İstanbul’da Sergi VarYok | Nere Düşer Bu Avrupa?

YUNT, küratörlüğünü Merve Elveren ve Meriç Öner’in üstlendiği VarYok sergisine ev sahipliği yapıyor.

Üç bölüm halinde bir yıla yayılan serginin, mimarlık tarihçisi Gürbey Hiz’in bilim ve edebiyat dergisi Servet-i Fünûn’dan yola çıkarak oluşturduğu eleştirel modernite atlasından bir seçkiyi ve sanatçı Emre Hüner’in Neochronophobiq isimli videosu ile video için tasarladığı seramik karakterleri içeren ilk kısmı olan VarYok: Canlı 11 Ekim 2025 – 1 Şubat 2026 tarihleri arasında galerinin Sultanbeyli’deki mekanında gösterildi.

İkinci kısım olan VarYok: Halı Altı ise 4 Şubat 2026 – 3 Mayıs 2026 tarihleri arasında seyircinin beğenisine sunuluyor. Serginin bu ikinci durağında ise Metehan Özcan ile Mona Mahall ve Aslı Serbest’in uzun soluklu araştırmaları yer alıyor.

varyok sergisi

Gösteride Metehan Özcan’ın 2017 yılından beri sürdürdüğü Kahramanlar serisini seyrediyoruz. Seri İzmir’de yer alan Kahramanlar Köprüsü’nün çelik bacaklarına takılan “birikmelere” odaklanıyor. Gözden çıkarılmış, düşürülmüş, atılmış nesneler birbirine ve köprü ayaklarına dolanarak simbiyotik bir hatıra seçkisine evriliyorlar. Sergide ayrıca sanatçıya ait Rehberde Meslekler (2019) ve Çevrimiçi İş İlanları (2026) başlıklı işler de yer alıyor.

Mona Mahall ve Aslı Serbest ise kamusal ve kişisel mekanların politikası üzerine sürdürdükleri çalışmaların bir çıktısı olan yenieski avrupa (2026) projesi ile karşımıza çıkıyor.

Avrupa’nın kamusal ve kişisel mekanlar arası mesafelerin arttığı, sömürgeci, ataerkil, sınıfsal yapılarla işleyen ve şiddet yoluyla denetlenen bir sınır birliğine dönüştüğü önermesini başlangıç kabul eden bu çalışmayı daha iyi idrak edebilmek için bir soru sormamız gerekiyor;

VarYok: Avrupa Neresidir?

Avrupa’nın kelime olarak Mezopotamya dillerindeki “erebu” kökünden geldiği düşünülüyor. Bu kelime “batmak, gün batımı, karanlık” gibi anlamlar taşıyor. Yani aslına bakarsanız bir kıtayı yada bi bölgeyi değil de Doğu’nun bakışıyla Doğu olmayan yeri ifade ediyor. Nitekim coğrafi olarak da bir kıta olduğu son derece tartışmalı. Daha çok Asya’nın bir uzantısı gibi şekilleniyor. Bu durum için de “Avrasya” gibi terimlere başvuruyoruz.

Peki öyleyse Avrupa nerede başlayıp nerede bitiyor?

Yaygın görüşe göre Rusya’yı dikine bölen Ural Dağları Avrupa’nın doğu sınırını oluşturuyor. Sınırın doğusunda kalan kısım Sibirya Bölgesi, batısında kalan kısım ise Avrupa Rusyası olarak biliniyor. Bunu doğru kabul edersek Ural Dağları’nın batısına düşen Kazakistan topraklarını da Avrupa’dan saymamız gerekiyor. Fakat öyle yapamıyoruz… Tabii Dostoyevski’nin 1862 yılında Peterburg’dan yola çıkarak yaptığı Avrupa seyahatini ve Avrupalıların gözünde Rus insanını anlattığı Kış Notları kitabı da oldukça ilginç bir hal alıyor.

Peki o zaman Avrupa’yı kültür üzerinden kategorize etmek mümkün olabilir mi? Bulgarların tapanıyla İspanyolların kastanyetini benzetebilir miyiz? Yada Makedonlardan Tavçe Gravçe ve Fransızlardan Ratatouille?

Tarihsel Avrupa bize bir şeyler anlatabilir mi? Örneğin Hristiyan alemi olarak Avrupa? Ya da dünyanın kalanını “uygarlaştırma” misyonunu edinmiş olanların ülkesi? Mesela Avrupa, Lord Byron gibi romantiklerin anlayışında olduğu gibi Antik Yunan’ın mı yoksa Endülüs’ün mü yada kendi rönesansının mı çocuğudur? Bir İngiliz olan Lord Byron’un kendi ne kadar Avrupalıdır? İngiltere kendini “kıta” diye bahsettiği Avrupa’dan sayar mı?

Avrupa’nın herkes için başka bir yerde ve başka bir zamanda bambaşka bir tanımı gerektireceğini söyleyebiliriz. Belki de son yüz yıl için Avrupa’ya dışarıdan yakıştırılabilecek en güzel tanım “kurumların olduğu yer” olacaktır. Laiklik, demokrasi, insan hakları…

İşte tam buradan en başa dönebilir, Mona Mahall ve Aslı Serbest’in çalışmalarında hareket noktasının tam da bu kurumlardaki bocalama olduğunu ve bu bocalamanın geriye sadece bir sınır birliği bırakıyor oluşunu söyleyebiliriz. Nitekim ikili çözümü de aynı reflekste buluyor;

“Avrupa’nın sınırlarını daha esnek olarak hayal edebilmek için, derin bir geçmişin izini sürmek gerekir.”

Yani En Başa Dönmek..

“Mahal ve Serbest, Neolitik çağdan esinlenerek, tarih öncesi kil modeller ve figürinler gibi kültürel kalıntılar aracılığıyla aktarılan kolektif mekan ve yaşamın daha kapsayıcı formlarını ele alıyor. Tuna Vadisi’nden Anadolu’ya kadar uzanan yerleşimlerde bulunan bu kalıntılar, aslında yeni görünen ve uğruna çabalamaya değer bir “Eski Avrupa” kültürünü ifade etmektedir: Daha eşitlikçi, heterarşik, barışçıl ve son derece gelişmiş bir kültür.”

Teskin olmak için ana rahmine dönmeyi arzulayan şairlerin hayallerini andırmasına rağmen oldukça iyimser ve ufuk açıcı bu fikrin çıktılarını ve daha fazlasını tecrübe etmek için 3 Mayıs’a kadar YUNT’u ziyaret edebilirsiniz.