Dikkatimiz Çalındı ve Geri Almak Hayati! Dikkat Dağınıklığına Presence Hub 

Son yıllarda en sık duyduğum cümlelerden biri şu: “Odaklanamıyorum.” Aslında bu serzeniş, sadece verimlilikle ilgili değil. Zihinsel bir dağınıklık hali ile birlikte dikkat dağınıklığı. Bir yere tam varamama, bir düşüncenin içinde kalamama, bir kitabın sayfalarında uzun süre tutunamama hali. Üstelik bu yalnızca kişisel bir zayıflık da değil. Giderek, toplumların kitleler halinde bu konuda zayıflamaya başladığını görüyoruz. Çocuklarımızın, annelerimizin, babaannelerimizin, manavımızın, otobüs şoförümüzün, hepimizin dikkati yavaş yavaş bulanıklaşmaya başladı.

Bunun için on yıllar önce televizyon ekranları suçlanmaya başlamışken, günümüzde her yanımız ekran. Ve işin zor yanı, artık ekransız yaşamak gibi bir seçeneğimizin olması mümkün değil. Peki bu durum, tamamen bir teslimiyeti gerektiriyor mu?

Dikkat Dağınıklığı Sebepleri 

dikkat dağınıklığı

Nörobilim araştırmaları, ekran üzerinden tüketilen içeriğin, basılı materyale kıyasla daha yüzeysel işlendiğini gösteriyor. 

  • 2014 yılında yapılan ve ekran üzerinden okuma ile basılı materyal okuma arasındaki farkları inceleyen kapsamlı bir meta-analiz, dijital ortamda okunan metinlerin daha yüzeysel işlendiğini ortaya koydu. Özellikle uzun ve karmaşık metinlerde, ekran okumasının anlama ve hatırlama düzeyini düşürdüğü görüldü (Delgado, P., Vargas, C., Ackerman, R., & Salmerón, L. (2018)). Ekranda beyin “tarama” moduna geçiyor; derin işleme azalıyor.
  • Stanford Üniversitesi’nde Clifford Nass ve ekibinin çoklu görev üzerine yaptığı çalışmalar ise sürekli multitasking yapan kişilerin dikkat filtreleme becerilerinin zayıfladığını gösterdi. Yani sık bölünen dikkat, yalnızca anlık performansı değil, dikkat kapasitesinin kendisini de etkiliyor.

Odak, yalnızca dikkat değildir aslında. Odak, bir şeyin, bir yazının, bir filmin, bir konuşmanın, bir manzaranın içinde kalabilme cesaretidir. Çünkü bir şeyin “içinde kalmak” demek; sıkılmayı göze almak demektir. Hızlı dopamin akışından vazgeçmek demektir. Anlık uyarılardan çıkıp, derinleşmeyi seçmek demektir.

Amerikan Psikoloji Derneği’nin yayımladığı çalışmalarda, sürekli dikkat geçişlerinin (task switching) bilişsel maliyet yarattığı ve zihinsel yorgunluğu artırdığı vurgulanır. Zihnin yorulması çoğu zaman “çok çalışmaktan” değil, çok bölünmekten kaynaklanır.

Bugün çoğumuz zihinsel olarak yorgunuz. Ekranların buna etkisi tartışılmaz. Ama bu yorgunluk bir yandan da, çok şey yapmaktan değil; çok şeye bölünmekten kaynaklanıyor olabilir mi?

Johann Hari, dikkat üzerine yaptığı çalışmalarda, odaklanma yetimizin yalnızca bireysel disiplinle açıklanamayacağını söyler. İçinde yaşadığımız sistem, bizi sürekli bölünmeye çağırır. Bildirimler, sonsuz kaydırma, algoritmalar… Hepsi dikkat ekonomisinin bir parçası. Yani dikkat artık sadece psikolojik bir mesele değil. Ekonomik bir mesele. Politik bir mesele. Varoluşsal bir mesele. Çünkü dikkatimiz, hayatımızın yönünü belirler. Neye dikkat ediyorsak, ona dönüşüyoruz. Nerede bulunuyorsak, orada derinleşiyoruz. Ya da yüzeyde kalıyoruz…

Dikkat Dağınıklığı İçin Presence Hub

presence hub istanbul kitap kulübü yürüyüş etkinliği

Presence Hub tam da bu sorulardan doğdu: Bu hızın içinde, gerçekten bulunduğumuz yerde olmayı yeniden öğrenebilir miyiz? 

  • Presence Hub, bir “anda kalma” anını romantize etme amacı taşımıyor. Zihnimize yeniden alan açmayı hedefliyor.
  • Şehir hayatının ortasında; telefonları bir kenara bırakıp, sakince yürüyüp, gerçek bir sohbetin içinde kalıp, bir metni birlikte okuyup, bir fikrin üzerinde düşünerek zaman geçirmek…

Presence Day etkinliklerini (Yürüyüş etkinliği, kitap kulübü vb aktiviteleri içeren)  tasarlarken amacım bir şey öğretmek değildi. Bir alan açmaktı.

  • Bildirimlerden arınmış, duyuların öne çıktığı, yeni insanlarla gerçekten temas edebildiğimiz bir gün.
  • Fotoğraf üretmek için değil. İçerik çıkarmak için değil. Anın içinde kalabilmek için.
  • Odak, yalnız başına gelişen bir beceri değil her zaman. Bazen kolektif olarak mümkün oluyor. Birlikte yavaşladığımızda, birlikte sustuğumuzda, birlikte okuduğumuzda… Daha çok şey yaparak değil, daha az bölünerek.

Hani bazen deriz ya, vakit hiçbir şeye yetmiyor, keşke gün 24 saat olsa…İşte aslında Presence Hub’a verdiğim emek ile göstermek istediğim, meselenin zamanın azlığı olmadığı, meselenin dikkatimizi toparlamak olduğu.

Hayatımızın direksiyonunu, dikkatimizi toparlayarak yeniden ele alabileceğimizin farkına varmak. Çünkü sistem, dikkatimizi elimizden almaya ne kadar uğraşsa da, onu sıkı sıkı tutabileceğimize gönülden inanıyorum.