Otur Bi Konuşalım | Selin Kutucular ile Hayat, Ritim ve Hareket Üzerine

PlumeMag YouTube kanalında ve web sitemizde eş zamanlı yayına giren “Otur Bi Konuşalım” programımızın yeni sezonuna, çok sevdiğim dostum Selin Kutucular’la başlıyoruz.

Selin’i çoğunuz gastronomi dünyasından; tariflerinden, sofralarından ve hikâye anlatıcılığından tanıyorsunuz. Benim içinse Selin’le kurduğumuz dostluğun çok başka bir ortak noktası var: dans.

Dans ikimiz için de yalnızca bir hobi değil. Kendimize döndüğümüz, nefes aldığımız, bedenimizle yeniden bağ kurduğumuz bir alan. Ama aynı zamanda, özellikle kadın olduğunuzda, bazen hiç beklemediğiniz duvarlara çarpmanıza neden olabilecek kadar özgür bir alan.

Bu yüzden bu kez Selin’le mutfakta buluştuk ama tarif konuşmadık. Kadınların kendilerine açtıkları alanları, bize biçilen rolleri, yaş aldıkça gelen özgürlüğü, ihtimamı, kırılganlığı, sınır koymayı ve bütün bunların arasında insanın kendi hayatına sahip çıkmasının ne demek olduğunu konuştuk. Biraz da dertleştik.

Çünkü bazen iyi bir sohbetin ihtiyacı olan tek şey, karşınızda kendiniz gibi olabildiğiniz biri.

Toplumsal Kalıplar Ötesinde, Farklı Kimlikleriyle Selin Kutucular

Bihter Ayyıldız: Dans hep vardı hayatında. Ama bugün baktığında, sana ne açtı; seni nasıl dönüştürdü?

Selin Kutucular: Dans hep vardı hayatımda. Çocukken balerin olmak istedim. Annemle babam bir yol ayrımında karar verdiler; bale olmayacaktı, piyano olacaktı. Beş-altı yaşlarında o yola girdim ama içimdeki dans sevgisi hiç bitmedi. Kendi kendime dans ettim, Flashdance’i yüzlerce kez seyrettim. Dayımın elinde kamera olurdu; o çekerdi, ben dans ederdim.

Selin Kutucular: Sonra hayatın başka katmanları geldi. İş, evlilik, çocuklar, kitaplar, televizyon… İlginçtir, Ethem’le evlenmeden önce üç yıl birlikte olmamıza rağmen dansı ne kadar sevdiğimi bilmiyordu. Düğünden bir gece önce ona “Ben dans etmeyi çok seviyorum ve iyi dans ediyorum, biraz pratik yapalım mı?” dedim. Düğün gecesi çok keyifli dans ettik. Bence Ethem o akşam bana bir kere daha âşık oldu; çünkü içimde sakladığım bir Selin’i dışarı çıkarmış oldum.

Elli yaşıma geldiğimde de kendime bir hediye vermek istedim. “Ben dans edeceğim ve küçücük bir koreografi yapacağım” dedim. Victor’la çalıştık, küçük bir şov hazırladık. Ethem görünce mutlaka paylaşmam gerektiğini söyledi. Videoyu koydum ve çok sevildi.

Hayatım boyunca yaptığım işlerde disiplin hep vardı. Dans ise bana özgürlük ve nefes alanı açıyor. Bazen başka kadınların ruhuna giriyorum; başka coğrafyaların, başka kültürlerin hareketini hissediyorum. Bu bana çok iyi geliyor.

Selin Kutucular dans performansları

Bihter Ayyıldız: Dansın insanın kendisini keşfettiren bir tarafı da var. Ama özellikle kadınlar söz konusu olduğunda, özgürce alan kaplamak bazen başkalarını rahatsız edebiliyor. Ben de bunu kendi hayatımda yaşadım.

Selin Kutucular: Kesinlikle. Standartların dışına çıktığın anda zaten bir risk alıyorsun. Ama bu benim hayatımda aldığım ilk risk değil. Bankacılığı bırakıp yemeğe ve mutfağa geçtiğimde de “Nasıl yani, soğan mı keseceksin?” diyenler oldu. Takım elbiseler, toplantılar, raporlar varken şimdi ne yapıyorsun diye soruldu.

Şunu öğrendim: Etki alanın senin en büyük gücün ve zenginliğin. Kendini doğru biçimde ifade ettiğinde, doğru yolda ilerlediğine inanıyorsan dışarıdan söylenenlerin ağırlığı azalıyor.

Estetiği ve zarafeti kaybetmeden yaptığın her şeyin bir kadın olarak gücünün göstergesi olduğuna inanıyorum. Dans videolarım iddialı olabilir ama bakışlarımdan yalnızca severek dans ettiğimi anlayabilirsin. Elbette negatif yorumlar oluyor. Bazen en büyük eleştiriyi annemden bile alıyorum. Ama onun da korumacı bir yerden geldiğini biliyorum.

Ben inanıyorum Bihter, biz bu negatif dans imajını yıkacağız. Çünkü kendimiz için çok doğru bir şey yapıyoruz.

Bihter Ayyıldız: Bence burada mesele yalnızca dans değil. Bankacılıktan mutfağa, mutfaktan dansa… Sen aslında sürekli sana biçilen tek bir kimliğin dışına çıkıyorsun. Neden bir kadın bunların hepsini aynı anda yapamasın?

Selin Kutucular: Hiçbir sebebi yok. Ben bunu mutfakta da fark ettim. Mutfak çok emek isteyen, yorucu bir yer. Bir gün bir davete hazırlanırken oğlum küçücüktü; bana baktı ve “Anne, sen çok çekiyorsun” dedi. O anda düşündüm: Ben burada yanlış bir görüntü veriyorum.

O günden sonra saçımı güzelce toplayıp, küpemi takıp, küçük bir makyaj yapıp mutfağa öyle girmeye başladım. Harika bir şey yaratırken arka planda perişan olmak zorunda değiliz.

Önce özümüz, kadınlığımız, bedenimiz, duruşumuz… Kendimize önem vermek ve kendimizi biraz merkeze koymak çok önemli. Ben bunu yapmaya çalışıyorum.

Mutfakta Olup Fit Kalmak: “Üç Lokma” Kuralı ve Bedenle Barış

Bihter Ayyıldız: Seni mutfakla tanıyanların çok sorduğu bir şey de var: Bu kadar yemeğin içinde nasıl bu kadar fit kalıyorsun?

Selin Kutucular: Benim bir “üç lokma” kuralım var. İlk lokmada merhaba diyoruz, ikincide ne yediğimizi anlıyoruz, üçüncüde vedalaşıyoruz. Miktarı artırmadığında aslında her şeyi tadabilirsin.

Ama mesele yalnızca ince olmak değil. Güçlü olmak çok önemli. Ben kemik sağlığı açısından riskim olduğunu fark ettiğimde direnç egzersizlerinin ve zıplamanın önemini öğrendim. Evimde küçük bir trambolin var. Spora gidemediğim yoğun günlerde yirmi dakika onun üzerinde, küçük ağırlıklarla zıplıyorum; müziğimi açıyorum, dans ediyorum.

Bence önemli olan bırakmamak. On beş gün hiçbir şey yapamadın mı? On altıncı gün yeni bir gün. Tekrar başlarsın.

Bihter Ayyıldız: Tam da bu noktada küçük adımları küçümsediğimizi düşünüyorum. Hep büyük bir başlangıç anı bekliyoruz ve bekledikçe yapmak istediğimiz şeyden uzaklaşıyoruz.

Selin Kutucular: Evet. Yirmi dakika diyorum mesela. Günün içinde yirmi dakika gerçekten yok mu? Mutlaka var.

“İyi” Kalabilmek, Zırhlar, Sınırlar ve Kırılganlık

Selin Kutucular: Bir de inanç kelimesine çok inanıyorum. Her sabah “Bugün iyi bir şey yapabilirim, birine dokunabilirim, birinin gününü güzelleştirebilirim” inancıyla uyanıyorum. Çok safça gelebilir ama bir tek insan bile bunu yapabilir. O inançla devam etmek lazım.

Bihter Ayyıldız: Bir insana dokunmak benim için de çok kıymetli. Ama bugün iyi olmak, iyi işler yapmak ve görünür olmak bazen insanın üzerinde sürekli daha fazlasını yapması gerekiyormuş gibi bir baskı da yaratıyor. Sen bunu hissediyor musun?

Selin Kutucular: Dışsal baskılardan etkilenmemeyi galiba uzun zaman önce öğrendim. Gerçekten içimden geleni yapıyorum. Dünyada milyarlarca insanın çok büyük sorunları var; bunu düşündüğümde ne kadar şanslı olduğumu hissediyorum.

Küçük mutluluklara sahip çıkmak çok önemli. Sana bir sepet hazırlayıp getirirken duyduğum mutluluk mesela… Bence gerçek mutluluk üretmekte, paylaşmakta ve başka bir insanın hayatında bıraktığın etkide.

Çocuğun olabilir, olmayabilir; mutlaka dokunabileceğin biri vardır. Yanındaki yaşlı bir teyze, komşun, yolda karşılaştığın biri… Küçücük şeyler insana çok iyi geliyor.

İhtimam ve Zarafet: Kadının Hayatına Sahip Çıkma Yolculuğu

Selin Kutucular sofra hazırlıyor

Bihter Ayyıldız: Buradan benim çok önemsediğim başka bir kelimeye geliyoruz: ihtimam. Bir masa örtüsünü ütülemekten bir insanı dinlemeye kadar, bence ihtimam hayatın bütününe yayılan bir şey. Sen nasıl görüyorsun?

Selin Kutucular: Ben ihtimamın insanın rengi ve ruhu olduğunu düşünüyorum. Annelerimizden aldığımız şeylerin de bunda çok büyük payı var. Bazen onların yapamadıklarını da yapıyoruz.

Bir menü hazırlarken hep karşımdaki insanı düşünüyorum: Onda hangi duyguyu yaratabilirim? Sana bir şey ikram ettiğimde belki o tat seni çocukluğuna götürecek; mahlep kokusu başka bir anıyı uyandıracak. Ben o duyguyu yaratmaya çalışıyorum.

Çocuklarım yurt dışında. Yanlarına giderken yapraklarımı, böreklerimi, bazen pirincimi bile götürüyorum. O apartmanda yayılan simit kokusunun bir çocukta bırakacağı duygunun ne kadar derin olabileceğini düşünüyorum.

İhtimam benim için başkasında bıraktığın o zarif çizgi.

Bihter Ayyıldız: İhtimamın insan ilişkilerine yansıyan tarafı da var. Ben hâlâ dış etkenlerden senin kadar etkilenmemeyi öğrenmeye çalışıyorum. Bazen insana değen, görünür işler yapan kişilerden hep anlayış bekleniyor ama onların hiç kırılma hakkı yokmuş gibi davranılıyor.

Selin Kutucular: Ben de zamanla limit koymayı öğrendim. Biraz zırhın arkasından seslenebilmeyi… Çünkü hepimiz çok kırılganız.

Benim sağlam durmam gerekiyor. Annem, babam, çocuklarım, eşim var. Öncelikle kendim ve onlar için hayatta sağlam durmalıyım.

İyi niyetle yaptığım bir şey yanlış anlaşıldığında artık kendime şunu söylüyorum: “Ben bunu kalbimden yaptım. Sen onu göremedin.” Böyle düşündüğümde yükünü taşımıyorum. Sana da tavsiye ederim.

Bihter Ayyıldız: Babam da dışarıdaki şeylere fazla takıldığımda hep “İşinize bakın” derdi. Gençken bunun ne demek olduğunu anlamazdım. Sonra Candide’i yeniden okuyunca o cümleyi başka türlü anladım: Bahçeni ekip biçmek, kendi küçük işini iyi yapmak… Belki de mesele gerçekten bu kadar basit.

Selin Kutucular: Bir de zenginlik meselesi var. Ne kadar zengin olduğunu neyle ölçüyorsun? Çok paran olmasıyla mı, bıraktığın etkiyle mi?

Ben etkiyi her zaman tercih ediyorum. Kapısının önünü temizleyen bir kadının bütün dünyayı temizleyebileceğine inanıyorum. Hepimizin küçücük bir görevi var. O görevleri iyi yaptığımızda bütün tamamlanıyor.

Bihter Ayyıldız: O zaman bu sohbetten şunu çıkarıyorum: Önce kendini sevmek ve kendine inanmak; kırılganlığını koruyacak sınırları kurmak ve sana nefes aldıran alanları büyütmek…

Selin Kutucular: Harika özetledin. Ben de bu üç şeyi şimdi daha da kalbime koyarak gideceğim yanından.

“Vatanını En Çok Seven, Görevini En İyi Yapandır”

Bihter Ayyıldız: Bu sohbeti, Cumhuriyet’in bize açtığı imkânlarla istediklerimizi yapabilen kadınlar olarak, Atatürk’e atfedilen ve benim de çok sevdiğim bir sözle kapatmak istiyorum: “Vatanını en çok seven, görevini en iyi yapandır.” Sen yaptığın her işe gösterdiğin titizlikle benim için bunun çok güzel örneklerinden birisin. Seni çok seviyorum canım arkadaşım.

Selin Kutucular: Çok teşekkür ederim. Çok büyük keyif aldım.

Bihter Ayyıldız: İyi ki geldin. Biz şimdi kahvelerimizi içip Selin’in bana elleriyle yaptığı keki yiyeceğiz. Kekin nasıl olduğunu da artık sosyal medyadan anlatırım. Görüşmek üzere.

Longines
TIW 2026
Nurus