Sosyal Medyada Geçirilen Zaman Eskiden Neredeydi?

Bazen gün içinde şöyle anlar oluyor: Telefonu elime bir şey bakmak için alıyorum, bir bakıyorum 15 dakika geçmiş… İşin garibi şu; zaten zamanım yok. Bir yandan geliştirmeye çalıştığım işler, bir yandan kendi dünyasını kuran bir çocuk, evin organizasyonu, günün içinde bölüne bölüne ilerleyen bir akış… Zaten sınırlı olan zaman, bir de böyle parçalanarak elimden kayıp gidiyor. O an ister istemez şu soru geliyor zihnime: Gün içinde böyle elimizden kayıp giden zamanlar eskiden de var mıydı, yoksa biz mi değiştik? Daha mı az meşguldük, yoksa daha mı az bölünmüştük? Sosyal medyada geçirilen zaman eskiden neredeydi?

Sosyal Medyada Geçirilen Zamanın Etkileri

sosyal medyada geçirilen zaman

Çok uzun zaman öncesi de değil aslında bu bahsettiğim. Belki en fazla 15-20 yıl öncesi. Beklerken sadece beklediğimiz, sıkıldığımızda gerçekten sıkıldığımız, bir şey düşünürken araya başka bir şeyin girmediği zamanlar vardı.  Şimdi ise zihnin boş kaldığı neredeyse hiçbir an yok. Üzücü olansa, boşluk azaldıkça, huzur da azalmış gibi.

Bir yerde şunu okumuştum: Beyin, sürekli uyarana maruz kaldığında “yeni” olanı aramaya şartlanıyor. Yani aslında biz sosyal medyada vakit geçirmiyoruz, zihnimiz sürekli bir sonraki uyarana hazırlanıyor.

Bir şey bitmeden diğeri başlıyor. Sosyal medyada geçirilen zamanın etkileri ile bu daha yoğun. Bir düşünce derinleşemeden kesiliyor. Bir hissi gerçekten deneyimlenmeden; o his yerini başka bir şeye bırakıyor. Belki bu yazıyı okurken bile, aslında bir sonrakine geçmek istiyorsunuz. Hemen şimdi bir göz atın bakalım zihninize…

Sanırım konu “çok vakit harcamak” da değil tam olarak. Bu zamanı nasıl böldüğümüz, nasıl parçalara ayırdığımız.

Default Mode Network: Dış Uyaransız Zihinsel Boşluk  

Default Mode Network

Presence Hub’ı tasarlarken en çok fark ettiğim şeylerden biri buydu: İnsan aslında uzun saatlere değil, kesintisiz birkaç ana ihtiyaç duyuyor. Çünkü zihin ancak o zaman biraz yerleşiyor ancak o zaman bir şeyler gerçekten “işleniyor”.

Nörobilimde buna dair bir kavram var: “Default mode network” (Varsayılan Ağ). Zihnin, dış uyaran yokken kendi içinde dolaştığı, anlamlandırdığı, birleştirdiği o hal. Hani böyle tam olarak bir şey yapmanız gerekmiyorken, zihninizi boşluğa bırakabildiğiniz zamanlar.

Ama biz o alanı neredeyse tamamen ortadan kaldırmış durumdayız. Çünkü kendinize ve etrafınıza dikkat edin; en küçük boşlukta bile elimiz telefona gidiyor. Belki de bu yüzden hiç durmadan bir şeylere maruz kalmamıza rağmen içimizde bir “tamamlanmamışlık” hissi var. Hiçbir şey yeterince yerleşemiyor, ya da biz hiçbir şeyde yeterince kalamıyoruz.

Sosyal Medyada Geçirilen Zamanı Azaltmak İçin Neler Yapılabilir

Bazen düşünüyorum, sosyal medyada geçirilen zaman, o kaybolan zaman aslında bir yere gitmedi. Sadece şekil değiştirdi. Eskiden o zamanın içinde düşüncelerimiz vardı, sıkıntımız vardı, hayallerimiz vardı. Şimdi ise aynı zaman, başkalarının hayatlarının küçük kesitleriyle dolu. Ve bu kötü bir şey mi, emin değilim. Ama şunu fark ediyorum: Zihnimiz, kendine ait olan alanı kaybettikçe daha gürültülü, daha sabırsız ve biraz da daha huzursuz hale geliyor.

Hiçbir zaman sosyal medyayı tamamen bırakmak değil talebim ya da önerim. Sadece, zihnin kendine ait kalabildiği küçük alanları tekrar açmak. Günde birkaç dakika bile olsa. Bir şey yapmadan durmak, bir düşüncenin sonuna kadar gitmesine izin vermek, can sıkıntısını hemen susturmamak…

Çok iddialı şeyler değil.

Ama belki de en çok ihtiyacımız olan şeyler bunlar.