Bir sergi içinde bulunduğu mekânı ne kadar sarıp sarmalayabilir? Zeyrek Çinili Hamam’a her gittiğimde aklımdan geçen tam da bu. 2024 yılında restorasyonun tamamlanmasından bu yana, Anlam de Coster küratörlüğünde gerçekleşen sergileri takip ediyorum ve bence burada çok özel bir şey oluyor. Anlam, her sergide sanatçının dünyasıyla hamamın ruhu arasında öyle doğal bağlar kuruyor ki eserlerle mekân birbirlerine karışıyor. Bazen yapının geçmişinden bir iz, bazen bir malzeme, bazen de hiç beklemediğiniz küçük bir detay bu bağı kurmaya yetiyor. Ve sonunda sergiyle hamam birbirlerini sarıp sarmalıyor. Son olarak gezdiğim, Brezilyalı sanatçı Alex Červený’nin Türkiye’deki ilk kişisel sergisi Karşılaşmalar Atlası’nda da yine aynı duyguyu yaşadım.
Bizans Sarnıcında Astronomi, Mimarî ve Beden Atlası

Hamamın altındaki Bizans sarnıcına yayılan 30’dan fazla eser; astronomi, mimari, şehir ve beden arasında dolaşan tuhaf ve çekici bir dünya kuruyor. Červený’nin İstanbul’la ilişkisi de yeni değil. Sanatçının 15 yılı aşkın süre önce şehre yaptığı ilk ziyaretin ardından ürettiği ve bugüne kadar sergilenmemiş çalışmalar da burada ilk kez karşımıza çıkıyor.
Peştemalden Tuvale: Sarnıcın Karanlığında İstanbul İzleri

Tarihî elyazmaları ve gravürler üzerine müdahaleler, tuvaller, parşömen heykeller ve peştemaller…
Özellikle peştemalin sanatın yüzeyine dönüşmesi çok hoşuma gitti. İstanbul’dan zaten pek çok işinde beslenen bir sanatçının peştemali tuval gibi kullanması ve o işlerle bir hamamın içinde karşılaşmak… Çok doğal görünen ama aynı zamanda insanı gülümseten o küçük sürprizlerden biri.
Aslında Anlam’ın burada yaptığı sergilerde en sevdiğim taraf da bu. Sanatçıyı tanıdığınızı düşünseniz bile mutlaka beklemediğiniz bir şey çıkıyor karşınıza. Sonra o eser bu mekânla karşılaşıyor ve ikisinden de başka bir hikâye doğuyor.
Hamamın Bilinçaltı: Katmanlı Zamanlar

Anlam’ın Bizans sarnıcını “hamamın bilinçaltı” olarak tarif etmesini de çok sevdim. Gerçekten aşağıya indiğiniz anda başka bir dünyaya geçiyorsunuz. Yukarıda Mimar Sinan’ın hamamı, aşağıda ondan da eski bir İstanbul ve bütün bu katmanların arasında çağdaş sanat… Şehrin farklı zamanları sanki aynı anda orada.
Belki bütün bunların beni bu kadar heyecanlandırmasının kişisel bir nedeni de var. Fransa’da sanat tarihi okurken bitirme tezimi kültürel mirasın yeniden inşası üzerine yazmıştım. Yıllar önce akademik olarak üzerine düşündüğüm bir meselenin bugün İstanbul’da böyle yaşayan bir örneğinin karşısında olmak benim için ayrıca ilgi çekici.
500 Yıllık Mirasın Yeniden İnşası ve Yaşayan Sanat
Mimar Sinan’ın 16. yüzyılda inşa ettiği, yaklaşık 500 yıllık bu yapı uzun ve titiz bir restorasyon sürecinin ardından yeniden İstanbul’un hayatına katıldı. Bugün yine bir hamam. Ama aynı zamanda müzesi var, sergiler açılıyor, etkinlikler gerçekleşiyor, insanlar geliyor ve mekân yeniden şehrin gündelik hayatına karışıyor.
Sanırım beni asıl etkileyen de buranın yalnızca restore edilip korunmuş bir tarihî yapı olarak bırakılmaması. Üstelik bu kadar güçlü bir yapının içinde çağdaş sanat sergilemek hiç kolay değil. Mekânın kendisi zaten başlı başına bir eser. Sanat onun altında ezilebilir ya da tam tersine, 500 yıllık bir yapı yalnızca etkileyici bir dekor hâline gelebilir.
Zeyrek Çinili Hamam’da ise ikisi de olmuyor. Anlam de Coster’ın küratöryel yaklaşımında hoşuma giden tam da bu denge.

Bazen bir peştemal, bazen sarnıcın karanlığı, bazen bir malzeme, bazen de hiç beklemediğiniz bir eser üzerinden sanat ve mekân birbirine yaklaşıyor. Hem de biri diğerinin hiç önüne geçmeden.
Belki de beni Zeyrek Çinili Hamam’da en çok etkileyen bu: Beş yüz yıllık bir yapının hâlâ yeni hikâyeler biriktirebilmesi.
Geçmişi bütün ağırlığıyla orada duruyor ama hayat da devam ediyor. İnsanlar geliyor, hamam yeniden kullanılıyor, sergiler açılıyor, sanatçılar kendi dünyalarından izler bırakıyor.
Ve yapı, bütün bunların içinde hiç kaybolmadan yaşamaya devam ediyor.
*Fotoğraflar: Hadiye Cangökçe













