Ecem Dilan Köse

Art Niyetli Sohbetler: Ecem Dilan Köse

Güncelleme Tarihi: 13 Nisan 2024


Kültür sanat ve sürdürülebilirlik, birbirine sıkı sıkıya bağlı kavramlar. Sürdürülebilir bir yaşam sürebilmek için yaşam tarzımızı sanatın her ögesiyle beslememiz gerekiyor. Bunu bildiğimiz için PlumeMag olarak kurulduğumuz günden beri kültür sanat etkinliklerine değinmeye çalışıyor ve sanatçıların yanında yer alıyoruz.

Platformumuzda da en değer verdiğimiz kategorilerimizden biri olan Kültür-Sanat kategorimizin sponsoru Mey|Diageo’nun katkılarıyla Art Niyetli Sohbetler serisine imza attık. Serimizin sekizinci bölümünde ise konuğumuz kamusal alanda ve marka iş birliklerinde sıkça ismini duyduğumuz Ecem Dilan Köse.

Bugün seninle yeni medya üzerine konuşmak. Senin de işlerin biraz bu dönemde yoğunlaştı, daha fazla görüyoruz. Yeni medya sanatı tanımı üzerinden, yeni medya sanatçılığı, kadın olarak yeni medyada yer almak gibi başlıkları aslında açmak istiyorum. İlk önce tanımla başlamak istiyorum. “Yeni medya” tanımını sen nasıl görüyorsun, doğru buluyor musun?

Yeni medya diye bir şey benim aklıma hiç yatmıyor. Çünkü zaten medya; yeni zamanda, günümüzde olan biten şeylerin hepsini kapsıyor. Bunun yenisi nasıl olabilir diye düşünüyorum… “Yeni medya” söylemi hiç içimden gelmese de bazen kolay anlaşılmak için devam ettiriyorum. Ama günümüz sanatı var yani… “Medya sanatı”… Zaten kullandığımız bütün araçlar artık subgenre’lere (alt türlere) ayrılmaya da başladı. Bu yüzden böyle bunların yeniden yeniden söylemi farklı alanlara yönlendirme konusunda gayet güçlüler. O yüzden yeni medya sanatı demek bana biraz saçma geliyor. Aynı şekilde dijital sanat demek de saçma geliyor. Mümkün olduğunca şunu söylemeye çalışıyorum; sanatçıyım… Sanat alanında çalışıyorum. Ama bazen kolay anlaşılmak için bunları kullanıyoruz.

Peki, seni hiç bilmeyen ve şu anda sanat dünyasıyla da çok bağlantılı olmayan birisine ne yaptığını anlatırken nasıl bir tanımlama yapıyorsun?

Ben sanatçıyım diyorum. Kavramsal konuları, kavramsal alanda çalışmalarımızı teknolojiyle birlikte yaptığımı söylüyorum. Bunun günümüz malzemeleri ve araçlarıyla ilgili olduğunu söylüyorum. Çünkü öyle… Aslında ben kavramsal bir şeyler yapıyorum. Fakat teknoloji kullanıyorum bunu yaparken. Yeni araçlar kullanıyorum. Bazen heykel de yapıyorum. Bazen interaktif bir şey de yapıyorum. Bunların hepsini bir şeyde sınırlayamam ki… Artık öyle bir dünyada yaşamıyoruz çünkü.

“Buraların İyileşmesi İçin Sanat Güzel Bir Yer.”

dijital sanatçı

“Kavramsal” dedin. Bence burası önemli… Çünkü ben bunu çok düşünüyorum. Günümüzde genel olarak gördüğüm işlerin çoğu kavramsal. Burada da aslında biraz günün zorlukları, şartlarıyla bunun bağlantılı olduğunu düşünüyorum. Sadece bunun dijital sanat olmasıyla değil… Sanki zor bir dönemin, sanatçıların ifadesindeki sınırlamalarının getirdiği bir sonuç olarak değerlendirsem doğru olur mu?

Bu kadar genel bir şey söylenebilir mi bilemiyorum. Ama şunu biliyorum ki sanatçılar, üretim yapan herkes sıkışık zamanlarda daha yüksek sesle konuşuyorlar. O yüzden belki bu hissiniz bu sıkışık zamanları doğru anlatıyor olabilir. Kendi sanat eserlerimi kendimi iyileştirdiğim, kendime iyi gelsin ve bana iyi gelirken başkalarına iyi gelme biçimleri oluşturayım diye kurardım. Daha sonra, özellikle son bir senede fark etmeye başladım ki benim kendimle olan dertlerimin ya da iyileştireceğim şeylerin yanına kocaman dünyanın iyileşmesini dilediğim şeyler gelmiş. Bundan bahsediyorsunuz sanırım…

Buraların iyileşmesi için sanat güzel bir yer, güzel bir yol. Mesela geçtiğimiz sene uzun bir seyahatler silsilesinin ardından hiç tahmin etmediğim fiziksel bir iş yaptım. Stres toplarıyla Bütün Dünyanın Stresi dediğim bir yerleştirme yaptım. Bunu niye yaptım? Nasıl yaptım? Aslında onu söylemek istedim yani… “Dünyanın derdi buna dönmüş ve bunu istemiyorum.” demek istedim. Sanki böyle bir söyleme arzusu o sıkışıklık…

“Bunu Hep Birlikte Kıracağız!”

art niyetli sohbetler

Senin tanımını sevmediğin ama dijital medya, dijital medya sanatı veya dijital sanat daha çok erkeklerle özdeşleştirilen bir şey. Çünkü sanki teknoloji ve dijital olan her şey erkeğin çok daha hakim olduğu bir konu. Sen dijital sanat çevresinde Türkiye’deki öncü kadınlardansın ve kadın olarak bu unvanları almak, bu tanımlamaların içerisinde olmak gerçek hayatta nasıl bir şey?

Öncelikle bunu hep birlikte kıracağız! Başlarda bizim alanda çok fazla kadın olmaması güzel bir şey değildi yani… Düşünsenize yalnızsınız. Workshoplara giderdim ve tektim. Bir sürü erkek… Ama bir yandan da cinsiyetsiz bir iletişime sahibim. O yüzden çok da bunun farklarını anlamazdım. Ta ki iş hayatına, ciddi bir yaşama girene kadar… Bunu böyle çok göze sokmak istemesem de kadın-erkek konusu hala konuşulması ve çözülmesi gereken bir konu. Bunu görebiliyorum. Ama bunun içinde de eğer bir temsilci isem yada bir şeylere önayak olduysam var olmaktan keyif alıyorum.

Şunu istiyorum ki herkesin bunu yapabildiğini, bütün kadınların yapabildiğini görmesi, korkmaması, rahatça söylenmesi, bazı normlardan uzaklaşılması önemli. Mesela şöyle algılar var; teknolojiyle erkekler ilgilenir. Öyle bir şey yok! Çalıştığım çok çok iyi, teknoloji alanında gelişmiş kadınlar var. Bunların öne çıkması gerekir. Bazı yargılardan, önyargılardan kurtulmamız lazım. Yoksa zaten olmayacak… Yani ne konuşuyoruz o zaman. (Gülüşmeler)

Hepimiz varız. Her alanda hepimiz varız. Bu eşitliği görmemiz lazım.

“Buraya Gelmek Kolay Değildi.”

digital art sergi

Peki tanımlamaları, senin sevmediğin tanımlamaları bir kenara bırakarak… 21. yüzyılda Türkiye’de yaşayan bir sanatçı olarak ve dijital ağırlıklı işler yaparak nasıl ayakta durabiliyorsun? Maddi olarak bu seni doyuruyor mu? Bununla ilgili insanlar, seni beğenen ve senin gibi sektörde var olmak isteyen insanlar için açık ve aydınlatıcı bir cevap rica edebilir miyim? Genelde bu etrafından dönülen bir şey oluyor. Hayatını nasıl kazanıyorsun, kazanabiliyor musun?

Tabii, hayattayım ve keyfim çok yerinde. Bu tamam… Ama bunu nasıl yapıyorsunuz sorusu eğer sadece sanatla mı? derseniz, her geçen gün daha çok sanatla diyebileceğim ama bunun yanında ticari olarak, sanat yaparken kullandığım özellikleri başkalarıyla da paylaştığım işler yapıyorum. Bundan şikayet de etmiyorum. Çünkü sahip olduğum bazı özellikleri sadece kendi sanatım için kullanmak da bir çeşit bencillik olurdu. O yüzden onları kullanmaktan keyif alıyorum. Ama bütün her şeyin başında buraları düşünmeden yola çıkmıştım ve tatmini bambaşka yerlerdeydi. Buranın tatminini sorarsanız, benden daha büyük bir şeye hizmet ettiğim hissi benim için her şeyi anlamlı kılıyor. Bunun için devam edebileceğimi düşündüğüm bir yer.

Mesela şimdi bunların hepsini gördükten sonra, acaba başlarda da bunu ister miydim? sorusuna cevap veremiyorum… Kendime böyle bir soru soruyorum, ama cevap veremiyorum. Çünkü zor… Buraya gelmek kolay değildi. Ne yaşadığımı bir ben biliyorum! (Gülüşmeler)

İşte ben de oraları aslında biraz dışarı yansıtmayı önemsiyorum. Çünkü dışarıdan çok farklı algılanabiliyor her meslek dalı. Sen hem kamuya işler yapan hem de özel sektörde sanattan bağımsız çalışan birisin. Ama sanat üzerinden marka iş birlikleri de yapıyorsun. Bunlar senin sanatçı olarak konumlanmanı nasıl etkiliyor? Nasıl tepkiler geliyor? Bizim insanımız böyle bakarak eleştirmeyi de çok sever… Senin için buralardaki artılar ve rahatsızlık duyduğun noktalar neler mesela?

Ben özellikle marka iş birliklerinde kendi sanatımı icra ettiğim zaman şundan hoşlanıyorum; kendi sanatımı icra edeceğim bir alan buldum. Bir söylemim varsa bunu söyleyecek bir mecradır benim için ve bir fırsat… Bunu çok eğlenceli bir şekilde yapıyorum. Fakat dışarıdan gördüğüm, insanlardan aldığım tepkiler içi ne kadar dolu olursa olsun, söylediğim şeylerin, gösterdiğim şeylerin altı ne kadar çalışılmış, ne kadar dolu, ne kadar okunmuş, üstüne ne kadar emek verilmiş olursa olsun… “Ecem de biraz ticari işler yapıyor.” gibi bir yere konumlayıp daha elitist gördükleri bir sanat kanalından mahrum bırakıyorlar. Yada oraya sizi pek de almak istemiyorlar açıkçası…

Mukayese yapmıyorum; oradaki sanatçılar, buradaki sanatçılar… Hepimiz aynı şeye hizmet ediyoruz gibi düşünüyorum. Ama bir yandan da içten içe böyle bir fark olduğunu hissediyorum. Günün sonunda aslında beni bağlamıyor. Sanatımı yaptığım sürece özgürüm diye düşünüyorum.

Şunu da biliyorum; inancım bu şekilde, öyle bir şey yaparım ki kimse o başarıya karşı kayıtsız kalamaz. Zaten düşünüyorum, bütün sanat kariyerim boyunca bir iş yapsam, gerçek bir iş yapsam hepimizin hissedeceği ve bir şeyleri değiştirecek… Herhalde huzurlu ölebilirim artık. O zamanı bekliyorum. O zaman için çalışıyorum.

“O” işe yakın işin var mı peki şu ana kadar?

Bilmiyorum… Öyle diyemem. Hepsi küçük küçük, adım adım gidiyor ama. Beni değiştiren işler var. Her işim galiba o işe yaklaştırıyor.

“Şimdi Güzeli Yıkmanın da Belki Tam Sırası…”

dijital sergi

Özellikle pandemi döneminde galerilerin kapanması, sanat alanlarının erişime kapalı olması, işte müzelerin kapalı olması vs. biraz dijital sanata, NFT’ye çekti insanları ve çok hızlı bir gelir modeli olabileceğini düşünen birçok insan da hem girişim tarafında hem de yatırım tarafında çok aktif rol aldı. Sonradan bazı balonlar söndü ve şu an elimizde kalan durumda en çok konuşulan şey yapay zeka… Yapay zekadan sen de faydalanıyorsun ve yapay zekadan çok serzenişte bulunanlar var. “İşimizi elimizden alacak.” Kreatif tarafta da sanatta sanatçının rolü vs.

Ben böyle düşünmüyorum. Yapay zekanın bir tool (alet) olduğunu ve sanatçının zaten meseleden bağımsız sanatçılık unvanına da sahip olamayacağını düşünüyorum. Burada yapay zeka kullanan bir sanatçı olarak senin bakış açın ne?

Yapay zeka internete bağlanmadan önce gerçekten benim için araçtı ve onu kullanmaktan keyif alıyordum. Daha sonra, internete bağlandıktan sonra açıkçası biraz sarsıldım ve korktum. Çok optimist yaklaşmadığım bir yere gitti. Artık o araç; neredeyse bir silah gibi, barut gibi davranabilecek duruma gelmişti. Sizin naif bir görsel üretiminizin dışında başka şeyler için kullanılabilecek bir araca dönüşmüştü. Bunu tehlikeli buluyordum. Hala buluyorum… Bunun regüle edilmesi gerektiğini düşünüyordum. İnsanlık adına korkuyordum açıkçası.

Ama daha sonra, eğer kolektif bilinç geliştiriyorsak, insan olmak bir yerde birlik ile alakalı bir şeyse ve bu düşünsel/zihinsel bir bütünlükse… Bu ego nereden geliyor? İnsanlığın iradesi, egosu nereden geliyor? Bunu tek başına yapay zeka da yapabilir… Gibi bir yerde sakinleştim.

Şimdi evet, kullanmak konusunda sakinim. Ama bir araç olarak kendi sanat pratiğimde nasıl kullandığım sorusuna gelince çok açık olmamakla beraber, biraz konservatif şeyler taşımakla beraber kullanmaktan çekinmiyorum. Sonuç itibariyle sanat öyle bir şey değil. Size de bağlı bir şey ya… Onun kontrolü yada kontrolsüzlüğü gayet de özgür bir alan.

Bunların tamamının yanında yapay zeka o kadar güzel şeyler yapıyor ki, şimdi güzeli yıkmanın da belki tam sırası. Senelerce şeyi fark ediyorum; güzel bir şey yapmak, kendimce bir estetik geliştirmek için bazı özgürlüklerden kendimi geri tutmuşum. Kendimce bir güzel arayışım olmuş. Halbuki benim kökenim o kadar güzellikle, muhteşem bir estetikle yetiştirmemiş de beni… Tamam, o zaman yapay zekanın sana bu kadar güzeli ulaştırdığı bir yerde belki de bunu kırarak özüme de daha yaklaşabilir, daha barışık hale gelebilirim.

Bizim göçebe kültürümüzün o kadar da estetik öğeleri yok. Çok estetik öğeleri de var. Şimdi bu ikisi arasında bir düşünsel yolculuktayım.

Zaten sanatta bütün dönemlerde kırılma noktalarında hep ileri gidildikten sonra onu yıkıp yeni bir şey yapmak var. Veya yeni medyumlar… İşte empresyonizmde tüp boyaların çıkıp insanların artık dışarıda resim yapabilmesinden, ready-made’de tablolardan sıkılıp herhangi bir objenin eserleştirilmesi gibi belki de şu an da öyle bir dönüm noktasındayız. İşte bu tanımlamalarla, sanatın içeriğiyle… 

Ama ben yine de her zaman sanatçıdan bağımsız sanat olmayacağına inanıyorum. Herhangi birisinin AI ile bir sanatçıyı geçebileceğini düşünmüyorum. Çünkü kim ne derse desin sanatın içinde bir muhaliflik mutlaka vardır. Mevcut sisteme muhalif olup bir meseleyi sırtlamakla sanatçı olunuyor. Diğerleri daha çok tasarım ve “süsçü” diyeyim, o sektörlerde oluyor. Yani sanatçının şu an korkması gereken değil, mücadele etmesi gereken bir alan var diyerek bitirebilir miyiz senin de yorumunla?

Üretilen her şey, üretim varsa bana güzel geliyor. O yüzden bu sanatmış, tasarımmış, süsmüş… Hiçbir önemi yok. Ama bir yandan da ben bir sanatçıyım ve ürettiğim şeylerin sanat eseri olarak konumlanması üzerine çalışıyorum. Bütün yaşayışımı buna vermişim… O yüzden bunun sanat eseri olduğu aşikar yani…

Eklemek istediğin bir şey var mı?

Teknolojinin gelişimi konusunda bir şeyler söylemek isterim… Teknolojinin gelişimi bizi korkutabilir. Bazen çok birlikte olduğumuzu düşündüğümüz anlarımızın, bizi yakınlaştırdığını düşündüğümüz anlarımızın bile içinde bizi yalnızlaştırabilir. Buralarda bazı kesin olarak bildiğimiz özsel şeyleri unutmadan teknoloji ile devam etmek bana iyi gibi geliyor. Bir hatırlatma yapmak istedim…

Peki, senin alanında işler üreten… Hem dijital hem ses. Çoklu enstalasyonlar diyebiliriz aslında değil mi? Sanatçılar nerelerden beslenebilir? Oluşumlar veya takip edilebilecek bazı siteler olabilir. Buna benzer birkaç öneride bulunabilir misin?

Hemen net bir şey aklıma gelmedi. O yüzden genel bir cevap vereceğim. İnternet şu an cayır cayır! Bir sürü seçenek var. Yapay zekanın da etkisiyle içerikler inanılmaz fazla artıyor. Bu yüzden başa çıkmak, onların arasından seçim yapmak çok zor. Biraz böyle kişisel bir yerden, sevdikleri şeyler neredeyse oralara yönelmek, ana akım bir şeyde yol almamak da bir sanatçıyı farklı ve özgün kılacak şey olacaktır. O yüzden gençlere… Ben de gencim. (Gülüşmeler)

Gençlere söyleyeceğim şey, kendi sevdikleri şeylerin izinde bir şeyler aramak ve bulmak… Böyle kan çeker ya! (Gülüşmeler)

Konuk olduğun için çok teşekkür ediyorum Ecem. Peki senin işlerini şu an nerede görebiliriz? Onu da söyleyip öyle bitirelim.

Şu an başka büyük şeylere hazırlanıyorum. Şu an için Dijital Deneyim Müzesi’nde görebiliriz.