Avrupa Birliği Otomotiv Üreticileri Derneği verilerine göre, Alman otomotiv endüstrisi ve Almanya pazarı 2.8 milyon adetle Avrupa’nın en büyük otomotiv pazarı. En yakın rakibi Fransa ise 1.6 milyon adetle hemen ardından geliyor. Yani Almanya ve en yakın rakibi arasındaki ünite bazında satış farkı neredeyse birkaç farklı ülkenin otomotiv pazarının toplamı kadar. Peki bu denli güçlü bir pazarda rekabetçi olmak isteyen Alman otomobil üreticileri kimlik bunalımında mı?
Bugün herhangi bir otomobil üreticisi için kendi iç pazarında araç satmak övünülecek bir durum değil. Otomotiv üreticileri -ki özellikle ciddi olanlar- Kuzey Amerika ve Çin pazarında araç satmak zorundalar. Bugün Çin otomotiv pazarı, yıllık 30 milyon adetle dünyanın en büyük pazarı. Alman otomotiv üreticilerinin de amacı Çin’den pay almak. Tabi bu o kadar kolay değil.

Bedeller ve Günahlar: Çin Pazarına Giriş
Avrupalı tüketiciler için otomobil sahibi olmak gittikçe önemsiz hale gelen bir mesele. Dacia Sandero’nun yıllardır Avrupa’nın en çok satan otomobili olması da bu argümanı kanıtlar nitelikle zaten. O nedenle AB pazarlarında karlılığı yüksek modeller satmak, lüks otomobillerle rekabetçi olmak bir süredir mümkün değil. Adrian van Hoydoonk’un topa tutulmak bir yana neredeyse linçlenmesine neden olacak kadar “Asyalı” görünen G70 kodlu BMW 7 Serisi’nin tasarımı da bunu gözler önüne seriyor. İnsanlar, “bunu kim tasarladı?” sorusunun cevabını artık aramıyor. Çünkü artık “bürokrat otomobilleri” Asya pazarına göre tasarlanıyor. Marka felsefesini maalesef hiçe sayan ve alık bakışlı tasarımlar, zarafetin ve mütevazi lüksün yerini alan uçuk kaçık çizgiler ve kimin neden ihtiyacı olduğunu bir türlü anlamayamadığımız devasa ekranlar.
Markaların özellikle Executive ve F segmentte gördüğümüz ve alışık olmadığımız tasarım dillerinin asıl nedeni para kazanmak. Bugün Avrupa pazarının karlılık getiren modellere rağbet göstermediğini biliyoruz. Ancak büyük markalar için bu durum birer inisiyatif meselesi değil, zorunluluk. Çünkü para Çin’de. Ancak karlılık odaklı ve tamamen farklı bir tüketici zihniyetine sahip olan bir pazara girecekseniz eğer bunun için bazı günahlar işlemeli ve bedeller ödemelisiniz. Tıpkı BMW’nin devasa ızgaraları, kısık bakışlarıyla insanı gerçekten kendinden tam anlamıyla soğutan yeni tasarım diline sahip otomobilleri gibi. Ancak bu, VW’nin Dresden’de yaptığının tam tersini yapmak için bir zorunluluk. Yani kısaca fabrikaları açık tutmak için…bu arada biz bu satırları yazarken Mercedes’in Sindelfingen’de S-Klasse ürettiği bant çoktan tek vardiyalı üretime geçti bile. Talep yoksa, üretim yok.

Karakter Bunalımı Alman Otomotiv Endüstrisini Nasıl Etkiliyor?
Andy Mindt, geçtiğimiz günlerde VW Group’un tasarım şefi oldu. Yani artık Bentley’den Lamborghini’ye ve Audi’ye kadar birçok markanın tasarım işlerinde yer alacak ve söz sahibi olacak. Ancak ben kendisinin “etrafta çok fazla agresif görünen otomobil var, biz daha şirin otomobiller tasarlamak istiyoruz” açıklamasından sonra ve VW’nin zarar üstüne zarar açıklamasında pay sahibi olan ID model ailesinin tasarımına baktıktan sonra bunun iyi bir fikir olduğunu düşünmüyorum. Bu konuya sonra değineceğim.
Markalar için Çin pazarı odaklı modeller tasarlamak çok önemli. Çünkü zaten asıl alıcı bu pazarda. Kim 30 milyonluk bir pazarı kaçırmak ister ki? Ancak bu, markaların genel bir karakter sorunu yaşamasına neden oluyor. İşte burada bazı bedeller ödeniyor. VW’den Audi’ye, Mercedes’ten BMW’ye kadar birçok üretici, Çin’de araç satmak için genel tasarım felsefelerinden vazgeçiyorlar. Bu belki biraz şımarıkça olabilir, ancak fabrikaları açık tutmanın bedeli bu “ilginç” görünüme sahip otomobiller…
Tabii bu alışık olmadığımız ve Asya pazarı için tasarlandığı 500 km öteden belli olan otomobilleri mecburen Avrupalı tüketiciler de satın almak zorundalar. Bu nedenle tam olarak bu noktada bir karakter sorunu ortaya çıkıyor. Son 20 yıldır geleneklerine sıkı sıkıya bağlı olan Alman otomobil üreticileri, alışık olmadığımız tasarım unsurları deniyor ve ister farkında olarak isterse de farkında olmayarak marka kimliklerine mükemmel zararlar veriyorlar.

“Bir Mercedes Her Zaman Bir Mercedes Gibi Görünmelidir!”
Ünlü Mercedes tasarımcısı Bruno Sacco, hangi segment olursa olsun Mercedes’lerin Mercedes gibi görünmesi gerektiğini söylerken aslında çok önemli bir şeyi vurguluyor. Karakter, kimlik ve duruş. Yukarıdaki alt başlıkta günahlar ve bedellerden bahsetmiştik. Eğer Alman otomotiv üreticileri ayakta kalmak istiyorlarsa ya Avrupa’da lüks araç satmak karlı bir hale gelecek ve tüketici alışkanlıkları değişecek -ki orta vadede bu değiştirilmesi zor bir trend- ya da Çin pazarına yönelik otomobiller uzun bir süre daha Avrupa’da gezinmeye devam edecek ve Andy Mindt gibi tasarımcılar markaların tabutuna son çiviyi takacak. Zira gittikçe sertleşen, otomobil sahibi olmanın gittikçe prestij meselesi haline geldiği Çin ve Kuzey Amerika pazarında kimsenin “mutlu” suratlara sahip otomobiller istediği yok.










