Uluslararası sinemada iz bırakan yapımları, yaratıcı yol arkadaşlıkları ve sosyal etki projeleriyle tanıdığımız Zeynep Atakan, başarılarının ardındaki yaşam felsefesini PlumeMag’e anlattı… Onun hikâyesinde unvanlardan çok değerler, görünürlükten çok üretmek, rekabetten çok paylaşmak var. Longines’in katkılarıyla hayata geçirdiğimiz Zamanın Ruhu serisinin ilk videocast bölümünde, yapımcı Zeynep Atakan ile sinemanın görünmeyen emeğinden kadın dayanışmasına, yaş almanın güzelliğinden doğanın ritmine uzanan bir sohbet gerçekleştirdik.
Atakan’ın kırk yıla yaklaşan meslek hayatında öne çıkan ortak bir düşünce var: Başkalarının beklentilerine göre şekillenmek yerine kendi doğasını tanımak, yaptığı işe anlam katmak ve geride bir değer bırakmak. Peki, başarının giderek görünürlükle ölçüldüğü, herkesin bir yerlere yetişmeye çalıştığı dünyamızda kendi ritmimizi korumak mümkün mü?
Bu keyifli röportajı ister izleyebilir, isterseniz okuyabilirsiniz, buyrunuz…
Zeynep Atakan: Yapımcı Kimliği Ardındaki İç Dünya
Bihter Ayyıldız: Zamanın Ruhu’nda zamana iz bırakan, geçmişi değerlendirirken bugünü de anlamlandıran insanlarla buluşuyoruz. Sen de onlardan birisin. Uluslararası başarılara imza atmış bir yapımcısın ama ben başarıların arkasındaki insanı daha çok merak ediyorum. Yapımcı kimliğini bir kenara bıraksak, Zeynep Atakan kendini nasıl anlatır?

Zeynep Atakan: Kendimi sade ve sıcakkanlı insanları seven, paylaşmayı ve öğrenmeyi çok seven biri olarak tanımlıyorum. Bir anne, arkadaş, eş ve yaptığı işin hakkını vermeye çalışan bir insanım. Her zaman daha iyisini nasıl yapabileceğimi arıyorum. Ama bütün bunların merkezinde sadelik ve sakin bir ruha dönüş var.
Neşeli görünsem de beni besleyen kendi iç dünyam. O dünyayı koruduğumda dışarıya da daha neşeli, hayat dolu ve kendimle barışık bir insan olarak yansıyabiliyorum.
Sinemada Sosyal Etki ve Kadın Dayanışması
Bihter Ayyıldız: Biz seninle ilk kez bir sosyal etki projesinde tanıştık. Ardından Sabancı Vakfı’nın Kısa Film Yarışması vesilesiyle yeniden bir araya geldik. Ben seni her zaman yalnızca sinemayla değil, insanla ve gezegenin meseleleriyle ilgilenen bir kadın olarak tanıdım. Bu yaklaşımın hayatındaki yeri ne?
Zeynep Atakan: Ben dünyadaki bütün canlıları büyük bir ailenin parçası olarak görüyorum. Dışarıdan bize yüklenen etiketlere rağmen kendimiz olabilmek çok değerli.
Paylaşmak benim hayatımda çocukluğumdan beri var. Cömertliği de yalnızca maddi anlamda düşünmüyorum. Bir insanı cesaretlendirmek, yaptığı işi takdir etmek, ona iyi bir şey söylemek de cömertliktir. Ben buna kalp cömertliği diyorum.
Sosyal etki projeleriyle uzun zamandır ilgileniyorum. Sinema sektöründe kadınların kamera önünde ve arkasında fırsat eşitliği meselesine özellikle odaklandım. Sabancı Vakfı ile yürüttüğümüz çalışmalar da bu anlamda benim için çok değerli.
Gönüllülüğün insanı çok beslediğine inanıyorum.
Yaşama ve Yıllara Anlam Katma Sanatı

Bihter Ayyıldız: Aslında modern insanın en büyük sorunlarından biri de anlam arayışı. Senin yaşamında anlam yaratmak ne ifade ediyor?
Zeynep Atakan: Prof. Dr. Mehmet Sungur bir gün bana “Yıllara ne kadar anlam katıyorsunuz” demişti. Hayatımda aldığım en güzel iltifatlardan biriydi. O ifadeyi cebime koydum ve hep taşıyorum.
Yıllara anlam katmak, yaşadığını gerçekten anlamak demek. İnsan öleceğini bilen bir canlı. Bu farkındalıkla yapabileceği en güzel şeyin geride bir değer bırakmak olduğunu düşünüyorum.
Ben de mesleğimde, ilişkilerimde, hayatımın her alanında bunun peşindeyim. Bir değer yaratabilmek ve onu ilerletebilmek.
Görünürlük Çağında Sadelik ve Ulaşılabilirlik

Bihter Ayyıldız: Bugün görünürlük neredeyse başarıyla eş anlamlı hale geldi. Oysa senin hayatında gösterişten uzak, oldukça sade bir dünya var. Üstelik herkesin ulaşabildiği bir insansın. Bunu nasıl koruyorsun?
Zeynep Atakan: Yaklaşık yirmi yıldır sekreter kullanmıyorum. Telefon numaram öğrencilerimde de var. Elbette sınırlarımı biliyorum ama ulaşılabilir olmayı önemsiyorum.
Benim bütün meselem kendimle. Kimseyle yarışmadım. Meslekte kırkıncı yılımdayım. İşimi elimden geldiğince iyi yapmaya çalıştım. Birileri de zaman içinde bunu gördü.
Bana güç veren şey ailem, yakın arkadaşlarım ve kendi kurduğum dünya. Akşam eve döndüğümde kitabım, filmim, oğlumla ya da eşimle sohbetim… Bunlar benim için çok değerli.
Sosyal medyayı da bir popülerlik alanından çok kişisel bir arşiv gibi görüyorum. Bir gün biri benim hakkımda bilgi edinmek isterse orada yaptığım işleri, bıraktığım izleri görebilsin istiyorum.
Ben kendi yolumda ilerliyorum. Gelmek isteyen buyursun.
Sinemada Yapımcılık ve Auteur Yönetmenlerle Çalışmak

Bihter Ayyıldız: Sinema kariyerinden söz ederken Nuri Bilge Ceylan ile uzun yıllara yayılan iş birliğini konuşmadan olmaz. Senin yapımcılığa yaklaşımında finansal bir ilişkiden çok yaratıcı bir yol arkadaşlığı görüyorum. Bu birliktelik sana ne öğretti?
Zeynep Atakan: Sinemaya 1987 yılında, henüz öğrenciyken reklam setlerinde başladım. Daha sonra sinemaya yöneldim. Kutluğ Ataman ve Tayfun Pirselimoğlu ile çalıştıktan sonra Nuri Bilge Ceylan ile yollarımız kesişti. On beş yıl boyunca birlikte çalıştık.
Çok önemli ve öğretici bir dönemdi. Ama yapımcılık dışarıdan göründüğü kadar eğlenceli bir iş değil. Bir filmi yapmak yalnızca çekim sürecinden ibaret değil. Geliştirme, finansman, çekim, post prodüksiyon, satış ve pazarlama gibi pek çok aşaması var.
Bence yapımcılık belirsizlikleri yönetebilmektir. Finansal bir sorun olabilir, sette beklenmedik bir durum yaşanabilir, yönetmen kararsız kalabilir. Bütün bunları yönetmek gerekir.
Ben yönetmenlerle çalışırken sınırları çok önemsiyorum. Özellikle auteur sinemasında yaratıcı karar yönetmenindir. Ben onun etrafına sessiz bir çerçeve çizerek işini en iyi şekilde yapmasını sağlamaya çalışırım.
Kendini Tanımak ve Ruha Hizmet Etmek
Bihter Ayyıldız: Sohbet boyunca sadelik, paylaşmak, kolektif üretim ve şimdi de sessiz bir çerçeve kavramları öne çıkıyor. Gençlere mesleki başarı reçeteleri vermektense, insanın kendi doğasını tanımasının daha önemli olduğunu düşünüyorum. Sen ne dersin?
Zeynep Atakan: Kesinlikle. Ben aslında önce resim bölümüne girdim. Sonra kolektif bir sanat dalında daha mutlu olabileceğimi fark ederek sinemaya geçtim.
İnsan önce kendisini tanımalı. Nerede mutlu olduğunu, neyi iyi yapabildiğini bilmeli. Bir etikete hizmet etmek yerine kendi ruhuna hizmet etmeli.
Yapımcılık liderlik, karar alma, sorumluluk üstlenme ve gerektiğinde hatalarını kabul edebilme becerisi gerektiriyor. Ben kendimi bu alanda buldum.
Biraz gizli özne olmayı seçtim. Bir daha dünyaya gelsem yine aynı işi yapardım.
Hız Çağında Kendi Ritmini Bulmak
Bihter Ayyıldız: Bugün zaman belki de en büyük lüksümüz. Bir yandan sürekli hızlanmaya çalışıyor, diğer yandan yaşlanmayı geciktirmenin yollarını arıyoruz. Senin zamanla bir yarışın var mı? Geriye almak istediğin bir dönem?
Zeynep Atakan: Hayır, hiç yok. Geçtiğimiz hafta altmış yaşına girdim ve bunu gururla söylüyorum.
Hayatın içinde pişmanlıklar da var, iyi ve kötü deneyimler de. Hepsi hayatın bir parçası. Önemli olan bütün bunlardan öğrenmek ve yıllara anlam katmak.
Ben üretmeye devam etmeyi çok önemsiyorum. Hatta şu anda hayatımın en üretken dönemlerinden birinde olduğumu düşünüyorum. Çünkü yılların getirdiği deneyimler zamanla yerli yerine oturuyor.
Sanki yıllar boyunca küçük tohumlar ekiyorsunuz ve onlar zamanla büyük ağaçlara dönüşüyor. Sonra o ağaçların gölgesinde biraz durmayı öğreniyorsunuz.
Bugün inanılmaz bir hız çağındayız. Öğrencilerime de hep söylüyorum: Hiçbir yere yetişmiyoruz aslında.
Kendi hedeflerimize doğru ilerliyoruz, öğreniyoruz, gelişiyoruz. Bir yere yetiştiğinizde hemen başka bir yere yetişmeniz gerekiyor. Oysa önemli olan neyi, neden yaptığınızı bilmek.
Çağa Uyum: Dijitalleşme, Kalp ve Doğa Dengesi

Bihter Ayyıldız: Son olarak, yaşadığımız çağın ruhunu bir cümleyle tanımlamanı istesem ne söylersin?
Zeynep Atakan: Kalbine yaklaşmaya çalış, derdim.
Çünkü kalbimizden uzaklaşıyoruz. Her şeyi aklımızla çözmeye çalışıyoruz. Elbette yeniliklere karşı değilim. Yeniliklere adapte olmak gerekiyor ama kalbimizden kopmamalıyız.
Bihter Ayyıldız: Kalbimizden uzaklaşırken doğadan da uzaklaşıyoruz aslında. Senin doğayla kurduğun bağın hayatına ve çalışmalarına nasıl yansıdığını merak ediyorum.
Zeynep Atakan: Benim en büyük ilham kaynağım doğa.
Çok fazla kontrol gerektiren bir iş yapıyorum. Ama doğa bana her şeyi kontrol edemeyeceğimizi öğretiyor. Bir ağaç yapraklarını döküyor, sonra yeniden yeşeriyor. Her şeyin kendi döngüsü var.
Bana cesaret veren de bu.
Bu çağda her şeyi kontrol etmeye çalışırken kalbimizden uzaklaşmak büyük yaralar açabilir. Oysa içimizdeki çocuğu, çocukluğumuzdaki ruhu korumak çok önemli.
Bence bugün en çok buna ihtiyacımız var.
Zeynep Atakan ile sohbetimiz, başarıyı yalnızca elde edilen sonuçlarla değil, o sonuçlara giderken benimsediğimiz değerlerle de düşünmeye davet ediyor.
Kendi doğamızı tanımak, başkalarıyla yarışmadan üretmek, deneyimlerimize sahip çıkmak ve hayatın değişen ritmine uyum sağlamak…
Belki de geride bırakabileceğimiz en değerli iz, sahip olduğumuz unvanlar değil; dokunduğumuz hayatlar ve yarattığımız anlam…










