Zamanın Ruhu’nun bu bölümünde konuğum Tanem Sivar.
Tanem’in hikâyesini dinlerken insanın aklına ister istemez şu soru geliyor: Hayat gerçekten sürekli ileriye doğru gitmek zorunda mı?
Çünkü onun hikâyesinde zaman düz bir çizgide ilerlemiyor. Bazen yön değiştiriyor, bazen yavaşlıyor, bazen denize açılıyor. Tıpkı kendi deyimiyle bir sarmaşık gibi; önüne çıkan yollardan geçerek, gerektiğinde geri dönerek ama hep kendi ritmini bularak ilerliyor.
İstanbul’un ve televizyon dünyasının görünürlüğünden Bodrum’un daha sakin ritmine uzanan bu yolculuk, aslında bir vazgeçiş hikâyesi değil. Aksine neyin gerçekten değerli olduğunu seçmenin hikâyesi.
Çünkü Tanem bugün, “Hayatta satın alamayacağın tek şeyin zaman olduğunu anladığım bir yaştayım,” diyor.
Belki de tam bu yüzden artık zamanın peşinden koşmuyor; onun içinde yaşamayı seçiyor.
Doğanın hiçbir şeyi kanıtlamaya çalışmadan var oluşundan, denizin insana öğrettiği uyumdan, görünürlük çağında geri çekilebilmekten, başarı kavramının zamanla değişmesinden ve zamansız zarafetten konuştuğumuz bir Zamanın Ruhu…
Bu keyifli röportajı ister dinleyebilir, isterseniz okuyabilirsiniz, buyrunuz…
Tanem Sivar ile Zaman, Denge ve Farkındalık Akışı

Bihter Ayyıldız: Sizin hikâyenize baktığımda önce çok güçlü bir kadın mirası görüyorum. Büyük büyükannenizden anneannenize, oradan size uzanan bir aktarım var. Özellikle anneannenizin hayatınızdaki yerinden biraz bahseder misiniz?
Tanem Sivar: Anneannemi anlatmadan kendimi anlatmam mümkün değil. Eğitime çok önem veren, doğayı ve hayvanları çok seven, özgür yaşamayı seven çok renkli bir karakterdi. Ama onun için özgürlük, istediğin şeyi istediğin zaman yapmak değildi. Hayat nasıl akıyorsa ona ayak uydurabilmekti.
Kadınların ve erkeklerin eşit olduğu, çocukların da yetişkinler kadar söz sahibi olduğu, insana değer veren bir ailede büyüdüm. Bir de yaptığım her neyse onu en iyi şekilde yapmam öğretildi bana.
Bihter Ayyıldız: Aslında bu özgürlük tanımı bugünkü hayatınıza da çok benziyor. Çok görünür bir kariyerin ardından bugün çocuklarınızla ve eşinizle doğaya daha yakın, daha sakin bir hayat seçiyorsunuz. Ben buna biraz kendi “sessiz lüksünüz” gibi bakıyorum. Başarı tanımınız zaman içinde nasıl değişti?
Tanem Sivar: Aslında kariyerimi bırakmadım. Yaptığım işi hâlâ çok seviyorum. Ama hayat bazen bir rüzgâr çıkarıyor ve rotanızı başka bir yöne çeviriyorsunuz.
Pandemide ikinci çocuğuma hamileydim ve hamileliği Bodrum’da geçirelim derken orada yaşamanın bana ne kadar iyi geldiğini fark ettim. İstanbul’u çok seviyorum. Ama çocuklarımı daha sakin bir yerde yetiştirmek istedim.
Bir de artık hayatta satın alamayacağın tek şeyin zaman olduğunu anladığım bir yaştayım.
İstanbul’a hâlâ gidiyorum, işlerimi yapıyorum. Ama “orada olmalıyım” kaygısından sıyrıldığım bir dönemdeyim.
Görünürlük Çağında Geri Çekilmek…

Bihter Ayyıldız: Bu beni görünürlük meselesine getiriyor. Bugün en çok görünenin, sesi en çok çıkanın en başarılı olduğu gibi bir algı var. “Görünüyorsam, öyleyse varım” çağındayız. Siz ise seçerek görünüyorsunuz. Geri çekilebilmek de bir özgürlük biçimi mi?
Tanem Sivar: Medya ve iletişimi seçtiğinizde görünürlük işin bir parçası oluyor. Türkiye’de ne kadar görünürseniz bazen yapımcıların, kanalların ve markaların aklına o kadar çok geliyorsunuz.
Ama ben İki Kahve Arası programını yaparken Beyoğlu’nun ara sokaklarında, Türkiye’nin farklı yerlerinde zanaatkârlar ve ustalarla tanıştım. Onların nasıl parladıklarına şahit oldum.
Bir şeyi gerçekten iyi ve güzel yapıyorsanız, özsaygıyla yapıyorsanız, bir şekilde duyuluyor ve görülüyorsunuz.
Herkesin çok göründüğü, herkesin bağırarak konuştuğu bir zamandayız. Ama gerçekten takdir edilmek başka bir şey.
Bihter Ayyıldız: Sizin bir sarmaşık metaforunuz var, onu çok seviyorum. Hayatın hep yukarıya ve ileriye giden bir çizgi olmadığını; bazen yana, bazen geriye giderek kendi yolunu bulduğunu söylüyorsunuz. Aslında doğaya baktığımızda da hiçbir şey doğrusal ilerlemiyor.
Tanem Sivar: Bu metaforu yıllar önce bir psikolog söylemişti bana. Hayatın bir çiçek gibi sürekli açıp yukarı doğru büyümediğini; sarmaşık gibi bazen geri, bazen ileri, bazen yanlara, hatta toprağın altına doğru gittiğini söylemişti.
Bu bana çok büyük bir rehber oldu.
Çünkü hayatın hep iyi, hep düz, hep ileri ya da hep yukarı gitmesi gerektiğine dair bir kural yok.
Bazen çok umutla bir sokağa giriyorsunuz ve o sokak çıkmaz sokak çıkıyor. Taşı yarıp geçemezsiniz. Geri dönmeniz, başka bir yol bulmanız gerekiyor.
Hayat da biraz böyle. Sarmaşık gibi yolunuzu buluyorsunuz.
Bihter Ayyıldız: Ben burada Voltaire’in Candide’ini düşünüyorum. Bütün o büyük arayışların sonunda insanın kendi bahçesini ekip biçmesine varıyoruz. Belki mesele sürekli daha fazlasına ulaşmak değil, kendi alanımızda yaptığımız şeyi iyi yapmak. Peki bugünkü Tanem, yolun başındaki Tanem’e ne söylerdi?
Tanem Sivar: Kontrol edemediğin şeyler olduğunu ve onlarla uyum içinde yaşayabilmenin çok önemli olduğunu söylerdim.
Deniz gibi… Denizde istediğiniz kadar güçlü, planlı ve hazırlıklı olun; deniz sizden güçlü, rüzgâr sizden güçlü, hava sizden güçlü.
O küçük kıza herhalde, “Her şey yolunu bulacak, su yolunu bulacak,” derdim.
Özgürlük istediğin şeyi, istediğin şekilde, istediğin zamanda yapabilmek değil belki de. Tüm olasılıklar ve olasılıksızlıklar arasında kendi yolunu bulabilmek.
Denizin İnsana Öğrettikleri ve Zamansız Zarafet

Bihter Ayyıldız: O zaman denizle devam edelim. Çünkü bugün hayatınızın merkezinde deniz var. Yelken var, Bodrum var, Bozburun var… Deniz birçok kültürde arınmanın ve yeniden doğuşun da sembolü. Sizin için doğaya ve denize yakın yaşamak neyi değiştirdi?
Tanem Sivar: Ben denizi her zaman çok sevdim. Benim için deniz bir manzaradan çok daha fazlası.
Doğa ve deniz sizi ister istemez yavaşlatıyor. Sadeleşmeyi öğretiyor. Bence insan en çok doğada kendisine dönüyor; kendisine en çok orada yaklaşıyor, kendisini orada dinliyor.
Ve çok sevdiğim bir şey var: Doğada hiçbir şey kendini kanıtlamaya çalışmıyor.
Denizin, ışığın, rüzgârın bir zarafeti var. Bunu Bodrum’da ve Bozburun’da çok hissediyorum.
Zeytin ağacı güzel olmak için süslenmiyor. Zaten güzel. Kökündeki kıvrımlar, gövdesinin aldığı şekil, zeytinin hali… Hiçbiri güzel olmaya çalışmıyor.
Ben hayata da biraz böyle bakmak istiyorum.
Bihter Ayyıldız: Bence burada Longines’in “zamansız zarafet” kavramıyla da çok güzel bir kesişme var. Güzel görünmeye çalışmadan güzel olabilmek, kendini kanıtlamaya çalışmadan var olabilmek… Peki bugün zaman sizin için ne ifade ediyor?
Tanem Sivar: Zamanın ne kadar kıymetli olduğunu anladığım bir yaştayım. Longines ile bu projeyi yaparken de bunu düşündüm.

Evet, kolumda çok şık bir saat var. Ama o saat beni bir yere yetiştirmek için değil, o anda bütün güzellikleri fark etmek için.
Moda değil de zamansız estetik dediğimiz şey gibi…
Zamanın ilerlediğini bilmek bana şunu söylüyor: Neyi seviyorsan, neyle mutluysan, sana ne iyi geliyorsa onu yap. Çünkü o zaten senin yaşam biçimin oluyor ve sonunda yaptığın işe de yansıyor.
Bihter Ayyıldız: Belki de bütün sohbetimizin özü burada. Zamanı durduramıyoruz, kontrol edemiyoruz; ama onun içinde nasıl yaşayacağımızı seçebiliyoruz.
Bazen yön değiştirerek, bazen geri çekilerek, bazen bir sarmaşık gibi başka bir yol bularak…
Doğanın ritminde belki de mesele zamanın peşinden koşmak değil.
Zamanın içinde olabilmek…
Çok teşekkürler sohbet için.
Tanem Sivar: Ben teşekkür ederim…











