Kapıyı Devlet Kapattı, Peki Ya Biz?

15 yaş altı sosyal medya yasağı içeriğini biliyorsunuzdur, 1 Kasım’dan itibaren 15 yaşından küçük çocuklar sosyal medyaya giremeyecek. Ben bunu haberlerden değil, mayısta Resmi Gazete’de yayımlandığı gün kanunun kendisinden okudum. Hukukçu olunca insan önce maddelere, sonra gerekçeye, sonra yaptırımlara bakıyor. Platformlar yaşı doğrulayacak, 15 ile 18 arasındaki gençlere yetişkinlerden ayrı bir alan açacak, biz ebeveynlere de çocuğun ekran süresini, harcamalarını, hesap ayarlarını denetleyebileceğimiz bir panel verecekler. Uymayanı ağır cezalar bekliyor.

Metni bir de anne olarak okuyunca aklımdan ilk geçen şey hesap yapmak olmuştu. Kızım dört yaşında, on beşine daha on bir yıl var. Bu yasa bizi şimdilik ilgilendirmiyor diye düşündüm.

Bir akşam yemekten sonra telefonumu masanın yakınında bırakmıştım. Telefona bir uyarı gelince, kızım koşarak gidip telefonu bana uzattı: “Anne, bakmayacak mısın?” Instagram’ın ne olduğunu bilmiyor, hesabı yok ve uzun yıllar olmayacak da. Ama telefonun ne işe yaradığını çoktan öğrendi elbette. Büyüklerin elinde durur, gözümüz sık sık ona gider, aklımız sık sık orada kalır.

Sosyal Medya Yasağında Yasanın Göremediği Yer

15 yaş altı sosyal medya yasağı

Yasa çocuğun sosyal medya hesabını görüyor. Oysa çocuğun ekranla ilişkisi o hesap açılmadan çok önce kuruluyor ve bu ilişkinin ilk öğretmeni evde yaşıyor.

Dört yaşındaki bir çocuk algoritmanın ne olduğunu bilmez, ama başparmağıyla aşağı kaydırma hareketini bilir. Kağıttan kitabın sayfasını parmağıyla yana itmeye çalışan küçük çocuklar artık kimseyi şaşırtmıyor. Sosyolojide buna habitus deniyor: Bedenin farkına varmadan edindiği, sonra “doğal” sandığı alışkanlıklar. Kızım benden ekranın içeriğini öğrenmiyor. Ekrana nasıl eğildiğimi, ona ne sıklıkla döndüğümü, onunla konuşurken gözümün nereye kaydığını öğreniyor.

Kanun 1 Kasım’da platformların kapısını kapatacak. Ama kızımın ilk “sosyal medya eğitimi” o kapıdan geçmiyor. Evin her bir köşesinde, benim elimde ve gözümde başlıyor.

Hesabı Yok Ama Sosyal Medyada…

Burada biraz da kendime dönüp bakmam gerekiyor.

Yasa 15 yaş altındaki çocuğun sosyal medya kullanmasını engelliyor. Çocuğun sosyal medyada yer almasına ise dokunmuyor. İlk adımı, doğum günü pastası, okulun ilk günü, banyodan çıkınca çekilmiş o “çok tatlı” fotoğraf… Bunların çoğu, çocuğun kendi hesabından on yıl önce feed’lerde dolaşmaya başlıyor. Onları oraya koyan biziz.

Kişisel verilerle çalışan biri olarak burada susamıyorum. Bir çocuğun fotoğrafı onun kişisel verisidir ve paylaşım rızasını onun yerine biz veririz. Hukukta bunun adı velayet yetkisi. Kızım on beşine geldiğinde ilk hesabını açacak belki evet, ama hakkında konuşulan, beğenilen, yorumlanan bir arşiv onu çoktan bekliyor olabilir. Ve o arşive “evet” demedi.

Çocuğa Fazla Gelen, Bize Neden Gelmiyor?

sosyal medyanın olumsuz etkileri

Bu köşede daha önce algoritmaların dikkatimizi nasıl beslenme alanına çevirdiğini yazmıştım. Yeni yasa, dolaylı da olsa aynı şeyi kabul ediyor: Bu platformlar bir çocuğun zihni için fazla güçlü tasarlanmış.

Bir kanunun maddeleri genelde ne yapılacağını söyler ama esas olarak kanunların gerekçeleri nelerden korktuğumuzu gösterir. Bu mevzuat açısından da çocukların korumak istendiği riskler ortada: Zararlı içerik, siber zorbalık, dijital bağımlılık, bilinçsiz harcama. Hani aslında sadece 14 yaş ve altına özgüleyebileceğimiz riskler değil. Çocuğu korumak için bir kanun çıkarabiliyoruz ama kendimizi korumak içinse sadece irademiz var.

Sosyal Medya Yaşında Globaldeki Kısıtlar

Türkiye bu adımda yalnız değil. Avustralya geçen yıl 16 yaş altına sosyal medyayı kapatan ilk ülke oldu. Yunanistan 2027’nin başından itibaren 15 yaş altını kapsayan kısıtlamalar getiriyor. Danimarka, Fransa, İspanya, Norveç, Malezya, Endonezya ya benzer kararlar aldı ya da hazırlığında. İki hafta önce Avrupa Komisyonu Başkanı da tüm Avrupa Birliği için 13 yaş altına sosyal medya, 15 yaş altına kişisel hesap olmayacağını açıkladı ve tüm Avrupa Birliği’ni kapsayan “EU Kids Act” teklifini duyurdu.

Hukukçu ve sosyolog gözüyle bu tabloda beni en çok düşündüren şey rakamlar. Bir ülkede 13, diğerinde 15, ötekinde 16. Oysa bir çocuğun beyni sınırı geçince değişmiyor. Bu yaşlar nörolojik bir eşik değil elbette, siyasi bir uzlaşma. Toplumlar “buraya kadar” demek için bir yer seçiyor. Çizginin tam nerede olduğundan çok, bir çizgi çekme ihtiyacının neredeyse aynı anda bu kadar çok ülkede doğması anlamlı.

Uygulamanın ne getireceğine dair ilk veriler de Avustralya’dan geliyor. Platformlar birkaç ay içinde milyonlarca hesabı kapattı. Ama ülkenin dijital güvenlik kurumu ciddi boşluklar olduğunu da kabul etti. Örneğin çocuklar yaş doğrulamasını tekrar tekrar deneyip sonunda “16 yaş üstü” sonucunu alabiliyordu. Bir kanun metni ne kadar iyi yazılırsa yazılsın, asıl sınavını uygulamada veriyor.

Eleştirmenlerin bir kısmı da yasak yerine “tasarımdan itibaren güvenlik” istiyor. Yani çocuğu platformdan çıkarmak yerine platformu herkes için daha az zarar veren bir yer haline getirmek. Bu tartışma bana yukarıdaki soruyu hatırlatıyor: Bir tasarım çocuk için güvensizse, bizim için neden güvenli olsun?

Devlet Koruması Rahatlatıcı Bir Yanılsama mı?

sosyal medya kanunu ve sosyal medya yaş sınırı uygulaması

Yasağın bir riski de ebeveyne rahatlama hissi vermesi. “Devlet halletti” duygusu. Yasa bir çit çekiyor, ama çitin öbür tarafında ne olacağına hane halkı karar veriyor.

Kanun platforma yükümlülük, ebeveyne de bir kontrol paneli veriyor: Çocuğun ne kadar süre bakacağını sınırlayan, ne satın alacağını onaylatan düğmeler. İşe yarar araçlar bunlar. Ama o paneli açacak olan kişinin kendi ekran süresine kimse sınır koymuyor. Çocuğun hesabına süre sınırı koyduğum telefon, benim elimde saatlerce açık kalabiliyor. Kanun bana çocuğumu denetleme aracı veriyor. Ona örnek olma aracını ise kimse veremeyecek.

Elimdeki On Bir Yıl…

Bu yazıyla yasağın iyi ya da kötü olduğunu tartışmak istemiyorum, çünkü bunun o kadar da basit olmadığını biliyorum. Benim yaratmak istediğim farkındalık başka…Yasa kızıma on bir yıl kazandırıyor. Bu on bir yılı nasıl kullanacağım ise tamamen bana kalıyor.

Onu on beşinci doğum gününde açılacak bir hesaba hazırlamak gibi bir derdim yok. Derdim, ekranın hayatın mecbur tutulduğumuz hali olmadığı bir ev göstermek. Yemek masasında telefonun uzakta durabildiği, “anne bak” dediğinde ekrana değil ona baktığım, anıların her zaman fotoğraflanmadan da yaşanabildiği bir ev. Bunları kanun sağlayamaz. Kanun sadece bana zaman kazandırabilir.

Yasa kızımın hesabını on bir yıl kapalı tutacak. Benim telefon ekranım ise bu akşam da açık olacak. Hangisinin onu daha çok şekillendireceğini ikimiz de gayet iyi biliyoruz.

Longines
TIW 2026
Nurus