2025’ten çıkıp 2026’ya girerken sürdürülebilir turizmle ilgili en net hissettiğim şey şu: Bu konu artık bir vizyon ya da gelecek planı değil, zorunlu bir dönüşümdür. Uzun yıllardır sürdürülebilirlik, iyi niyetli cümlelerle sınırlı kaldı. “Eko” kelimesiyle süslenen projeler, ölçülmeyen etkiler, ertelenen kararlar… 2025 bize şunu açıkça gösterdi: Ya bu dönüşümün ya da sorunun bir parçasıyız.
Dünyada Sürdürülebilir Turizm

Dünyada sürdürülebilir turizm iki farklı rotada ilerliyor.
- Bir tarafta turizmi yalnızca ekonomik büyüme olarak görmeyen, ziyaretçi sayısından çok etkiyi ölçen, yerel halkı karar süreçlerine dahil eden destinasyonlar var.
- Diğer tarafta ise hâlâ sürdürülebilirliği bir etiket olarak kullanan, aşırı turizmi başarı hikâyesi gibi sunan yaklaşımlar sürüyor.
2025’in ardından artık şunu net görüyoruz: Greenwashing (Yeşil Yıkama) eskisi kadar görünmez değil.
Türkiye’de Sürdürülebilir Turizm

Türkiye ise bu tabloda büyük bir potansiyele sahip ama yönünü hâlâ netleştirmeye çalışan ülkelerden birisi.
Doğal ve kültürel çeşitlilik, dört mevsim turizm, yerel deneyimler önemli avantajlar. Ancak çoğu zaman niceliğin niteliğin önüne geçtiğini, sürdürülebilirliğin yalnızca çevre başlığına sıkıştığını da kabul etmemiz gerekiyor.
Sürdürülebilir Turizm İçin Ne Yapılabilir?

Sürdürülebilir turizm; yerel halkın yaşam kalitesi, sosyal adalet, kültürel süreklilik ve ortak gelecekle doğrudan ilgilidir. Bu nedenle bu mesele sadece turizmcilerin değil, herkesin meselesidir.
30 yılı yıla yakın süredir turizmin içinden biri olarak şunu çok net söyleyebilirim: Sürdürülebilirlik, sektörün dışında konuşulan teorik bir kavram değil. Tam tersine, turizmin bugün yaşadığı sorunların merkezinde duran bir çözüm modelidir.
- Sivil toplumun rolü her zamankinden daha önemli hale gelmiştir. Sürdürülebilir turizm konusunda farkındalık yaratmak, projeler üretmek ve gerçek dönüşümü desteklemek için kurulan kar amacı gütmeyen kuruluşların daha fazla katılımla güçlenmesi gerekmektedir.
- 2026’ya girerken en büyük ihtiyacımız; kamunun yalnızca hizmet sürelerini değil, önümüzdeki 10–20 yılı kapsayan, iklimi, toplumu ve ekonomiyi birlikte ele alan uzun vadeli stratejiler geliştirmesidir.
- Turizmin tüm aktörlerinin — kamu, özel sektör, yerel yönetimler, sivil toplum ve akademi — gerçek anlamda aynı masaya oturabilmesi gerekmektedir. “Ben daha iyisini yaparım” yaklaşımından çıkıp, “birlikte neler başarabiliriz, nasıl dönüştürebiliriz?” diyebildiğimiz anda gerçek ilerleme başlayacaktır.
- Destinasyonların yarattığı ekonomik değerin, yeniden o destinasyonun korunması, geliştirilmesi ve yerel yaşamın güçlendirilmesi için kullanılması ise sürdürülebilirliğin olmazsa olmasıdır..
- En kritik konu: Türkiye’de ekonomik istikrar konusunda ciddi sıkıntılar yaşayan turizm endüstrisine, sürdürülebilir turizmin sadece çevre demek olmadığı anlatılması gerekliliğidir.
Sürdürülebilir Turizmin Faydaları

- Sürdürülebilir turizm; doğru planlandığında mevsimselliği azaltan, geliri yıl içine yayan, yerel ekonomiyi güçlendiren ve sektöre istikrar kazandıran bir sistemdir.
- Yani sürdürülebilirlik turizm sektörü için bir maliyet değil; geleceğini güvence altına alma biçimidir.
2026’nın; daha uzun vadeli düşünebildiğimiz, birlikte üretmeyi öğrendiğimiz ve sürdürülebilirliği gerçekten bir ekonomik, sosyal ve çevresel çözüm olarak hayata geçirdiğimiz bir yıl olmasını diliyorum. Bu vesileyle herkesi; TUSDER – Turizmde Sürdürülebilirlik Derneği’ne üye olmaya ve Ocak ayında gerçekleştireceğimiz Genel Kurulumuza katılmaya davet ediyorum.









