İstanbul’un kültür sanat takvimi yoğunluğunda, hangi sergilerin gerçekten zaman ayırmaya değer olduğunu seçmek giderek zorlaşıyor. Estetik yaşamın ilham kaynağı PlumeMag çatısı altında yalnızca sergileri duyurmakla yetinmiyor; çağdaş sanatın gündelik hayatla kurduğu ilişkiyi de anlamaya çalışıyoruz. Bu kez rotada Decollage Art Space var. Decollage Art Space’in SOLO Project adlı açık çağrısı sonuçlandı. Derya Yücel, Ebru Nalan Sülün, Nergis Abıyeva, Bager Akbay ve Marcus Graf’tan oluşan seçici kurulun değerlendirmesiyle belirlenen sanatçı Betül Sertkaya oldu. Betül Sertkaya’nın “The Habits” başlıklı kişisel sergisi 30 Ağustos 2026 tarihine kadar Decollage Art Space‘in Suadiye’deki mekanında görülebilecek.
Betül Sertkaya’nın Sergisinde Sinematik İmge

Sergi için düzenlenen basın toplantısında jüri üyesi Derya Yücel; sanatçının işleri için sinema ile bağ kurarak, “Sanki bir kamera hareketinden çıkarılmış gibi” ifadesini kullandı. Bana kalırsa bu tahlil Sertkaya’nın işlerine yakınlaşmak iyi bir başlangıç noktası olabilir…
Peki bir görüntünün bir film karesi olduğunu nasıl anlarız?
Pek çoğumuzun içgüdüsel olarak kavradığı bu olay; kuvvet ve kaçış çizgilerinin, bakışın yada dekorun çerçevenin dışında yer alan bir çekim merkezi tarafından çekiliyormuş gibi görünmesinden kaynaklanır. Oysa Sertkaya’nın işlerindeki bütün unsurların fotografik bir biçimde “poz” verdiklerini görüyoruz. Bu poz sinema karesi gibi eklemlenmiş ve imal edilmiş bir sürenin dokusunu barındırmıyor.
Her ne kadar çağdaş örneklerde sinema ve resim arasında bir yakınsama olsa da klasik anlamda resim ve sinemayı ayıran en başat unsurlardan biri de seyircinin bakışını ve dolayısıyla algıladığı gerçekliği yönetme biçimleridir. Bonitzer’in tabiri ile resim merkezcilken sinema merkezkaçtır. Yani resimde evren çerçevenin içinde ve bakışlar içeri davet edilirken sinemada ise evren çerçevenin dışındadır ve bakış dışarıya kaçar.
Sanatçının işlerine baktığımızda özellikle “Yeşilçam Dizziness” ve “Çok Gizli Kitap Kulübü” başlıklı işleri gibi örneklerde çerçevenin katı bir biçimde resmin unsuru haline dönüştüğünü görebiliyoruz. Aynı şekilde her ne kadar klasik perspektif tekniklerine başvurulmamış olsa bile unsurların kompoze edilişi bakışı merkeze yöneltiyor.
The Habits Sergisi: Kör Alan, Montaj ve Hafıza İlişkisi

Sanatçının işlerinde niçin sinematik bir imge seziyoruz?
Bana kalırsa bunun sebebi evreni çerçevenin dışına taşıran kör alanın biçimsel olarak olmasa da çağrışımsal olarak sanatçının işlerinde yer etmesi olabilir. Bu çağrışımsal kör alanı mümkün kılan şey ise montajın imkanlarıymış gibi görünüyor. Öyle ki her belirleme sonsuz dışlama ile olur. Sanatçının bir pastiş gibi sinemadan, edebiyattan, gündelik hayatından, rüyalardan ve sanat tarihinden “ayıkladığı” imajlar sonsuzca “seçilmemiş” imgenin var ettiği bir kör alan oluşturuyor.

Bu kör alan aklımızın bir köşesinde yer etmeli. Nitekim sanatçının, görünürde rastgelelik hissiyatı uyandırabilecek kadar içtepisel olan belirlemeleri bir ikna etme çabası yahut ereksellik barındırmıyor. Buradaki tek erekselliğin başka ihtimallerin varlığını kaşıyan bir provokasyonda gizli olduğunu düşünebiliriz. Provokasyon bizlere şunu söylüyor; hafıza/bilinç, realite bir başka biçimde dizayn edilebilir.
Sergide İnteraktif İşlerde Katılım Deneyimi

Sergide akışı bütünleyen interaktif işler de bulunuyor. Sanatçı gösteri mekanına dot-to-dot kağıtlarından oluşan bir rulo bırakmış. Seyirci kağıtlardaki noktaları takip ederek resmi tamamlayabiliyor ve hatta tamamlanan resmi alanda arzu ettiği herhangi bir yere yapıştırarak serginin bir parçası haline dönüşebiliyor.
Ancak bu katılımcılık özgürlük barındırmıyor. Verili noktalarla verili bir resmi tamamlıyor ve verili bir alanda değerlendiriyorsunuz. “Değerlendirme” yapıp etme için bir tür hürlük halüsinasyonu uyandırsa da tamamen sanatçının kontrolünde dizayn edilmiş bir eylemin uygulayıcısı oluyorsunuz.
Sanatçının video işlerinde de benzer bir etkiyle karşılaşıyoruz. Sertkaya, kolektif arşivlerden sağladığı video kesitlerini bağlamlarından koparıp kurguluyor. Böylece imajı yeniden üreterek bir tür “psödo-nostalji” aurası yaratıyor. Resimlerde olduğu gibi videolar da montajın imkanları, kör alanda kalanlar ve bu gerilimin ürettiği tuhaf ironi ile beraber çalışıyor.
Günün sonunda sanatçının yapıp etmeleri basitçe bir provokasyon ve kişisel tarih inşasının dışına taşarak kendi içinde kendini ispatlayan aşkın bir anlatıya dönüşüyor; “Dizayn edilebilir, dizayn ediliyor, o zaman dizayn edebiliriz.” Serginin en harekete geçirici nosyonu da tam burada devreye giriyor;
The Habits Sergisini Neden Görmelisiniz?

Kent yaşamı içinde sanatla karşılaşmak yalnızca estetik bir deneyim değil, aynı zamanda yaşadığımız dünyayı yeniden düşünme fırsatı da sunuyor. The Habits, hafıza, alışkanlıklar ve gündelik yaşam üzerine düşündüren yapısıyla İstanbul’da bu sezon görülebilecek dikkat çekici çağdaş sanat sergileri arasında yer alıyor.
“The Habits (Alışkanlıklar), dünyanın halının altına süpürülmüş o ağır kederini ve absürtlüğünü ironik bir dille yüzeye çıkarmak istiyor. Bu bir teselli arayışı değil; dünya gürültüsünde, pürüzsüzleştirilmiş yalanlar denizine karşı bir dayanma inadı ve kendi pürüzlerimizi inşa etme çağrısı.”
- Kimler için? Çağdaş sanat, görsel kültür, sinema ve hafıza çalışmalarıyla ilgilenenler.
- Yakınlarda ne yapılır? Sergi sonrası Suadiye sahilinde yürüyüş yapabilir veya bölgedeki bağımsız kahvecilerde vakit geçirebilirsiniz.












