Arada Kalanlar Tiyatro Oyunu: Kendi Hikâyemizi Yazmak Mümkün mü?

Dışarı çıkmak yasak… Kimseye yaklaşamazsın! Ölüm sayıları her gün artarak üzerimize geliyor. Pandemi üzerinden tam 6 yıl geçti ama yankıları bugün hala kendini hissettiriyor. Serkan Bozkurt’un kaleme alıp yönettiği “Arada Kalanlar” tiyatro oyunu tam da bu dönemde geçiyor. Kendisiyle baş başa kalan bir yazarın yalnızlığını ve yazma sancısıyla geçen süreci konu alıyor.

Arada Kalanlar: Foucault Veba Modeli ve Kendini Bilmek

Arada Kalanlar tiyatro oyunu serkan bozkurt

Serkan Bozkurt’un ve Abbas Tekin’in birlikte oynadığı “Arada Kalanlar” oyununu Michel Foucault’un Veba Modeli ve Kendini Bilmek üzerinden ele almak gerektiğini düşünüyorum. 

Foucault, modern pandemileri (COVID-19 gibi) bizzat görecek kadar yaşamamış olsa da Hapishanenin Doğuşu ve derslerinde geliştirdiği Veba Modeli günümüzdeki pandemi süreçlerini açıklamak için en temel teorik çerçevelerden biri kabul edilir. “Arada Kalanları” anlayıp yorumlayabilmek için bu teorileri de kavrayabilmek gerekiyor.

Foucault, 17. yüzyıl sonundaki veba salgınını, modern disiplin toplumunun bir provası olarak görür. Veba dönemindeki karantina uygulamaları, bireyleri sürekli gözetim altında tutmak ve mekânı kesin bir şekilde bölümlere ayırmak için mükemmel bir fırsat yaratmıştır. Herkesin isminin kaydedilmesi, kimin evde kimin dışarıda olduğunun sürekli raporlanması, Foucault’ya göre modern devletlerin “yönetilebilir bir nüfus” yaratma arzusunun başlangıcıdır.

Modern iktidar, pandemi gibi kriz anlarında bireylere “sizin iyiliğiniz ve sağlığınız için” diyerek müdahale eder. Bu durum, bireyin kendi özgürlüğünden gönüllü olarak vazgeçip, devletin “pastoral” (çoban gibi koruyucu) iktidarına teslim olmasıyla sonuçlanır.

Ancak Foucault hatırlatır ki; iktidarın olduğu her yerde direniş de vardır. Bozkurt’un bu ‘arada kalmışlık’ içindeki yazma sancısı, aslında sistemin ona dayattığı pasif kurban rolüne karşı bir başkaldırıdır. Dışarı çıkmanın yasak olduğu, her hareketin kaydedildiği o ‘Veba Modeli’ düzeninde, yazarın kalemi eline alıp kendi iç dünyasını kurgulaması, bir ‘kendilik pratiği’ haline dönüşür. Bu tutsaklıkta üretilen her kelime, bireyin sadece bir ‘vaka’ veya ‘numara’ olmadığını kanıtlayan birer özgürlük arayışıdır. Oyun, bizi şu can alıcı soruyla baş başa bırakır: İktidar bizi en küçük hücrelerimize kadar kuşatmışken, kendi hikâyemizi yazmak hala mümkün müdür?”

Bozkurt herkes gibi kendi özgürlüğünden mecburi olarak vazgeçtiği bu dönemde yaşadığı çıkmazları, sıkışmışlıkları kendilik pratiği içerisinde metinleştiriyor. Neden sonuç ilişkisi içerisinde ilerleyen bir oyun yok karşımızda… Arada Kalanlar; Aristo’nun klasik dramatik yapısından çok uzakta bir öykü anlatımıyla karşımıza çıkıyor. Çünkü bu metnin ana karakteri; gerçek hayattan esinlenerek yazmak istediği öyküleri sonuçlandıramadığı anlamsız bir tutsaklığın içerisinde.

Foucault Hapishanenin Doğuşu’nda: “Gerçek hayatları yazıya dökme işi artık bir kahramanlaştırma prosedürü olmaktan çıkmıştır; nesnelleştirme ve öznelleştirme işlevi görür… içerisinde her bireyin kendi bireyselliğini statü olarak üstlendiği ve bu statüsünü karakterini oluşturan niteliklere, ölçülere, noksanlıklara, “izlere” bağladığı yeni bir iktidar usulünün ortaya çıkışıdır.” der.

Bu oyunda bireyselliğimizi statü olarak gösteren bir kahraman göremeyiz. Pandemi tutsaklığında öykülerini, kendini sorgulayan ve yarım kalmış öyküden öyküye atlayan karakter bu haliyle bunun karşısında durur. Serkan Bozkurt, öykülenemeyen bireyin bölünmüş zihnini ortaya koyuyor.

Arada Kalanlar: Jung Arketipleri ve Becket “Halleri”

Bir saatlik oyun boyunca Serkan Bozkurt ve Abbas Tekin pandemi tutsaklığına şahit olarak tuttuğu seyirci için çok yüksek bir performans sergiliyor. Oyun kendi içinde güçlü bir ritme sahip. Bu ritim sizi ana karakterin zihnindeki imgeler peşinde sürüklüyor.

Jung’un arketiplerinin, Beckett’in yazamama hali ile bir araya geldiği performatif oyun; mekân kullanımıyla da izleyiciye benzersiz bir deneyim sunuyor. Zaten tüm olayların yaşandığı hatta yaşanamadığı mekânın bizzat içerisinde buluyoruz kendimizi. Mutfak penceresi çaycının durduğu büfeye dönüşüyor, masa yazarın çalışma alanına… Mekân tamamen dekorun kendisi olarak performansla birlikte deviniyor.

Arada Kalanları, yazarın gerçek hayatında bu dönemi bizzat yaşadığı stüdyosunda Danshane’de izledim. Serkan Bozkurt’un Karaköy’deki bu stüdyosundan çıkıp sahile indiği, çocukları, Romanları, öğretmeni, çaycıyı gördüğü küçücük anları kendine defalarca anlatışına, yine gerçek mekânın içerisinden bizzat şahitlik ediyoruz. Bahsi geçen her bir karakterin amacı, bir derdi var ama sonra onlara neler oluyor asla bilemiyoruz. Çünkü bu tutsaklıkta gözlemlerine devam etmesi ve öyküsünü doğrusal bir yönde ilerletmesi mümkün değil.

Arada Kalanlar: Modern İnsan Kimlikleri Ötesinde…

“Arada Kalanlar” tüm bu bağlamda tutsak düşmüş insan zihnini; iktidarın dayattığı nesnelleşme ve özelleştirmeye karşı durarak tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor.

Oyunu izlemeye gitmeden önce modern kültürün dayattığı anlatım tarzının çok dışında bir performansla buluşacağınızı bilmeniz gerekiyor. Pandemi döneminde kendi rızasıyla özgürlüğünü kaybetmiş bireyin öyküsünde klasik dramatik yapı aramak doğru bir yaklaşım olmaz. Episodik bir temayla ele almak da bu kadar derin bağlamlar içeren metin ve performans için yeterli değil.

Farkında olduğumuz ya da olmadığımız iktidar dayatmalarının dışında, modern insana dayatılan kimliklerin ötesinde farklı bir oyun izlemek istiyorsanız “Arada Kalanlar” oyunu sizleri bekliyor olacak. Sanatçı Serkan Bozkurt’un kısa bir dönem için sahneye koyduğu bu benzersiz oyunu izleme şansını kaçırmayın derim.

  • Oyun: Arada Kalanlar
  • Yazar-Yönetmen: Serkan Bozkurt
  • Oyuncular: Abbas Tekin, Serkan Bozkurt
  • Sahne: Danshane