her zaman küçük ama güçlü hikayelerin alanı. 2026 Oscar adayları da oldukça farklı tonlar sunuyor. Sezon konuşmalarına bakılırsa politik ağırlığıyla Butcher’s Stain, en eğlenceli aday olarak Jane Austen’s Period Drama ve festival izleyicilerinin favorisi olarak Two People Exchanging Saliva öne çıkıyor.
- İsrail yapımı Butcher’s Stain kategorinin en politik filmi. 7 Ekim 2023 saldırılarının ardından oluşan atmosferden ilham alan ilk kurmaca kısa filmlerden biri olması nedeniyle Oscar sezonunda oldukça tartışıldı. Akademi bu kategoride zaman zaman güçlü politik filmleri ödüllendirmeyi sevdiği için film yarışın en dikkat çeken adaylarından.
- A Friend of Dorothy, listenin en sıcak ve duygusal hikayelerinden biri. İngiltere yapımı film, yalnız yaşayan yaşlı bir kadının hayatının bahçesine düşen bir futbol topu sayesinde değişmesini anlatıyor. Başlıktaki “Friend of Dorothy” ifadesi, LGBTQ+ topluluğunda eşcinsel erkeklerin birbirini tanımak için kullandığı eski bir kod olarak biliniyor. Film bu referansı kullanarak queer kimlik ve kuşaklar arası dostluk temasını oldukça zarif bir şekilde ele alıyor.
- Jane Austen’s Period Drama, kategorinin en eğlenceli filmi. Jane Austen uyarlamalarının klişeleriyle bilinçli biçimde dalga geçen bir period drama parodisi. Karakter isimlerinden diyaloglara kadar her şey komik bir abartı üzerine kurulmuş. Eleştirmenler filmi “Jane Austen evreninde geçen Monty Python tarzı bir parodi” olarak tanımlıyor.
- Bir barda gerçekleşen spontane bir şarkı yarışması… The Singers’da müzik performansları gerçek müzisyenlerle çekilmiş ve final sahnesi tek plan olarak kaydedilmiş. Bu yönüyle kısa film kategorisinde nadir görülen bir müzikal komedi örneği.
- Two People Exchanging Saliva ise listenin en tuhaf ve en deneysel filmi. Modern ilişkiler üzerine ironik ve grotesk bir hikaye anlatan film, 36 dakika ile adaylar arasındaki en uzun yapım. Hem romantik hem de grotesk tonu nedeniyle “en tuhaf Oscar kısa filmi”.
En İyi Uzun Metraj Belgesel

2026 Oscar yarışında belgesel kategorisi yine politik ve kişisel hikayeler arasında gidip geliyor. Hapishanelerden İran köylerine, Rusya’daki eğitim sisteminden Amerika’daki polis şiddetine kadar oldukça sert ve tartışmalı konular var.
- The Alabama Solution, Alabama eyaletindeki maksimum güvenlikli hapishanelerin iç yüzünü anlatıyor.Görüntülerin büyük bölümü, mahkumların gizlice kullandıkları kaçak cep telefonlarıyla çekilme. 96 dakikalık HBO yapımı film ABD’de büyük tartışma yarattı; hatta belgeseldeki bazı görüntüler daha sonra cezaevi reformu tartışmalarında referans olarak kullanıldı.
- Eleştirmenler tarafından yılın en duygusal belgesellerinden gösterilen Come See Me in the Good Light, queer şair Andrea Gibson’ın hayatını ve ciddi hastalıkla mücadelesini anlatıyor. Belgesel yalnızca hastalık hikayesi değil, sanat, aşk ve yaratıcılık üzerine kişisel bir portre.
- Cutting Through Rocks, İran’da bir köyde belediye başkanı seçilen Sara Shahverdi’nin hikayesi. Yerel siyasette kadınların karşılaştığı zorluklara odaklanan film, Sundance Film Festivali’nde Büyük Jüri Ödülü kazanarak Oscar yarışına oldukça güçlü bir giriş yaptı.
- Mr. Nobody Against Putin, Rusya’da çalışan bir öğretmenin Putin yönetimine karşı verdiği sessiz direnişi anlatıyor. Film, propaganda ve eğitim sistemi üzerinden otoriter politikalara bakıyor. 90 dakikalık belgeselin kahramanı anonim kalmayı tercih ettiği için filmde gerçek adı kullanılmıyor ve çekimlerin bir kısmı gizli kamerayla yapılmış.
- The Perfect Neighbor ise ABD’de yaşanan bir polis şiddeti vakasını tamamen güvenlik kamerası görüntüleri ve arşiv materyalleri üzerinden anlatıyor. Filmde neredeyse hiç röportaj yok; hikaye yalnızca gerçek görüntülerle ilerliyor. Bu anlatım tarzı nedeniyle bazı eleştirmenler filmi “belgeselden çok gerçek zamanlı bir suç dosyası” olarak tanımladı.
Bu kategoride The Alabama Solution ve Come See Me in the Good Light, en güçlü favoriler olarak gösteriliyor.
En İyi Kısa Belgesel

Kısa belgesel kategorisi bu yıl yine Oscar’ın en politik ve duygusal alanlarından. Akademi bu kategoride çoğu zaman yalnızca güçlü bir konuyu değil, anlatım biçimi açısından dikkat çeken filmleri ödüllendiriyor. 2026 Oscar adayları da tam bu iki eksende ilerliyor.
- All the Empty Rooms, adaylıkların en duygusal olanlarından biri. Film, okul saldırılarında hayatını kaybeden çocukların ailelerinin evlerinde dokunulmadan bırakılan odalara odaklanıyor. Bu sade ama çok güçlü anlatım, belgeselin etkisini artırıyor. Akademi geçmişte de benzer şekilde yas ve toplumsal travma üzerine kişisel anlatıları ödüllendirmeyi sevdiği için film kategoride ciddi bir aday.
- Armed Only with a Camera: The Life and Death of Brent Renaud, gazetecilik üzerine güçlü bir saygı duruşu. Ukrayna savaşını haberleştirirken hayatını kaybeden Amerikalı gazeteci Brent Renaud’nun hikayesini anlatması, filmi Oscar seçmenleri için oldukça görünür.
- Children No More: Were and Are Gone, anlatım tarzıyla öne çıkan bir aday. Tel Aviv’de çocukların ölümünü anmak için düzenlenen sessiz protestoları konu alan belgesel filmde neredeyse hiç diyalog yok; protestolar tamamen sessizlik üzerinden anlatılıyor.
- The Devil Is Busy, Amerika’daki kürtaj kliniklerinde çalışan sağlık görevlilerinin yaşadığı baskıları anlatan bir belgesel ve bu açıdan 2026 Oscar adayları arasında oldukça güncel ve politik bir aday. Akademi’nin bu kategoride toplumsal tartışmaların merkezindeki konulara sıklıkla yer verdiği düşünülürse film oldukça güçlü bir yarışçı.
- Perfectly a Strangeness ise listenin en deneysel filmi. Diyalog içermeyen ve neredeyse tamamen görüntü ritmiyle ilerleyen bu kısa belgesel, çölde terk edilmiş bir gözlemevi ve üç eşek üzerinden ilerleyen şiirsel bir anlatı kuruyor. Akademi bazen bu kategoride tamamen görsel anlatı üzerine kurulu filmleri ödüllendirebiliyor, bu yüzden film sürpriz yapabilecek adaylardan.
En İyi Görüntü Yönetmeni

Bu yıl görüntü yönetimi kategorisinde dikkat çeken ortak nokta şu: aday filmlerin çoğu çok farklı görsel diller kullanıyor. Gotik korku estetiğinden Amerikan manzara sinemasına, spor filmi dinamizminden karanlık Southern Gothic atmosferine kadar oldukça geniş bir görsel yelpaze var.
- Frankenstein, ışık kullanımındaki teatral yaklaşımıyla öne çıkıyor. Akademi bu kategoride genellikle filmin atmosferini kuran güçlü görsel dünyaları ödüllendirir ve film tam da bunu yapıyor. Laboratuvar sahnelerinde kullanılan dramatik gölgeler ve mum ışığı tonları, 1930’ların Universal korku filmlerini ve Alman ekspresyonist sinemasını hatırlatan bir estetik.
- Marty Supreme ise hareketli kamera kullanımıyla dikkat çekici. Spor sahnelerinde kamera çoğu zaman oyuncuların etrafında dönerek izleyiciyi oyunun içine çekiyor. Masa tenisi sahnelerinde topun hareketini takip eden özel stabilizasyon sistemleri kullanılmış. Film aynı zamanda dönemin New York gece hayatını neon ışıklar ve yoğun renk paletiyle resmediyor.
- One Battle After Another, geniş kadrajları ve detaylı sahne kompozisyonlarıyla epik bir görsel dile sahip. Büyük kalabalık sahneleri ve geniş mekan çekimleri filmin ölçeğini büyütüyor. Paul Thomas Anderson’ın filmi 70mm formatında çekmesi de klasik epik sinema estetiğine bilinçli bir gönderme.
- Sinners, karanlık atmosferini güçlü kontrastlarla kuruyor. Southern Gothic estetiğini modern sinematografiyle birleştiren filmde düşük ışık, sisli gece sahneleri ve mum ışıkları hikayenin tonunu güçlendiriyor. Neon bar ışıkları ve bataklık manzaraları da görsel dünyayı daha da çarpıcı hale getiriyor.
- Train Dreams ise listenin en şiirsel filmi. Amerikan doğasını merkezine alan görüntü yönetimi geniş manzaralarla ilerleyen filmde birçok sahnenin gündoğumu ve gün batımı sırasında çekilmiş olması, filmin pastoral tonunu güçlendiriyor. Minimal diyalog ve geniş doğa görüntüleri ile film neredeyse görsel bir şiir.
En İyi Kurgu

Kurgu, sinemanın görünmez kahramanı. Doğru yapıldığında seyirci fark etmez; ama ritim bir an bile aksarsa film hemen tökezler. F1, kategorinin en fiziksel adaylarından biri. Yarış sahneleri gerçek Formula 1 temposunu yakalayacak şekilde hızlı kesmelerle kurgulanmış. Aynı anda çekilen onlarca kamera görüntüsü, cockpit açıları, pist planları ve geniş çekimler sürekli yer değiştiriyor ama film izleyiciyi asla kaybettirmiyor. Bu tür aksiyon kurgusu, sinemanın en zor tekniklerinden.
- Marty Supreme’te tempo spor sahnelerinde iyice yükseliyor. Bazı maç sekansları tek bir çekimden değil, farklı maçlardan alınan onlarca planın birleşimiyle oluşturulmuş. Safdie sinemasının karakteristik ritmi burada da hissediliyor: kurgu, seyirciyi karakterin zihnine sokan hızlı ve gergin bir akış kuruyor.
- One Battle After Another ise uzun planlarla patlayan aksiyon anları arasında güçlü bir denge kuruyor. Paul Thomas Anderson’ın filmlerinde kurgu genellikle sabırlı bir ritim taşır; burada ise kalabalık sahneler, konuşmalar ve politik gerilim arasında gidip gelen daha yoğun bir yapı var.
- Sentimental Value, listenin en sakin filmi. Flashback sahneleri doğal geçişlerle hikayeye ekleniyor ve film karakterlerin duygusal dünyasını taşıyan daha yumuşak bir kurgu ritmi kullanıyor.
- Sinners’da ise kurgu iki farklı tonu dengeliyor: blues performanslarının ritmi ile korku sekanslarının gerilimi. Film özellikle bazı sahnelerde beklenenden uzun planlar kullanarak tansiyonu artırıyor ve bu iki atmosfer arasında oldukça akıcı bir geçiş kuruyor.
En İyi Sanat Yönetmeni

Oscar’da sanat yönetimi kategorisi, sinemanın “dünya kurma” yarışı. O yüzden Akademi’nin gözü biraz burada.
- Frankenstein, bu kategorinin en gösterişli adaylarından. Guillermo del Toro’nun gotik dünyası devasa laboratuvar setleri, kaleler ve karanlık şehir sokaklarıyla kurulmuş. Özellikle laboratuvar sahneleri, 1930’ların klasik Universal korku filmlerine açık bir saygı duruşu niteliğinde. Akademi’nin tamamen inşa edilmiş bu tür sinematik dünyalara zaafı olduğu düşünülürse film ciddi bir favori.
- En İyi Sanat Yönetmeni kategorisinde 2026 Oscar adayları açında favorilerden bir diğeri Hamnet, gösterişten çok incelikli bir gerçekçilik sunuyor. Film Elizabeth dönemi İngiltere’sini köy yaşamı, taş evler ve sade iç mekanlarla yeniden kuruyor. Birçok sahnenin gerçek tarihi köylerde çekilmiş olması ve iç mekanların arkeolojik kaynaklara dayanarak tasarlanması filmin dünyasını oldukça ikna edici. Bağırmayan ama son derece sağlam bir aday.
- Marty Supreme, önümüze gerçek bir 1950’ler getiriyor. New York’unu spor salonları, barlar ve neon ışıklı sokaklar… Film için tam ölçekli setler kurulmuş ve mekanlar özellikle kirli, yoğun ve enerjik bir atmosfer yaratacak şekilde tasarlanmış. Bu sayede şehir, karakterler kadar canlı bir unsur halinde karşımızda.
- One Battle After Another ise politik kaosun mekansal mimarisini kuruyor. Protesto sahneleri, toplantı salonları ve kalabalık şehir meydanları için geniş setler hazırlanmış. Posterler, pankartlar ve sokak tabelaları gibi küçük detaylar filmin politik atmosferini daha da gerçek kılıyor.
- Sinners’da ise Southern Gothic estetiği öne çıkıyor. Kasaba mekanları, kiliseler ve bataklık manzaraları filmin karanlık atmosferini kuran temel unsurlar. Özellikle müzik sahnelerinin geçtiği juke joint barları yalnızca performans alanı değil; karakterlerin ruh halini yansıtan mekanlara dönüşüyor.
Kısacası bu kategoride yarış sadece set kurmak değil, bir dünya inşa etmek ve bu yılki adaylar bunu oldukça stil sahibi bir şekilde yapıyor.
En İyi Kostüm Tasarımı

Oscar’da kostüm kategorisi sinemanın en eğlenceli alanlarından; çünkü burada yalnızca “kıyafet” değil, bir filmin dünyası giydirilir. 2026 Oscar adayları da tam olarak bu iki uç arasında gidip geliyor: uzay kabilelerinden Viktorya gotiğine, Kabuki sahnesinden 1950’lerin spor stiline kadar.
- Avatar: Fire and Ash, kategorinin büyük ölçekli tarafını temsil ediyor. Titanic ile Oscar’lı tasarımcı Deborah L. Scott ve ekibi yaklaşık 1.000 kostüm için yıllarca tekstil, boncuk ve işleme geliştirmiş. Filmde çoğu şey dijital olarak render edilse bile bu Pandora’da gördüğümüz her boncuğun bu dünyada var olmuş olması tatlı bir detay.
- Guillermo del Toro’nun dünyasında kostüm hiçbir zaman sadece kıyafet değil; karakterin iç dünyasının görsel uzantısı. Frankenstein’da da Kate Hawley’nin tasarımlarında kumaş dokuları ve renkler karakterlerin iç dünyasını anlatan metaforlara dönüşüyor; bu yüzden film kategorinin en güçlü adaylarından biri.
- Hamnet’te Małgosia Turzańska, Elizabeth dönemi kostümlerini birebir kopyalamak yerine duygusal bir anlatım aracına dönüştürmüş. Kostümlerin elle dokunan kumaşlardan üretilmiş olması zaten etkileyici ama asıl ilginç olan renk paleti: filmde yas ve dönüşüm teması ilerledikçe kostümlerin renkleri de değişiyor. Bize kalırsa filmin en ilginç detaylarından.
- Marty Supreme, 1950’lerin New York spor modası ile gece hayatı stilini aynı gardıropta buluşturuyor. Miyako Bellizzi’nin tasarımları nostaljik bir “vintage cosplay” değil; spor, sokak ve gece hayatı arasında sürekli kimlik değiştiren bir stil. Bu da filmi kategorinin belki de en giyilebilir ve pop-kültür dostu adayı yapıyor.
- Ve tabii ki Sinners. Bu kategoride Ruth E. Carter’ın adını görmek artık neredeyse bir gelenek. Black Panther ve Wakanda Forever ile iki Oscar kazanan Carter, 1930’lar Mississippi Delta estetiğini yeniden kuruyor. Müze vitrini gibi değil; karakterlerin sınıfını, geçmişini ve sosyal konumunu anlatan yaşayan bir gardırop gibi. Şapkalar, kumaşlar, aksesuarlar… Hepsi hikayenin küçük ipuçları.
Kısacası bu yılın kostüm yarışında her şey var. Akademi hangisini seçecek bilinmez ama kesin olan bir şey var: bu kategori yine sinemanın en stil sahibi yarışlarından biri.
En İyi Saç ve Makyaj
Saç ve makyaj kategorisi, sinemanın en büyülü zanaatlarından: oyuncuyu neredeyse başka bir insana dönüştürmek. 2026 Oscar adayları da bu açıdan oldukça güçlü.
- Bu yılın en iddialı adaylarından biri Frankenstein. Mike Hill ve ekibinin yarattığı makyaj tasarımı sabır ve detayın eseri. Jacob Elordi’nin yaratığa dönüşümü saatler süren uygulamalarla, farklı protez parçalarının birleştirilmesiyle kurulmuş. Yaklaşık 11 saat süren makyajın ardından Elordi, tıraş edilmiş kaşları, tebeşir gibi beyaz teni ve düzensiz yara izleriyle tamamen tanınmaz hale geliyor.
- Bambaşka bir yaklaşımı ise Kokuho sunuyor. Film, savaş sonrası Japonya’da geçen hikayesinde Kabuki tiyatrosunun geleneksel makyaj estetiğini sinemaya taşıyor. Sahnedeki yüz ifadelerini belirginleştirmek için tasarlanan bu stilize makyaj dili, filmde büyük bir özenle yeniden yorumlanıyor. Japon sinemasının bu kategoride Oscar yarışına girmesi de ayrıca dikkat çekici.
- Sinners ise korku sinemasına farklı bir makyaj yaklaşımı getiriyor. Vampir dönüşümleri fantastik bir gösterişten çok, doğadaki gececil hayvanlardan ilham alan daha gerçekçi bir estetikle tasarlanmış. Bu sayede karakterlerin dönüşümü cosplay gibi abartılı değil, daha ürpertici ve doğal bir etki yaratıyor; haliyle bu da filmi standart korku filmlerinden ayırıyor.
- Biyografik spor filmi The Smashing Machine ise tamamen başka bir meydan okuma. MMA efsanesi Mark Kerr’i canlandıran Dwayne Johnson’ı dönüştürmek için 22 ayrı protez parçası kullanılmış. Makyaj dünyasının efsanelerinden Kazu Hiro’nun en dikkat ettiği şeylerden biri oyuncunun mimiklerinin kaybolmaması; yani saatler süren uygulamalardan sonra Johnson’ın yüzü değişiyor ama performansı hala okunabiliyor.
- Listenin en çarpıcı adaylarından biri de The Ugly Stepsister. Film, Külkedisi masalını “çirkin üvey kardeş” Elvira’nın gözünden anlatan karanlık bir body-horror yorumu. Burada makyaj yalnızca estetik bir araç değil; hikayenin eleştirdiği güzellik takıntısını beden üzerinden görselleştiren güçlü bir anlatı dili. Bir peri masalının bu kadar grotesk bir makyaj estetiğiyle Oscar yarışına girmesi bile başlı başına dikkat çekici.
En İyi Görsel Efekt

Görsel efekt kategorisi genellikle iki farklı tür filmi ödüllendirir: ya yeni teknolojiler geliştiren büyük ölçekli yapımlar ya da efektleri neredeyse görünmez hale getirerek gerçekliği güçlendiren filmler. 2026 adayları ise bu iki yaklaşımın da güçlü örneklerini sunuyor.
- Avatar: Fire and Ash, kategorinin favorilerinden. Avatar serisi zaten sinema tarihinin en gelişmiş dijital karakter animasyonlarından ve bugüne kadar VFX dalında iki Oscar sahibi. Yeni film için Weta FX ekibi yeni bir dijital kas sistemi geliştirerek Na’vi karakterlerinin hareketlerini daha gerçekçi hale getirdi; dijital karakterler neredeyse canlı oyuncular kadar doğal görünüyor. Üstelik film Visual Effects Society Awards’ta 10 adaylık alarak sezonun teknik açıdan en iddialı yapımlarından.
- Jurassic Park serisi bilgisayar efektlerinin sinemadaki en önemli dönüm noktalarından ve birçok VFX sanatçısı kariyerine bu filmlerden ilham alarak başladığını söylüyor. Jurassic World Rebirth ise CGI yaratık animasyonunun geldiği noktayı gösteren bir aday. Filmdeki en büyük yaratık modelinin yaklaşık 300 milyon poligon içermesi, önceki Jurassic filmlerine kıyasla çok daha yüksek bir detay. Yeni filmde kullanılan dinozor animasyonları motion capture ve fizik tabanlı kas simülasyonuyla oluşturulmuş. Bu teknik sayesinde dinozorlar koşarken yalnızca kemikleri değil, kas ve deri hareketleri de gerçekçi şekilde simüle ediliyor.
- F1, Formula 1 yarışlarını sinemada şimdiye kadar görülmemiş bir gerçekçilikle göstermeyi hedefliyor ve efektlerin büyük bölümü “görünmez VFX” kategorisinde. Gerçek çekimlerle dijital görüntüler o kadar kusursuz birleşiyor ki izleyici çoğu zaman efekt kullanıldığını fark etmiyor. Görünmez efektler teknik açıdan son derece zor olduğu için Akademi tarafından ödüllendirilebiliyor.
- Kaliforniya’daki Paradise yangınını anlatan The Lost Bus’taki yangın sahnelerinin büyük kısmı CGI ile yaratılmış. Gerçek çekimlerle dijital yangın efektlerini ayırt etmek neredeyse imkansız. Bu da filmin en büyük teknik başarısı. Çünkü ateş ve duman simülasyonu görsel efekt dünyasında en zor alanlardan biri; ışığın sürekli değişmesi, rüzgarın etkisi ve yoğunluk farkları bu simülasyonları son derece karmaşık hale getiriyor.
- Sinners ise bu kategoride farklı bir yerde. Filmdeki görsel efektler atmosfer kurmak için ve bu da filmi bu kategoride ilginç bir aday haline getiriyor. Vampir dönüşümleri, dijital kan efektleri ve doğaüstü ışık oyunları çoğu zaman pratik makyaj efektleriyle birleştirilmiş.
En İyi Ses
Sinemada ses çoğu zaman görünmez bir zanaat; iyi yapıldığında fark edilmez, ama eksik olduğunda film hemen gücünü kaybeder. Diyalogdan ambiyansa, müzikten çevresel seslere kadar tüm katmanların bir araya gelmesiyle oluşan bu tasarım, izleyicinin sahnenin içinde hissetmesini sağlar. 2026 Oscar yarışında bu kategori özellikle güçlü.
- F1 kategorinin en güçlü adayı. Filmin ses başarısı pistteki gürültüyü büyütmesinde değil, arabayı bir makine olmaktan çıkarıp neredeyse nefes alan bir organizmaya dönüştürmesinde. Motor sesi, rüzgar, lastik sürtünmesi, tribün uğultusu… Hepsi gerçek yarışlardan alınan kayıtlardan. Üstelik motor sesleri farklı hız seviyelerinde ayrı ayrı kaydedilmiş. Bazı yarış sahnelerinde ses tasarımcılarının 200’den fazla ses kanalını aynı anda mikslediğini biliyoruz.
- Sinners, özgün ses dünyasıyla 2026 Oscar adayları arasında bu kategoride de ön planda. Film, “çok sesli” değil, çok kültürlü bir ses tasarımıyla dikkat çekiyor. Blues, gospel, gece ambiyansı ve doğaüstü unsurlar aynı ses manzarasında buluşuyor; Amerikan müzik tarihi ile vampir mitolojisi çarpışıyor.
- Frankenstein kategorinin iddialı bir diğer adayı. del Toro’nun aslında bir canavar filmi değil, bir yalnızlık hikayesi kurmak istediğini biliyoruz. Bu yaklaşım ses tasarımında da hissediliyor; filmin ses estetiği korkutucu olmaktan çok duygusal ve gotik. Makine seslerinin bazıları gerçek Tesla bobinlerinden kaydedilmiş. Herkesin merak ettiği yaratık sesi ise insan sesi ile hayvan seslerinin karışımından oluşuyor.
- One Battle After Another için “kalabalık sahneleri iyi” demek yetersiz kalır. Yönetmen kaosu ses üzerinden örgütlüyor ve bu kaos adeta bir paranoya mimarisine dönüşüyor. Büyük kalabalıklar, sokak gürültüsü ve tehditkar boşluklar filmin işitsel dünyasını kuruyor. Üstelik ses, Jonny Greenwood’un müziğiyle de dengede. Yani bu filmde ses ve skor birbirine rakip değil, birbirini taşıyan iki damar.
- Tamamı kadınlardan oluşan ses ekibi ile Sirât, ses tasarımıyla filmin ruhsal atmosferini kuruyor. Techno müzik, biraz rüzgar, çöl sessizliği… Alışılmış aksiyon seslerinden tamamen farklı bir dünya. Üstelik sessizlik gibi görünen anların dahi ses tasarımı katman katman tasarlanmış; bu bile ses tasarımının ne kadar bilinçli kurulduğunu gösteriyor. Akademi bazen teknik olarak en büyük işi değil, en özgün yaklaşımı ödüllendirebiliyor. Eğer seçmenler bu yıl farklı bir ses dünyasını öne çıkarmak isterse, bu yılın olası “dark horse”u Sirât olabilir.
En İyi Özgün Müzik (Skor)
En İyi Özgün Müzik kategorisinde 2026 Oscar adayları adeta besteciler savaşı: Jerskin Fendrix, Alexandre Desplat, Max Richter, Jonny Greenwood ve Ludwig Göransson. Tahmin yarışlarında özellikle Sinners ile One Battle After Another arasında görülüyor; ama her adayın çok farklı bir “campaign hook”u var.
Daha önce Poor Things ile Oscar kazanan Jerskin Fendrix, Bugonia ile yeniden Oscar adayı. Fendrix’in Bugonia için müziği filmi tam görmeden yazdığını söylüyor. Bu elbette Lanthimos’un dünyasını tanıyor olması çünkü üçüncü ortaklıkları.
İki Oscar’lı Alexandre Desplat, Frankenstein ile kategorinin diğer adaylarından. 2015’te The Grand Budapest Hotel, 2018 The Shape of Water ile Oscar alan Desplat, bugüne kadar 10’dan fazla adaylık elde etmişti. Gotik orkestrasyon, koro, karanlık temalar ile dikkat çeken Frankenstein ile üçüncü heykelciği kapabilir mi? Neden olmasın!
Gelelim 2026 Oscar adaylarından Hamnet ile çağdaş neoklasik müziğin önemli isimlerinden Max Richter’a. İlginç olan şu ki, Chloé Zhao çekimler sırasında Max Richter’in ünlü “On the Nature of Daylight” parçasını referans müzik olarak kullanmış. Filmde doğrudan yer almasa da bu parça Hamnet’in müzik dilini şekillendiren temel ilham kaynaklarından. Richter’in yazdığı yeni skor da bu yas duygusunu taşıyor.
Kategorinin en iddialı ismi One Battle After Another ile Jonny Greenwood. Radiohead gitaristi son yıllarda Oscar adaylıklarıyla ismini duyuruyor. Her ne kadar “gitarist” diye bahsediyor olsak da filmde çok sayıda enstrümanı kendisinin çaldığını biliyoruz. Haliyle bu, skoru yalnızca bestelenmiş değil, neredeyse “elle örülmüş” bir parça haline getiriyor.
Black Panther ile Oscar kazanan Ludwig Göransson, Sinners ile yine Oscar adayı. Üstelik bu yıl yalnızca aday değil, ciddi bir öncül güce sahip. Sinners’da müziği filmin arka planı olmaktan çıkarıp şeytani cazibenin kendisine dönüştürüyor. Bu, onun “devil’s music” yaklaşımı ve eski gitar seçimiyle doğrudan bağlantılı.
En İyi Özgün Şarkı
En İyi Özgün Şarkı kategorisinde 2026 Oscar adayları, her biri farklı bir hikayeyle karşımıza. Dev bir pop hit mi ararsınız, film anlatısının kalbine yerleşen bir parça mı… Akademi filme en çok ait görünen şarkıyı seçebildiği gibi bazen de momentum çok belirleyici oluyor. Bu sebeple bu yıl Oscar’da en heyecanla beklenen kategorilerden biri bu.
Diane Warren, Oscar tarihinde en çok aday olup kazanamayan bestecilerden. Diane Warren: Relentless ile Akademi Ödülleri’ndeki 17. adaylığı; fakat kariyerindeki en kişisel anlardan. Bu kez kurmaca bir karakter için değil, kendi gençliğine şarkı yazıyor. Warren, şarkıyı Kesha’nın söylemesini özellikle istemiş; çünkü Kesha’nın yaşadıkları nedeniyle bu duyguyu “taşıyabileceğini” düşünmüş.
KPop Demon Hunters ile Golden, kategorinin en “olay” adayı olabilir. Şarkı yalnızca bir film parçası olmaktan çıkarak büyük bir hit oldu, listelerde haftalarca bir numarada kaldı. Golden Globe ve Grammy’de Song Written for Visual Media ödülünü alan parça kendi başına yaşayan bir pop olayı ki bu Akademi Ödülleri’nde pek karşılaşılmayan ölçekte bir pop-kültür moment’ı.
Sinners’dan “I Lied to You” jenerik için eklenmiş bir parça değil, filmin damarlarında dolaşan bir şarkı. Birçok kategoride iddialı olan bu kadar büyük bir filmin içinden blues köklerine dayanan bir şarkının öne çıkması oldukça doğal. Üstelik Sinners’ta müzik doğrudan hikayenin parçası.
2026 Oscar adayları arasında en büyük sürprizlerden biri Viva Verdi! belgeselinden Sweet Dreams of Joy.Bu adaylık, Oscar’ın popüler müzik yerine klasik formlara da alan açabildiğini hatırlatan nadir örneklerden. Üstelik birçok popüler adayın arasından sıyrılarak listeye girmesi, onu bu yılın yarışındaki en beklenmedik sıçramalardan biri yapıyor.
Nick Cave hem kitaba hem de senaryoya aşık olunca, ortaya filmin melankolik ruhunun doğal bir uzantısı gibi duran pastoral bir parça çıkıyor: “Train Dreams.” Joel Edgerton filmi Cave’e gönderiyor; Cave de filmi Bryce Dessner’in müziği eşliğinde izliyor. Anlattığına göre o gece neredeyse ateşli bir rüya gibi geçiyor. Ertesi sabah otelin kahvaltı salonundaki piyanonun başına oturduğunda şarkı adeta kendiliğinden akıp geliyor. Parça, bu yıl En İyi Özgün Şarkı dalında Oscar’a aday gösterilerek Cave’in sinema kariyerine yeni bir ödül sayfası daha ekleme ihtimalini doğuruyor.
En İyi Oyuncu Seçimi (Casting)

2026 Oscar Ödülleri için “En İyi Oyuncu Seçimi (Casting)” bu yıl ekstra önemli çünkü “nihayet” Oscar’ın casting direktörlerini ciddiye aldığını görüyoruz ve ödül Oscar tarihinde ilk kez veriliyor. Burada mesele sadece “iyi oyuncuları toplamak” değil, oyuncular arasındaki kimya, yıldızlarla yeni yüzleri dengeleme, dünyanın sosyal dokusunu kurma ve bazen oyuncu olmayan insanları doğru yere yerleştirme becerisi. 2026 Oscar yarışında iki eğilim çok belirgin: bir yanda çok doğru yıldız eşleşmeleri, diğer yanda non-actor/gerçek hayattan yüzlerle kurulan özgün dünya.
Aday casting director’lar/oyuncu koçları ise Nina Gold (Hamnet), Jennifer Venditti (Marty Supreme), Cassandra Kulukundis (One Battle After Another), Gabriel Domingues (The Secret Agent) ve Francine Maisler (Sinners).

Daha önce Game of Thrones, Star Wars, The Crown gibi dev projelerle çalışan Nina Gold, yeni Oscar dalının ilk ciddi favorilerinden. Hamnet’te, Jessie Buckley + Paul Mescal eşleşmesinin yanı sıra çocuk oyuncular ve yan roller de filmin yas duygusunu taşıyacak şekilde dengeli. Şu bir gerçek ki Hamnet’in duygusal yükü yanlış casting’le çökerdi. İngiliz ekranlarının son 15-20 yılını şekillendiren “star-maker” isim, yeni Oscar dalında en iddialı isim.
Yalnızca profesyonel oyuncular değil; beklenmedik isimlerin de yer aldığı Marty Supreme, Oscar’ın yeni dalında “alternatif casting kültürünün” temsilcisi gibi duruyor. Jennifer Venditti’nin yaklaşımı yıldız dizmek değil, toplulukların içinden yüzler bulmak. Yönetmen bunu “cinema of life” olarak tarif ediyor. Açıklamaya göre, Venditti bu film için cast’ı kurarken ping-pong kulüplerinde ve New York sokaklarında scout yaptı; aktör havuzunda bulunamayan dokuyu gerçek hayattan yakaladı.
Bir tarafta A-list isimler, diğer tarafta hayat deneyimi taşıyan yüzler… Leonardo DiCaprio, Sean Penn, Benicio del Toro ve Teyana Taylor gibi yıldızların yer aldığı One Battle After Another ile Cassandra Kulukundis, gerçek bir “karışım” oluşturuyor. Büyük büyük yıldızlar ve beklenmedik gerçek insanların bir arada olduğu film, Oscar’ın yeni dalı için adeta ders kitabı niteliğinde.
En İyi Oyuncu Seçimi kategorisinde 2026 Oscar adayları arasında “usta casting director” arıyorsanız, o isim Sinners ile Francine Maisler. Filmi yalnızca Michael B. Jordan gibi tanınmış bir isim etrafında kurgulamak yerine, yeni yüz bulma işinde de oldukça iyi bir yapım. Francine Maisler kadroyu sadece doldurmuyor, filmin müzikal, tarihsel ve doğaüstü tonlarını oyuncu seçiminden itibaren kuruyor.
Bu kategorinin bir diğer adayı ise The Secret Agent ile Gabriel Domingues. Filmin casting mantığı çok net: mesele ülkenin sosyal dokusunu ekrana taşımak. Film Brezilya’yı sahibi bir şekilde gösteriyor ve casting başarısı da “prestijli oyuncu kadrosu” üzerinden değil, toplum resmini doğru kurmak üzerinden geliyor.










